Zeynep Nur Küçük
15.08.2020 23:26:10
Çok haklısınız Hocam, yazmak bir tutkudur. Bizler küçük senaryoları yazmak için uğraşırken, Ebedi Güç Sahibi ise kader kitabını noktalamıştır. Kaleminiz keskin, mürekkebiniz bol olsun...


Misafir Kalemler


YAŞADIKÇA    

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı- Emin SALMAN


İlk başlangıçların her zaman zor olduğunu biliyorum.yeni bir öyküye başlamak,yeni bir hayata başlamak gibidir.Belirsizliklerle yüklüdür. Sizi nereye sürükleyeceğini bilemezsiniz.Karşılaşacağınız kişiler,mekanlar,olaylar ürkütür insanı.Yinede sonuçlarını düşünmeden başlarsınız.Veya kendinizi başlamak zorunda hissedersiniz.Bu bir serüvendir.O serüvenden yoksun kalmanın endişesini ömrünüzce yaşamak istemezsiniz.Önünüze çıkacak engelleri,güçlükleri aşmanın yollarını arar durusunuz.

                 Yazma serüvenine bir bulaştınız mı,ondan kopamaz,ayrı düşemezsiniz.Her ayrılık bir boşluk yaratır zihinde ve yaşamda.Kanadı kırık bir kuşa dönersiniz.Zihninize takılan her olay kemirir durur…Yakanıza yapışır,hesap sorar sizden.Veya siz kendinizi sözcüklere bıraktığınızda ağır yükten kurtulursunuz.Bu durum hem kendinize duyduğunuz bir sorumluluk,hem de bir zorunluluk haline dönüşür.En iyisi bir an önce kağıda aktarıp yükten kurtulmak gerekir.

               Bir çok insan hayatının bir roman olduğunu sıkça dile getirir.Belki de sıradan,anlamsız konular ve yaşantısı onun için bir roman değerindedir.Bana kalırsa bahsi geçen insanların çoğunun yaşamı bir öykülük değeri aşmaz.Zaten onlarda bunu bildiklerinden,anlatmaya başladıklarında birkaç satır sonra tıkanıp kalırlar.Hem yaşantıları,hem de zihinleri boştur.

              Yazarken,gözlemlerden ev yaşantından yola çıkılarak kurgulamak en iyisi…Kendine ait bir kurgu,kendine ait bir tema zenginliği,kendine ait bir olaylar zinciri yaratmak…Gerisi çorap söküğü gibi gelir.Bu arada sözcükleri yerinde ve zamanında kullanmanın maharetini söylememe bilmem gerek var mı?...Sanatsal bir dokunuş,edebi bir dil,kurgu ve anlatım…Meramınızı ifade zorluğu çekiyorsanız hiç girişmeyin,yarı yolda kalabilirsiniz.

              Olayların sizi sürükleyeceği yere gitmeye kalkışırsanız,belirsizlikle karşılaşma riskini de göze almalısınız.Bu nedenle,birazda siz olaya kendinizce yön vermeye bakın.

              Ne zaman masanın başına oturup yazmaya başlasam huzura eriyorum.Sükunet ve ferahlık…Yürekle beynin buluşması diyorum ben buna.Kanatlanır,masmavi gökyüzünün sonsuzluğuna uçarım.Kavgadan,gürültüden uzak…Ben ,kendimce buna Nirvana yolculuğu diyorum.Sessizlik…Tanrıyla buluşma veya kendinle buluşma…Hangisi inancınıza uygunsa…İnsanlardan kopuk,kendinle bütünleşmek…

             Beynin ve ruhun karamsarlıktan,kötümserlikten arınması,aydınlıkla ışıkla buluşması.Nur’a kavuşma veya ulaşma…Huzur var. Kin, öfke, intikam, hüzün, keder… Kendiliğinden başlarını alıp başka diyarlara yolculuk yapıyorlar. Yüreğimi saran coşkudan, sevinçten içim içime sığmıyor.

             Yolculuklar yorucudur. İnsan ruhuna yapılanı bitkin düşürür sizi… Onun dünyasına girmek, onunla birlikte yaşamak, onun bir parçasına dönüşmek… Ancak,olayı ve yaşamı gerçekçi olarak sözcüklere dökmek istiyorsan onunla yaşadığını hissetmelisin, hissettirmelisin.

             

 

 

 

 

 

 

                                                                                                                                                   2

 

           Başlangıçlar zordur.Çoğu kez sorumlusu olmadığımız sorunlarla yola çıkarsınız. Ancak,şunu kesinlikle unutmayalım ki ne bütün sorunların kaynağı ne sizsiniz,nede bütün sorunları yalnız başınıza siz çözebilirsiniz. Bu nedenle makul olmakta yarar var. Ayrıca kişi taşıyabileceği kadar yükün altında ayakta kalabilir.Dizlerinizin bağının çözülmesini, eğilmek, bükülmek ve aman dilemek istemiyorsanız gücünüzü bilin.

         Zamanın akışına engel olamayız. Ayrıca  aynı olayı ikinci kez yaşama şansımız da yok. "Tarih tekkerrürden ibarettir" söylemi koca bir yalandır.Aynı nehrin sularından nasıl ki iki kez yıkanılmazsa,yaşamında ikinci bir tekrarı yoktur.

         Yaşanılanın anlamlı kılınması gerek.Ancak, o kadar hovardaca yaşıyoruz ki, zamanın ve ömrün tükenişinin farkına vardığımızda, geriye dönüşü olmayan bir yolun sonundayız artık. Pişmanlıklarımız, keşkelerimizle birlikte sonraki nesiller için anı değeri bile olmayacak geçmiş geride kalmıştır, artık. Hatırlanmaya değer geçmişimiz dar bir alanda varlığını sürdürmeye dirense de zamana yenik düşmekten kurtulamaz.

         Hayat kısa gerçeğini unuturuz. Kendimizi gezegenin merkezine yerleştirir, biz olmasak düzenin sürmeyeceğini, dünyanın dönmeyeceğini sanırız. Kendinden menkul gücümüzle bütün gezegene hükmettiğimi düşünürüz. Hoş, hükmetsek ne olacak ki!.. Tarih, ”ebedi” hükümdarların yok oluşlarının hazin öyküleriyle doludur. İnsanlar gibi ebediyet masalıyla bize yutturulan devletlerin ve onların “ebedi” şeflerinin hükümleri de ömürlüktür. ”Ebedi” diye bir şey yoktur. Bu masalında hükmü tükenmiştir.

       Her dönemin masalı değişiyor. Ve hiçbir masal sonsuza değin sürmüyor. Ancak,aktörler değişse de yalanlar tükenmiyor. Şu kısacık ömrümde duyduğum yalanlardan dolayı gerçeklerden  şüphe eder oldum.

 

 

 

 

                                                                                                       

 

                                                                                                             EMİN SALMAN