Mustafa Teke
19.02.2021 17:32:32
Yazılarınızı zevk ve istekle okuyorum.O kadar güzel bir üslupla dile getiriliyor ki aynı zamanda heyecanlıydım.Ayrica yazılarınız eğitici ve düşündürücü.Ceyhun Atuf Kansu ,Kırşehir,lidir.

Gülin
21.02.2021 14:11:31
Çok güzel bir yazı olmuş Vahit arkadaşim,kalemine sağlık.....


Vahit Doğan


“Yara”

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


“Nerde o gül gülerek geldiği demler şimdi
Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz”  

İnsan; yıllar geçse de yüreğinde kapanmayan yaraları hatırlar. Çoğu zaman o yaralar hiç iyileşmez; bazen de hisler gibi kaybolup gider.
İnsan geriye dönüp bakınca şairin dediği gibi değil aslında, yani mutlu olduğu günleri değil, daha çok hüzünlü zamanlarını hatırlar. 
Şimdi anlatacağım hikâye 1963 yılında geçiyor:          "Köydeki evimiz kerpiçten örülü küçücük bir yapıydı. Bu küçücük evde iki aile birden yaşıyorduk. 
Kayınbiraderimin oğlunun nişanı var. Sırtımda 2 yaşındaki oğlum Saffet, elinden tuttuğum kızım Melek ile birlikte evimize biraz uzak mesafedeki nişan yapılacak eve gidiyordum. Bir anda yerde kaldım. Birkaç dakika sonra ayağa kalktım. Yürümeye devam ediyordum ki, etrafımdaki insanlar üstümün kanadığını söylediler. Bir acı hissetmiyordum ancak gerçekten üstüm başımın kan içinde olduğunu ben de farkettim. Etrafımdakiler biraz önce nişan nedeniyle yeğenim Mustafa’nın tüfeği ateşlediğini, gelen kurşunun sekmesinin bir kısmının bacağıma isabet ettiğini söylediler. Derken eve geldik. Bacağımdaki kanama hâlâ devam ediyordu. Bir türlü kanı durduramıyorduk. Geceyi kan revan içinde geçirdim. 
Sabahleyin Mustafa’nın babası İbrahim ağa ve kocam ile birlikte köyden bir at arabası bulduk ve köyümüze en yakın yerdeki Göllü Bucağına geldik. Yolda İbrahim Ağa tembih etti: “Aman kızım Mustafa’yı ele verme, dirgen battı, de.” 
Bucaktaki sağlık ocağına vardık. Doktor pansuman yaptı. Yaralanmamın nedenini sordu, ben de, bana tembih edildiği gibi “Dirgen battı.” Dedim. Doktorun pek inanmamış bir yüz ifadesi vardı fakat olayın da üzerine düşmedi. 
Derken biz yine o at arabasıyla bacağım sarılmış bir şekilde köye geldik. Ve yatağın içine girdim. Sonra bir haber aldık. Nasıl duyulmuşsa, duyulmuş; şehirde oturan bir köylümüz, beni yaralayan kişinin Mustafa olduğunu şikayet etmiş. Tabi biz de köye jandarma geleceğini haber aldık. Yine başkalarının yönlendirmesi ile, benden yaşça büyük eltim ile yer değiştirdik. Yani yatağa o yattı. Ben ise etraftan bir süreliğine kayboldum. Gerçekten de jandarmalar geldi; benim yerime eltimi gördüler, sargı falan olmadığından ihbarın asılsız olduğunu düşünerek gittiler. 
Aradan yarım asırdan fazla bir süre geçti. Yaram iyileşti. Ancak gerçeği resmi makamlara olduğu gibi anlatmadığıma hâlâ pişmanım. Maksat, Mustafa’nın cezalandırılması değildi yalnızca. Mustafa, yaptığının bir suç teşkil ettiğini hiçbir zaman anlayamadı. 
**
 Asıl mesele bedenimdeki yara değilmiş. İnsan bunu ancak yıllar geçince anlıyor.  
**
Evlâtlarından dördünü kaybetmiş bir annenin yarasını iyileştirecek bir merhem var mıdır? "
***
Bu haftaki Saklı Kalan Şiirimiz; son nefesini verirken “Bana çiçek getirin, dünyanın bütün çiçeklerini buraya getirin!” diyen köy öğretmeni Şefik Sınığ’ın son sözlerinden ilham alıp “Dünyanın Bütün Çiçekleri” isimli duygu yüklü bir şiir yazan, aynı zamanda çocuk doktoru da olan, Ceyhun Atuf Kansu’ya ait. 
“YARALAR” 
İlk yaram diken yarası,
Çakır dikeni yeşildir aldanılır,
Kavgalarda, gezintilerde, çocuk keşiflerinde
Ah, yaralandım diyebilirsiniz.
Bütün dikenleri bağışlıyorum.
Sonra sonra açılan boşluklardan
Sevdiğiniz, dost olduğunuz, bel bağladığınız
Birinin kayıp gittiğini hatırlarsanız,
Sessizce… ah, yaralandım diyebilirsiniz,
Bütün ölenleri bağışlıyorum.
Başıboş gezdiğiniz bahar günlerinde,
Kalp ağrısı, kalp yarası dedikleri
İlk aşkınızın acıları başlar,
Ah, yaralandım diyebilirsiniz,
Bütün kadınları bağışlıyorum.
Sonra gezip göreceksiniz, öğreneceksiniz,
Hele Paşalıdan Fakılıya, o sonsuz ekenekte,
Kökünü tarla faresinin kemirdiği buğdaya,
Buğdaya benziyeceksiniz…
Bir acı, bir acı ki kemirecek kalbinizi kökünden,
Gezdikçe, gördükçe, öğrendikçe,
Bütün acılardan gayri, üstün ve ağır,
O acıyı çekeceksiniz ömrünüzce.
Buğday misali, köksüz, kemirilmiş,
Yerlere serili, başlarınız düşmüş,
Yatacaksınız aynı toprağın üstünde,
Kıraç yorgan bin yılları örtmüş…
Bu acıda ne çocukluk, ne ölüm, ne aşk,
Yalnızca bir tek şey gizli: Günahlarımız…
Çekeceğiz gördükçe, gezdikçe, öğrendikçe,
Bağışlayamayız hiç bir zaman kendimizi.