İsmail Tufan


Yaşlıların Kıymeti ve Onlara Vefa Borcu 

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


Yunanistan dayaktan hoşlanan bir mazoşist gibi hareket etmeye devam ederse, korkarım ki bu arzusu karşılıksız kalmayacak. Laftan anlamayanın hakkı kötektir!
Geçen gün bir dostum şunları anlattı: 
Zaman zaman anneannemi hatırlar, İzmir’in işgalini ve kurtuluşunu anlatırken, anneannemin değişen yüz ifadesi, cümlelerindeki acıklı ve sevinçli ses tonları aklıma gelir. 
“Yunan askerleri İzmir’e ayak bastığında İzmir halkı ağlıyordu” diyen anneannemin Yunan komşuları(!) ile kötü hatıraları vardı. İşgalin ardından İzmir’e gelen Yunanlar, Türklerden boşalan, boşaltılan evlere yerleştirilmiş. Anneannem o zaman çocuk. İki katlı evlerinin ikinci katına bir Yunan ailesi taşınır. Böylece zorunlu bir komşuluk başlar.Zamanla çat pat Türkçe konuşmaya da başlarlar. 
Ordularımızın başarıları İzmir halkını sevince boğar, ama bunu işgal altındaki İzmir’de açıkça gösteremez. Buna karşın Yunan komşu, anneannemin annesine balkondan seslenir:
-    “Hatice hanum, Hatice hanum, Kemal’in kafasunu tencerede kaynatıp denize atacağuz.” 
Ne yapsın zavallı, büyük-büyükannem, susar, içine atar bu sözleri. Karşılık veremez, evde ağlar. 
-    “Kızlarımıza tecavüz ettiler, hamile kadınlarımızın karnını deştiler, erkeklerimizin kafasını kesip süngülerinin ucunda gezdirdiler” derken anneannemin sesi titrer, gözleri dolardı. 
İzmir halkı Mustafa Kemal’in ve ordusunun başarısını duyar, sevinir ve sevincini gösteremezdi. “Hatice hanum, Hatice hanum, …”, anneannem devam edemez, gözlerinden birkaç gözyaşı damlardı.
Uzun süreden beri özlemle beklenen gün nihayet gelmişti.“Mustafa Kemal’in önderliğinde ordularımızın İzmir’e yaklaştığı haberi dalga dalga yayılmaya başlamıştı, İzmirliler sokağa döküldü, kazanlar kuruldu, askerlerimize soğuk şerbetler hazırlandı” derken anneannenim gözlerinde kıvılcımlar çakardı. 
-    “Hatice hanum, Hatice hanum”

-    “Ne var?”

-    “Kemal geliyor, bizi öldürecek, bizi evinde sakla!”
Büyük-büyükannem buna kulak asmaz. “Kemal’in kafasını kaynatıp denize atacaktınız. İşte ayağınıza geliyor. Sizi saklayamam, kaçın kurtulun” demekle yetinir.
Sonra beklenen olur, Mustafa Kemal İzmir’e girer. 
-    Babam beni kaptığı gibi sokağa; herkes onu bekliyor. İğne atsan yere düşmez. İzmir böyle kalabalık görmedi. Üstü açık siyah bir araba göründü. Kalabalıkta ezilmeyeyim diye babam beni sırtına aldı. Mustafa Kemal’i orada gördüm. Tam önümüzde durdu arabası ve şöyle dedi: “Evlatlarım”, askerleri için böyle dedi, “yorgun ve terliler, soğuk şeyler içerek üşütmesinler, izin verin dinlensinler.” 
Anneannem toprak olalı 30 yıl oldu, ama anlattıklarıyla hala canlı, hala yaşıyor. İşte yaşlıların değeri budur. Kitaplarda anlatılmayanları bilir ve anlatarak nesilden nesile aktarırlar. Hem tarihi yaşatırlar hem de tarih onlarda yaşar. Sonra gün gelir toprak olurlar, ama anlattıklarıyla zaman zaman canlanarak, tarihi de canlandırırlar. Yunanistan’ın son günlerde yaptıkları, yine canlanan tarih olarak bana geri döndü.