İsmail Tufan


Yaşlılar Hakkında Güzel Hayallerimiz 

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


Yaşlılığın toplumsal bir problem olduğu konusunda şüpheleri olanların sayısı hiç de az değildir. Yaşlılığı sadece biyolojik yönüyle görebildikleri için buna kendileri inanmıştır ve başkalarını da buna inandırmaya çalışırlar. Yaşlılık tabii ki biyolojik bir olgudur, ama sade biyolojik bir sorun olsaydı, o zaman işimiz bir hayli kolaylaşacaktı. Çünkü biyolojik alanda yaşlılığın birçok sorunlu yönüne çözüm bulabildik. Biz değil tabii, başkaları buldu, biz de faydalanıyoruz. En azından bir iki asır öncesindeki insanlar gibi 30-40 yaşlarında ölenlerin sayısını belirgin şekilde aşağıya çekebildik. Bunda farmakolojinin önemli rolü oldu ve hala var. İlaçlarla pek çok erken gelebilecek ölümleri önleyebiliyor. 
Ortalama yaşam süresi gelişmiş ülkelerle neredeyse eşit seviyeye erişti. Yaşlıların yaşam refahı düzeyinde bir kıpırdama yaratmadık. Fakat erkekler 75 yıl, kadınlar 80 yıl doğuşta yaşam beklentisine sahipler. Nüfusumuzun %10’dan fazla 60 yaşına erişiyor. Buna karşın nasıl eriştikleri, yani hangi yaşam koşulları altında yaşadıkları, hangi sorunlarla başa çıkabildikleri ve çıkamadıkları soruları anlaşılan kimseyi pek ilgilendirmiyor. Yaşam süresini uzatmada elde edilen başarıyı artık sosyal refahın paylaşımına yansıtma vakti gelmiştir. 
Fırsat eşitliğinin yaşlılığın yüzünü güldürebilmesi için tüm yaşamı göz önüne alan sosyal politikalara yönelmek şarttır. Yaşlılık politikaları, “ömür boyu yaşlanma politikaları” olarak planlanmalı ve uygulanmalıdır. Yani sadece kâğıt üzerinde güzel görülen sosyal politikalarla yaşlılığın yüzünü güldüremeyiz. 
Ancak büyük bir sorunumuz var. Bu da gerontolojik araştırmalar yapmadan, elde avuçta ampirik bilgi olmadan yaşlılığın yüzünü güldüren sosyal politikalar gerçekleştirilemez. Masa başında bu işler planlanamaz. Yaşamın içine inilmesi, birey düzleminde nelerin olduğuna bakılması gerekiyor. Bu bakma işlemiz, karşıdan bakmak olmamalıdır. Bilimsel bir bakış olmalıdır. Yani teori ve yönteme bağlı bir bakış olması gerekir. Yaşlanma süreçlerine bilimsel bakışın kapsamında doğduğu günden ölünceye kadar yaşlanacak olan insanın eğitim, sosyal güvenlik, iş, dinlenme, tatil, serbest zaman, spor, eğence, topluma katılım, sağlık, konut, ulaşım ve daha pek çok beklentisi ve ihtiyaçlarını karşılayabilen sosyal politikalara ihtiyacımız var.
Yaşlılıkta ekonomik bağımlılık azaltılmalıdır ve yaşlılık yoksulluğuna çözüm getiren sosyal politikalara ağırlık verilmelidir. Topluma katılımı sadece günlük yaşama katılım veya “sokağa çıkmak” olarak kabul etmeyip, topluma katılım kavramının hakkını veren sosyal politikaların devreye sokulması gerekmektedir. Örneğin bütün belediyelerde “yaşlı komisyonu” kurulmalıdır. Yaşlı komisyonu her yıl belediye meclisine bir rapor hazırlayarak bölgede ikamet eden yaşlıların acil sorunlarını bildirmeli ve çözüm önerileri getirmelidir. Yaşlılar arasında bunalım, depresyon ve davranış sapması gösteren bireylere yardım eli uzatılmalı, sosyal ve psikolojik danışmanlık hizmetleri her belediye bulunmalıdır. Ağır hasta ve bakıma yaşlılara mobil sağlık, bakım ve beslenme hizmetlerinin de düşünülmesi gerekir. 
Öte yandan yaşlı insanların dini ve spritüal beklentilerinin de karşılanması iyi olur. Yaşlının durumundan, ruhsal halinden anlayan, yani yaşlanma ve yaşlılığın bedensel, ruhsal, sosyal, kültürel özellikleri üzerine bilgilendirilmiş din adamlarının kendi bölgelerindeki yaşlıların spesifik dini ve spritüal beklentilerini karşılayabilecek eğitimden geçirilmeleri gerekmektedir. Aynı şekilde sosyal hizmet uzmanı, hekim, hemşire, polis memuru gibi mesleklerde çalışanların da yaşlı toplumun beklentilerine cevap verebilecek bilgi ve beceriler kazanmaları sağlanmalıdır.
Biz sadece ekonomik başarılarımızla övünmekle yetinmeyecek kadar ve kültürümüzden gelen bir yaşlı saygısı kavramına sahibiz. Fakat bu kavramın da yeniden değerlendirilmesi gerekiyor. Sembolik özellikleri ağır basan saygıdan somut özellikleri ağır basan yeni bir “yaşlıya saygı” kavramını tanımlamalıyız. Bu tanımı ne kadar iyi yapabilirsek ve tanımlarımıza ne kadar sadık kalır, tanımın gereklerini yerine getirebilirse, yaşlılığın yüzünü güldürecek hamleleri yapma şansımızı da o kadar arttırmış olacağız. 
Eleanor Roosvelt, “Yarınlar hayalleri güzel olanların olacaktır” diyor ve ben buna kısmen katılıyorum. Kısmen, çünkü sadece hayallerle olmuyor. Hayallerin gerçekleşmesi gerekiyor. Ülkemizde hayalleri güzel olanlarda bir kıtlık yoktur. Sadece hayallerini gerçekleştirme olanaklarındaki kıtlık, ürkütücü boyutlardadır. Bugünkü yaşlıların kötü durumunda, onlarla bağlantılı güzel hayallerimizi gerçekleştirememiş olmamızın da payının bulunduğunu unutmamak gerekir.