Zeynep Nur KÜÇÜK


AZİMLİ KIZ

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


Bir gün Zafer Bayramımızı kutluyoruz.Ben töreni ön sıralardan izleyebilmek için erkenden tören alanına gittim. Ön sıralardan boş bulduğum bir sandalyeye hemen çöktüm. Buradan sahneyi rahatlıklar görebiliyorum. Birkaç sıra önde protokolün oturacağı koltuklar var. Etrafıma bakınarak, beklemeye başladım.

Kalabalık git gide artıyor. Yanıma bir baba ile kızı geldi. Göz ucu ile onları inceliyorum. Baba, kızının kolunu yavaşça bırakarak boş sandalyeye oturttu sonra da kendi oturdu. Oturduğum yerin analizini yapıyorum içimden. Gözüm Atam’ın koca portresinde, keskin bakışları üzerimde. Kafam dik, göğsüm ilerde “İzindeyiz!..” diyerek selamlıyorum. Ellerde bayraklar, balonlar, yüzlerde gülücükler… Bayram coşkusu tek yürekte atıyor. Son kontroller yapılıyor, sunucu “sesss, ssseeeesss, biiir, ikiii, üç…” diye mikrofonu deniyor. Protokol gelip, kendileri için ayrılan koltuklara oturuyorlar. Saat ilerliyor, kalabalık artıyor.

                İnsanların birbirini süzmesi bitti. Saygı duruşu ve İstiklal Marşımızın okunmasının ardından sunucu tek tek konuşmacıları sahneye davet ediyor. Protokol konuşmalarını yapıp, halkın bayramını kutluyor. Önümüze birileri geçiyor. Bizim görüşümüz kapanıyor, yanımda oturan baba müdahale ediyor. Önümüzden çekiliyorlar. Tekrar birileri geçiyor, yanımda oturan kız ayağa kalkmak istiyor, zorlanıyor, konuşup önümüzdekilere “Çekilin!” demek istiyor ama konuşamıyor. Ses var ama kelimeleri telaffuz edemiyor. Baba, kızını çekiştirerek, oturtuyor. Sonra kendisi ayağa kalkıp, önümüze geçenlerin omuzlarına dokunarak, çekilmelerini istiyor. Onlarda çekiliyorlar.

                Konuşmacılar ayağa kalkarak konuşuyorlar, ellerinde mikrofon var.Önümüz ara sıra kapansa da konuşmalar rahatlıkla duyuluyor. Şimdi de fotoğraf çekmek için birileri geçiyor. Su, simit, balon, bayrak satan satıcılar, koltukların arasından yavaş yavaş ilerlemeye çalışıyor. Önümüze geçenleri engellemenin imkânı yok. Bu insanlara engel olmak için yanımda oturan kız kendini parçalıyor. Bir kişi daha geçiyor önümüze, kız aksayarak ayağa fırlıyor. Babası çekip oturmak istiyor ama kız çok sinirli öndeki insanları itiyor. Herkes ona bakıyor. Haline bakıp anlıyorlar. Öne, en öne doğru ilerliyor, protokol koltuklarına doğru.  Vali beyin dikkatini çekiyor, el işareti yapıyor. Görevliler bir sandalye getiriyor, vali bey ve tüm protokol ayakta, sandalye için yer açıyorlar. Sunucu konuşmasını kesiyor ve protokolün oturmasını bekliyor. Engelli kız ve babası, vali beyin ve belediye başkanının yanına oturuyorlar.Program tekrar kaldığı yerden devam ediyor.

                Engelli deyip geçmeyelim, kafamızı, gözümüzü çevirerek görmezden gelmeyelim. Onlarında öyle kocaman yürekleri, öyle büyük idealleri var ki… Ve bu olaydan sonra anladım ki onlar hedeflerine ulaşmak için çok çabalıyorlar. Pes etmek yok engelsizlerin kitabında. Çalışıp çabalıyorlar, sesleri çıkmasa da, elleri ayakları tutmasa da başarıyorlar.

                Balık deryadadır,  su nedir bilmez hesabı, farkında değiliz sahip olduğumuz nimetlerin. Ufacık sıkıntıları bile gözümüzde büyütüyor, oflayıp, pufluyoruz. Konuştuğumuzun, yürüdüğümüzün, attığımızın, tuttuğumuzun farkında bile değiliz. Kafamızı kaldırıp bir de etrafımıza bakalım. O koca yürekli insanlara…. Acımak için değil, onların mücadelelerinden, sabır ve azim dolu hayatlarından ibret almak için bakalım.

                Ağızlarından bir sözcüğü çıkarmak için, bir kaşığı ağızlarına götürmek için, birkaç adım atmak için verdikleri mücadelelere bir bakalım. Çok sevdiğim bir abim, bir bardak suyu ağzıyla buluşturmak için iki elini ve vücudundaki bütün enerjiyi kullandı. Yardım etmeme ise müsaade etmedi, “Ben yapabilirim.” Dedi. Şimdi soruyorum size Allah aşkına hangimizin hayatı daha zor?

                Ufak sıkıntıları Kaf Dağı gibi gözümüzde büyütmek yerine, bu melek gibi insanlara bakıp, halimize bol bol şükretmemiz gerekmez mi? Bu sınav sadece onların sınavı değil, bizlerinde bu bedenin zekatını vermemiz gerekmez mi?Üzerinden atlayıp geçmek yerine yoldaki bir taşı kaldırsak, bir dedenin poşetine yardım etsek, bir tekerlekli sandalyeyi itsek,… Bu koca yürekleri meleklerin gözlerinin içine bakarak sıcacık bir gülümsesek. Samimi olsak, kafamızı çevirip gitmek yerine ellerinden tutsak.

                Seni hiç unutmayacağım azimli kız. Sen bana azmi öğrettin. Sen bana pes etmemeyi öğrettin. Ben de pes etmeyeceğim, senin gibi. Hedefin küçüğü büyüğü olmaz. Ben de hedefime ulaşmak için sonuna kadar mücadele edeceğim.

                Ya toprak ol

                Ya da su

                Sakın ateş olma.