İsmail Tufan


Yaşlılar, Yaşlılık, Yaşlanma ve Gerontolog

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


Prof. Dr. İsmail Tufan

 

Yaşlıların zamanı yoktur. Zaman darlığı geriye kalan yaşam süresinin azalmasından dolayı değildir. Daha ziyade yaşlılıkta değişen yaşam biçimi, yaşlının ekonomik koşullarında meydana gelen değişim ve yaşlılara zamanı değerlendirme olanaklarının kıtlığı, yaşlıların zaman darlığıyla karşı karşıya kalmalarına yol açmaktadır. Özellikle çalışma yaşamı sona erdikten sonra yaşlıların günlük yaşam düzeni bozulmaktadır ve “zaman yönetimi” konusunda sorunlarla karşı karşıya kalmaktadırlar.

Gündelik yaşam düzeni alt üst olmakla birlikte yaşlılardan vazgeçemeyiz. Bunu “yaşlıya saygı” kavramına indirgersek aklımızla alay etmiş oluruz. Yaşlıya saygımız var, ama gençler özellikle yaşlıların yaptığı yardımlara muhtaçtır. Mesela torunların bakımını dede ve nineler üstlenmese, gençlerin birçoğunun yaşam biçim de farklı olurdu.

Yaşlıları devamlı hasta ve bakıma muhtaçlık sorunuyla karşı karşıya olan şahıslar olarak gören gözleri kontrolden geçirmek lazım. Yaşlılar arasında ağır hasta ve bakıma muhtaç kişiler de var, ama yaşlılık bir hastalık değildir. Yaşlılar arasında bakıma muhtaçlık sorununun Türkiye’de yoğun olmasının sebebi yaşlılık değil, yaşam koşullarıdır. Yaşlılık öncesi yaşam döneminde sağlıksız ortamlarda yaşamış, kötü koşullarda çalışmış, dengesiz ve sağlıksız beslenmiş kişilerin sayısını azaltabilirsek, yaşlılığın önceliklerinin de değiştiğini belki fark ederiz. Belki burada en önemli kavramdır. Çünkü niyetimize bağlıdır. Görmek ve görmek istemek, farklı şeylerdir.

Havalar ısınınca kapı önünde oturup etrafta olup biteni pasif şekilde takip eden yaşlılara da rastlıyoruz. Büyük şehirlerimizde artık bu gelenek ortadan kalkmaya başladı, ama küçük kasaba ve köylerde hala bu davranışa rastlıyoruz. Erkek ve kadın fark etmiyor. Yaşlılar sıcak havalarda serin bir yer bulup toplanıyor ve sohbet edip, etraftaki olup biteni gözlemliyorlar. Fakat bunun “pasif” bir gözlem olmadığını belirtmek isterim. Onlar sadece bir sinema izler gibi etrafı izlemiyor. Aksine olup bitenin farkındadırlar ve gözlemlediklerini akıl ve tecrübe süzgeçlerinden geçirip yorumlamaktadırlar. Bunun sonucunda ise kendi gündelik yaşamlarında işlerine yarayan davranışlara yönelmektedirler.

Bunun adı “öğrenme”dir. İnsan hayatı boyunca öğrenir. İstese de istemese de öğrenir. Okuldaki öğrenme sistematiktir ve bir öğreticiye ihtiyaç vardır. Buna karşın insan gözlemlerinden edindiği tecrübelerle de öğrenir. Bu öğrenme biçimi sistematik değildir, ama yaşam tecrübesi dediğimiz, okul eğitiminin ötesine taşan, yaşandığı takdirde öğrenilen “yaşam bilgileriyle” doludur.

İnsanın ömür boyu öğrenme yolcuğundaki varlık olduğunu kabul ettiğimiz andan itibaren öğrenme kavramının gerdiği alanın da genişlediğini, çeşitlendiğini ve yeni bakış açılarının ortaya çıktığını görmüş oluruz. Böylece hastalık, sağlık, bakıma muhtaçlık gibi olguların da öğrenme kavramıyla yumuşadıklarını, yeni şekiller aldıklarını görebilir, kafamızdaki adeta mermere yontulmuşçasına duran “yaşlı” görüntüsünü parçalayabiliriz.

Bunu parçalamak sadece vatandaşa bir tavsiye değildir. Öncelikle yaşlanma ve yaşlılık alanında uzman olan, yaşlı hizmetlerine yaşlılara pratik yardım ve destekler sunan, yaşlanma ve yaşlılığı teorik düzlemde araştıranlara da bir öneridir. Bunu başaramadığımız takdirde yaşlanma ve yaşlılık ile ilgili önyargılarımızın taşlaşmış heykellerini yontmaktan başka bir iş yapamayız.

Nasıl ki evinde devrim yapamayan bir adamın ülkesinde devrim yapması mümkün değilse, aynı şekilde kafasındaki yaşlı heykellerini yıkmayı başaramayan uzmanların da, hangi alandan gelirse gelsin, yaşlıların sürekli çoğaldığı ülkemizde Gerontoloji alanında devrim yapma şansı sıfıra yakındır. Demografik devrimden söz edenlerin gerontolojik devrimi başarabilmesi iki şeye bağlıdır: Bilgiye ve niyete!

Büyük devrimler daima kendisinden önceki küçük adımların bir sonucudur. Bin kilometrelik yolu yürümek isteyenler ilk önce bir metreyi geride bırakmayı başarmalıdır (Çin atasözü). Bizim bunu örnek alarak Gerontolojide ufak ama düzenli adımlarla yola devam etmemiz gerekmektedir. Dünyadan önce ülke, toplum ve hatta evlerimize açılabilen bir Gerontolojinin yaratılmasını başarmalıyız.

Türkiye’de Gerontoloji tehlikededir. Gerontolojide liyakat sahipleri gerontolojik liyakatieksik ve hiç olmayanlar tarafından engellenmekte ve karalanmaktadırlar. Bu yetmiyormuş gibi Gerontoloji alanına sokulmaya çalışılan gerontolojik bilgi bir yana bilimle hiçbir bağlantısı olmayan bilgilerle Gerontoloji camiasının köküne dinamit yerleştirilmektedir. Bunun önüne geçebilmek için Gerontolojide yeni bir başlangıca acilen ihtiyaç vardır. Yoksa bütün işler boşa gidecektir.