İsmail Tufan


Yaşlılar ve Evlatlar

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


Herkes istediği gibi yaşlanabilir, ama hiç kimse başkasının nasıl yaşlanacağına karar veremez. Diğer taraftan yaşlanma sadece bireysel değil, aynı zamanda sosyal ve toplumsal bir olgudur.  Türkiye'de 2006 yılında ilk gerontoloji bölümünü kurduktan sonra gerontolojinindoğal bir süreç içerisinde gelişmesini istiyorduk; bunun önemini vurguluyor veilk gerontologkuşağının yetiştirilmesini ve bu kuşaktan başarılı olanların yeni kurulacak olan gerontolojibölümlerinde görevlendirilmesini öneriyorduk.

Artık önermiyoruz. Çünkü haklı gerekçelerimize kulaklarını tıkayanlar, yaşlanma ve yaşlılığı kendilerine alet olarak kullanmaya başladılar. Herkes daha iyi yaşlanmak istediği halde, bunun gerçekleşmesini sağlayacak bilgiye önem vermiyoruz. Yaşlanma ve yaşlılığı tekeline almanın uğraşını verenlere hiçbir şey önermiyoruz, ama mücadeleyi de bırakmadık. Sadece bildiğini okuyanlara bildiklerini okumaya devam etme fırsatını veriyoruz. Onlar bildiğini okudukça topluma açtıkları zararlar çoğalmaktadır. Fakat toplumuz bu zararları görmelidir. O zaman tekelciliğe meraklı olanlarla devam eden mücadelemizinhaklılığı anlaşılmış olacaktır. Vakit kaybedeceğiz, ama acı gerçeklerden yeni şeyler öğrenerek, hatadan geri dönmenin de faydalarını göreceğiz.

Yaşlanma olgusunun çok boyut niteliği, bizden farklı bakış açılarını talep ediyor. At gözlüğünü takıp, yaşlanmayı sadece belli bir bilimin “tünel bakışı” ile tarif ve izah edemeyiz. Nitekim edemediğimiz korona salgı sürecinde de görüldü. Yaşlı etiketini yapıştırdığımız insanları toplumdan soyutlayıp evlerine hapsettik. O insanların bundan göreceği zararın toplumun göreceği zarardan nispeten daha az olacağı varsayımından hareket edilerek, iki ay boyunca yaşlı damgasını vurduğumuz insanlara eziyet ettik. Sonuçta onları günah keçisi yaptık ve bundan hiçbir kazanç elde edemedik. Korona salgını devam ediyor. Yaşlılar suçlu ilan edilerek hiçbir yere varılamayacağını baştan itibaren söylediğimiz halde, bir kere daha sözlerimize kulaklarını tıkayanların bolluğu karşısında hayrete düşmedik. Beklediğimiz bir şeydi ve sürpriz olmadı.

Buna karşın evlerine hapsedilen yaşlılara korona salgını sürecinde hizmet sunduk. Yeni hizmet türlerini geliştirdik. Ve bunda başarılı olduk. Hatta bu süreçte bir ilk defa yaşlılara Kanal V’de program hazırladık. Binlerce yaşlı haftada iki gün sunduğumuz bu programı izlemektedir. Yaşlılardan gelen teşekkürlerin hepsine cevap verme şansımız olsaydı, aylarca bu cevapları vermek için uğraşmamız gerekirdi. Bütün bunlara rağmen yaşlılığı zan altında olmaktan kurtaramadık. Hala yaşlıların sokağa çıkmasını istemeyenler var. Kendilerini haklı çıkarmak için, “biz yaşlımızı seviyor ve sayıyoruz, bu yüzden korumak istiyoruz” diyorlar. Biz de bu kişilere şunu soruyoruz: Peki, yaşlıları sizden biz nasıl koruyacağız?

Sokağa çıkma yasağı resmen sona erdi, ama pratikte hala devam ediyor. Sözde yaşlısını korumak isteyen evlatlar, yaşlı ana babasına gizliden gizliye baskı uygulamaya devam ediyor. Bildikleri hiçbir şey yok, ama bilgiçlik taslıyorlar. Ana babasına hükümetin yanlış olduğunu anlayıp vazgeçtiği sokağa çıkma yasağını” uygulayan evlatlara sesleniyorum: Önce kendinizi korona virüsten koruyunuz, sonra yaşlınızı korumaya kalkışınız!  

Gerontolojik çalışma yaptığını söyleyen, ama yaşlanma ve yaşlılıktan hiçbir şey anlamayanlardan da, şunu talep ediyoruz: Safsatalarınızı kendinize saklayınız. Yayınladığınız her yanlış, vatandaşa ve topluma zarar veriyor. Madem ki “başarılı yaşlanmayı” çok iyi biliyorsunuz, o zaman tavsiyelerini önce kendiniz uygulayınız ve bize, bunların faydalı olduklarını kanıtlayınız.