Toprak
21.08.2020 13:09:28
Kaleminize sağlık hocam. Eskiden bir göz odada, bir sobanın başında ana-baba, çoluk-çocuk, kaynana-kaynata toplanırdı. Bir tencerede pişer, aynı tasa kaşık sunulurdu. Evde bet bereket vardı. Ana-babasının duası alınırdı. Ne ayağımıza taş değerdi, ne gözümüzden acı yaş akardı. Ne oldu bize? Koca evlere sığdıramadık atalarımız. Çeşit çeşit yer, diyar diyar gezer olduk ama gel gör ki tek başlarına, dört duvar arasına hapsettik onları...


İsmail Tufan


Yaşlıya Tokat

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


Prof. Dr. İsmail Tufan

Bakıcısı 65 yaşında, kendisi 95. Bakıcı da bakılan da bir kadın. Bakıcı kadın bakımını yaptığı kadına tokat atıyor, elinde bardakla kafasına vuruyor, dirseğini vuracak gibi yaparak 95 yaşındaki kadını azarlıyor. Bu sadece bir kişi, kim bilir dört duvar arasında yaşlılara hangi acılar çektiriliyor.

14 yıl önce yaptığımız bir araştırma geldi aklıma; o zaman evde yaşlılara uygulanan şiddetin izlerine rastladığımızı, bir ankette 107 yaşlının sessizliğini bozduğunu söylemiş, bunun toplum nezdinde 150.000-200.000 anlamına geldiğini vurgulamıştık.

Bunun üzerine yaşlı bakımının hastalık bakımı olmadığını, yaşlı bakımının aynı zamanda vicdani ve insani bağlantılarına dikkat çekmiş, gelişigüzel kişilerin yaşlı bakıcısı olarak çalıştırılmamalarını önermiş, yaşlı bakımının gerontolojik bir mesele olduğunun altını çizerek, bu işi organize etmede ve yürütmede üzerimize düşen görevi, hiçbir maddi karşılık beklemeden yerine getirmeye hazır olduğumuzu söylemiştik.

Ne oldu biliyor musunuz?  Hiçbir şey olmadı.

Sonra aradan yıllar geçti, yine bugün dile getirdiğim vakaya benzer birkaç video basında yayınlandı. Bunun ardında beylik laflar edenler oldu. O zaman, bu söylemlerden bir şey çıkmaz demiştik. Ve dediğimiz oldu. İki hafta kadar medyada ve sosyal medyada ahlak kesenler oldu, sonra eski tas eski hamam.

Gelin şu işi adam gibi halledelim. Yaşlı bakımı insani ve vicdani sorumluluk gerektirir. Yaşlı bakım teknikeri yetiştiren bir ülkeyiz. Yaşlı bakımının teknik kısmı başka, yaşlının bakımını yapmak ise bambaşkadır. Bizim “yeni bir bakım kültürüne” ihtiyacımız varır. Bunu 2006 yılında hazırladığım ve o dönemin bütün parti merkezlerine gönderdim.

Ne dediler biliyor musunuz? Hiçbir şey demediler.

Şimdi birkaç gün 95 yaşındaki kadına uygulanan şiddeti de tartışırız. Korona virüs salgınını unutmak için! Bizim ihtiyacımız olan yeni bakım kültürünü ağzımıza dahi almayacağımızdan adım kadar eminim.

Gerontoloji öğretimi veren, ama gerontologlara hala kamuda yeterli kadro vermeyen bir ülkeyiz. Milli servetle gençlere yükseköğretim verip, sonra onları adeta rafa kaldıran başka bir ülke var mıdır, diye geçiyor aklımdan. Varsa bile biz de onlar gibi olmaz zorunda mıyız?

Nüfusumuz hızlı bir şekilde yaşlanıyor. Korona salgını da yayılıyor. Nüfus istatistiklerimizi çok iyi takip ediyoruz; tıpkı korona virüs salgını istatistiklerini çok iyi takip ettiğimiz gibi! İstatistiklerden ders çıkarıyor muyuz? Nerdeee! Biz herkese ders veren ama kimseden dres almayan kişileriz. Bize bir şey öğretecek olan daha anasından doğmadı. Böyle düşünenler çok var.

Deprem uzmanlarını hatırlayın. Adamların – şimdiye kadar hep adamlar koşuyor – dilinde tüy bitti. Her gün uyarıyorlar. Korona virüs uzmanlarının dilinde tüy kalmadı, her gün yalvarırcasına uyarıyorlar. Sonra? Sonra dolmuşlara bir denetim, her birinden 20-30 kişi çıkıyor. Aziz Nesin geliyor aklıma. Acaba bu duruma ne derdi?...