İsmail Tufan


Ülkemizde Yaşlılık ve Geleceği

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


Terim olarak yaşlılık, karmaşık ve belirsiz hale gelecektir. Özgeçmişin bir parçası olarak yaşam çağı anlamında yaşlılığı doğru şekilde sınırlamak zorlaşacaktır. “Yaşlılığın” bağımsız bir yaşam evresine dönüşmesi, yaşlıların sosyal yapısal özelliklerle belirlenebilir bir sosyal grup olarak ortaya çıkması bir taraftan sanayileşmenin sonucudur, diğer taraftan sanayileşme düzeyi yükseldikçe bu özelliklerle belirlenmesi zorlaşan bir gruptur.

Yaşam evresi olarak yaşlılığın sosyal değişimini iki ana husus belirleyecektir: Bir taraftan yaşlılığın yapısal değişimi, diğer taraftan nüfusun yaşlanmasına yol açan demografik değişim. Ya “gri topluma” ya da “renkli topluma” doğru bir gelişme sürecindeyiz.

Yaşlılık belirleyicilerini adlandırmak giderek zorlaşacaktır. Özgeçmiş kişisel yaşamın bir organizasyonu olarak endüstriyel gelişim sürecinde sosyal olarak sürdürülebilir hale gelirken, yaşlılar homojen bir sosyal grup olmaktan git gide uzaklaşacaktır. Bu yüzden yaşlanmanın, birçok disiplinin Gerontoloji çatısı altında fiziksel, psikolojik, sosyal ve toplumsal bir fenomen olarak araştırılmasından başka yolun olamayacağı anlaşılacaktır. Yaşlılığın bağımsız bir yaşam evresi olup olmadığı sınırlı ölçüde “evet” olarak cevaplanabilir. Yaşlılık çeşitli disiplinlerin koordineli araştırmasıyla tanımlanabilir, analiz edilebilir, yorumlanabilir ve anlaşılabilir yaşam dönemi olarak belirginleşecektir.

Görece kısa tarihine rağmen, Gerontolojide yaşam dönemi olarak yaşlılığın analizine bir dizi yaklaşımdan yararlanmaktadır. Literatürde devamlı tekrarlanan klasik gerontolojik kavramlar, temel olarak sosyolojik kavramlara dayanmaktadır. 70’li yılların başında, yaşlanma ve yaşlılık sosyolojisinde teorik düşünceleri verimli hale getirme girişimleri ortaya çıkmıştır. İşlevselcilikten ve pozitivist araştırma pratiğinden ayırt edilmiş olan Sembolik Etkileşimcilik ve Fenomenoloji, yaşam dünyasının mikro düzeyindeki sosyal yapılandırma süreçlerine erişimi sağlamıştır.

Günümüzün daha güncel sosyolojik ve sosyal bilimsel kavramları bile genellikle klasik köklere dayanmaktadır. 60’lı yılların ortalarından beri yaşlılığın belirli sorunlarla tanımlanabilir bir yaş grubu olarak görülmesinden yavaş yavaş uzaklaşılmaktadır. Son yıllarda yaşlanmadaki değişimler hakkındaki tartışmalar, yaşlanmanın yapısal değişimi kavramı ile şekillenmiştir. Toplumun sosyal yapısına ve dolayısıyla sosyal eşitsizliğe ilişkin yaklaşımlar sınıf ve katman geleneğine dayanır. Genel olarak gerontolojik teoriler, emekliliğe geçişteki yaşam olaylarını, yaşam dönemi olarak yaşlılığın spesifik özelliklerini analiz eder. Teoriler, ampirik gerçekliği genelleştirilebilir bir biçimde tasvir etmeyi ve sosyal gerçekliği ölçmeyi amaçlar.

Yaşam durumunun merkezi boyutu olarak maddi durum, yaşlılıkta yaşam tarzının temel koşuludur. Maddi boyut ve ilgili alanlara ek olarak, sağlık da yaşlılıkta merkezi bir boyuttur. Emeklilik kavramına dayalı, özgeçmişe bağlı sosyalleşme hâlâ yaşlılığın odak noktasını teşkil etmektedir. Aile ve eş ilişkileri, yaşlılıkta egemen sosyal ilişkilerin ve sosyal alanların temel biçimleridir. Sosyal ilişkiler yaşa bağlı olarak, dolayısıyla yaşlılıkta değişmektedir.

Konut, tüm insanlar için yaşam durumunun merkezi bir boyutudur. Yaşlıların ezici çoğunluğu özel hanelerde yaşarken, artan bir şekilde yaşlı kurumlarında ikamet edenler de çoğalmaktadır.

Yaşlı insanların sapkın davranışları ve yaşlılara yönelik sapkın davranışlar, büyük ölçüde tabu konular olarak görülmeye devam etmektedir. Yaşlıların çoğunluğu büyük ölçüde benzer yaşam koşulları altında yaşamaktadır. Yaşlanan toplumun kültürel açıdan farklılaştığı dikkate alınırsa, yaşlılıkta yaşam koşullarına sosyo-ekonomik koşulların yanı sıra diğer faktörlerin de etkileri görülebilecektir.