Beyza
22.10.2020 17:34:14
Yazıya başlamamla bitirmem bir oluyor. Öyle güzel bağlamışsınız ki hayret ettim. Böyle acılar yaşanmadan bilinmez ama bu yazıyı okuyunca sizin acınızı yürekten hissettim. Bir avuç sözle bir ömür unutulmayacak acıları anlatmışsınız. Böyle önemli günlerde insanları bilinçlendirmeye çalışmanız gurur verici. Yüreğinize sağlık


Zeynep Nur KÜÇÜK


UMUT OLUN

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


  Canım yavrumuz hastalandı. Tahliller yapıldı, filmler çekildi. Şişe şişe şuruplar içti, iğneler vurundu ama yine de iyileşemedi. En sonunda da doktorumuz hastalığın ciddiyeti konusunda bizi bilgilendirdi ve Kayseri’ye havale etti.
    Kızımızı sardık sarmaladık, apar topar Kayseri Fakülte Hastanesi’ne götürdük. Acil mührü ile gittiğimiz için hemen filmleri çekildi, tahlilleri yapıldı. Dosya doktorun önüne konuldu. Kır saçlı, tıknaz, yaşlıca bir doktor önündeki dosyadaki kâğıtları hızlı hızlı karıştırdı. Sonra da kafasını kaldırarak bize:
    “Ameliyat şart, o kitlenin hemen alınması gerekiyor.” dedi.
    Bizim betimiz benzimiz gitmişti. Dokunsalar ağlayacaktık:
    “Acilen iki ünite kan temin edin. Bu gece ameliyatını yapalım.”
    Eşim:
    “Kan mı?” diye sayıkladı.
    “Evet, ameliyat sırasında gerekebilir. Çocuğun kan grubunu biliyor musunuz?”
    İkimiz birden:
    “Yoo...”
    “Tamam o zaman kan gurubuna da bakılsın. Siz de iki ünite kan bulun. Hemen çocuğu ameliyata alalım.”
    Doktorun odasından çıktık ve yavrumuzun başına gittik. Kolunda serum, aygın baygın yatıyordu. Ben sessiz sessiz ağlarken hemşire hanım da kan aldı ve kan gurubunu bize bildirdi. “A Rh-“ Eşimle göz göze geldik. İkimizin kan grubu da tutmuyordu. Üstelik de az bulunan bir kandı. Kayseri de ise yardım isteyebileceğimiz hiç tanıdığımız yoktu.
 Dışarısı kış kıyametti. Yerlerde diz boyu kar vardı ve kar hırçın hırçın yağmaya devam ediyordu. Dondurucu soğuk, insanları sıcak evlerinden çıkarmıyordu.  Kar küreme araçlarının arkasında trafik ağır ağır akıyordu. Biz de bir buçuk saatlik yolu, iki saat kırk beş dakika da ancak gelebilmiştik.
Durumu doktorumuza bildirdik. Doktorun da morali bozuldu. Kızılay’ın kan bankasını arayıp sordu. Fakat az bulunan bir kan olduğu için orada da yoktu.  Doktorumuz düşünceli, üzgün bir suratla: “Bu ameliyatı erteleyemeyiz.” dedi “Ama kan olmadan da girmem çok riskli olur. Hiç olmazsa bir ünite bulun. Askeriyeden, yatılı okullardan araştırın, bir ünite bulun.”
Hastane koridorunda sessiz iki çığlık vardı. Ellerimizde telefon, boğazlarımızda hıçkırık, kan arıyorduk. A Rh- kan. Dakikalar ilerliyor, ameliyat saati yaklaşıyordu. Kırşehir’den buraya, bu kısa sürede gelinmesi imkânsızdı. Eş, dost, akraba rehberde kaç tane adam varsa tek tek hepsini arıyor, durumu anlatıyorduk. Onlar da kendi tanıdıklarını arayarak, nazlı yavruma, kuzuma, sarıçiçeğime kan bulmaya çalışıyorlardı. Askeriye: ”Araştırıyoruz ama süre çok kısa bulunca hemen size haber veririz.” şeklinde cevap verdi. Yurtlardan olumsuz cevap geldi.
Ben kendimi salmıştım artık hüngür hüngür ağlıyordum. “Allah’ım, ey güç ve kudret sahibi Mevla’m. Senin her şeye gücün yeter. Bir meleğini gönder. Gönder ki yavrum iyileşsin.” Ben böyle inim inim inlerken eşim telefondaki sese “Tamam tamam, hemen, sağ olun, çok sağ olun.” şeklinde cevap veriyordu. Telefonu kapattı ve boynuma sarıldı. “Bulundu Nur, bulundu.” Ben salyamı sümüğümü silmeye çalışarak: “Bulundu mu? Gerçekten mi? Gerçekten mi?” 
“Evet bulundu. Sen hastanenin kapısına git bekle, ben de doktora haber vereyim.”
Bir hocamız, listesindeki velileri tek tek ararken velisinin bir tanesi: “Benim Kayseri’de tanıdıklarım çok hocam, ben araştırayım.” demiş, bu şekilde kan bulunmuş.
Allah’ım bu bir mucizeydi. Ağlayarak hastanenin kapısına doğru koşuyordum. “Allah’ım, biliyordum. Senin kullarını darda bırakmayacağını biliyordum.”  Şimdi hastanenin kapısında hiç tanımadığım bir insanı bekliyordum. Yavruma kan verecek meleği. Akşamın bu dar vakti, bu karda boranda, sıcak evinden çıkıp kan vermeye gelen bu yiğidin elini, ayağını öpmek istiyordum. O kan değil, yavruma can veriyordu.
Kan vermenin önemini işte o an, hastane kapısında beklerken bir kez daha anlamıştım. Kızılay kan çadırları kurar, tırlarla dolaşırdı, bense kafamı bile çevirmeden yanlarından çeker giderdim. Oysa şimdi Kızılay’ın kurduğu o çadırlarda kan bağışında bulunan insanların boynuna sarılmak, onlara binlerce kez teşekkür etmek  istiyordum. Kan vermenin önemini başı acı, sonu tatlı bir tecrübe ile öğrenmiştim.
Yeni öğrendiğim bir bilgiye göre, her dönemde olduğu gibi pandemi döneminde de kan vermek çok önemliymiş. Özellikle Covid-19 hastalığından iyileşen kişilerin kanından elde edilen bir plazma, aşı gibi hastaların tedavisinde kullanılıyormuş.
Haydi siz de kan vererek ümidini yitirmiş insanlara umut olun.
Ya toprak ol
Ya da su 
Sakın ateş olma.