Ramazan Kombıçak


Tuzumuz Kokmuş

Ne günlere kaldık derler ya biz ne günlere kaldık nasıl bir yaşam içerisine girdik ne töremiz, ne adetlerimiz kaldı. Ya hepsi değişti ya da mayamız bozuldu. 


Ne günlere kaldık derler ya biz ne günlere kaldık nasıl bir yaşam içerisine girdik ne töremiz, ne adetlerimiz kaldı. Ya hepsi değişti ya da mayamız bozuldu. 
  Gün geçmiyor ki her gün yeni bir dümen yeni bir  adet içerisine yaşıyoruz.  Ne büyük kaldı ne küçük sözü geçecek ne bir küçük kaldı büyüklerine riayet edecek. Düşmüşüz çocuklarımızın peşine onlar çiziyor rotayı biz o rotaya göre hareket ediyoruz.
   Bu yaz ne hikmetse sanki iki yıl pandemi döneminin acısını  çıkarır olmuşuz. Duygularımız bizi bizden geçirmiş bozulmuş düzenimiz çarkımız tersine dönüyor. Zamanın birinde bir homukma olayı varmış  nedir homuk ma derseniz.  Düğünü  olan damat üç gün sabah evden  kalkıp gider eş  dost kavim kardeş akraba yoldaş damadı bulup akşam evine getirir teslim eder. Bu olay üç gün devam edermiş. Zamanla o köyde kimsesi olmayan ihtiyar bir kadın ve oğlu varmış. Onunda  düğünü  olacakmış.  İhtiyar heyeti toplanıp  kendi aralarında tartışarak bir karar almışlar. İhtiyar kadını çağırıp demişler ki yakında senin oğlanında Düğünü  olacak biz düşündük ve karar aldık. Senin kimsen olmadığı için hodukmayı  kaldırdık sebebi senin çocuğu arayacak kimse olmadığı için hodukmayı kaldırdık  demişler.  Kadın kendi lehine olanı  düşünemdiğinden onlara demişki ne olursunuz bir defada benim oğlan homuksun ondan sonra bu adeti kaldırın diyormuş. Onlar halam biz senin için bu âdeti değiştirdik. Sen yalnız kalırsın çocuğunu arayan olmaz dedilerse de anlatamamışlar.
  Sonunda tamam demişler.  Kadın oğlunun düğününü yapmış ve homukma için evinden çıkmış, çıkış o çıkış  üç gün kayıp, Kadın heyete varıp benim oğlanı bulun dediysede onlar demişki sen istedin, sen çocuğunu bul demişler ve bu töre İhtiyar Kadın yüzünden devam etmiş. 
   Zamanımızda ya da içerisinde bulunduğumuz  anda öyle düğünlerimiz oluyor ki. İki saatlik bir çalgı için neler oluyor ki. Daha önceleri köylerimizde düğünler olur. Kadınlar ayrı bir oda oyunlarını oynar kimseler onları görmez erkekler kendi aralarında çeşitli oyunlar oynardı.  
   Şimdi bir salon düğünlerimiz çıktı. Kızlarımız yarı açık evinde anne ve babasından bir yeri açık olsa utanır iken şimdi  yarı yarıya çıplak. Güya ben kapalıyım diyen kadınlarımız oyun yarışındalar. Davullar sazlar vurulurken herkes curcuna içinde, kadın erkek karşılıklı oyunlar içinde ezanlar okunup namaz vakti geldiğinde seccadelerinin başında olanlar ezanlar okunup namaz vakitleri geçerken akıllarına bile gelmiyor.
    Kıbleye karşı Rab’leri ile baş başa olup fotoğraf çekme yerine dünyalık işlerinde kameralar karşısında fotoğraflar çekinip pozlar vermek adam sende sanki bir defada biz homuksak ne olur demek gibi bir şey. Kimsenin sözü kimseye geçmiyor. Herkes bildiği gibi olsa nur süresinde yüce Rab."Mümin kadınlara da şöyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Zinet yerlerini açmasınlar. Bunlardan kendiliğinden görünen kısmı müstesnadır. Baş örtülerini yakalarının üstüne koysunlar. Zinet yerlerini kendi kocalarından, babalarından, kocalarının babalarından, oğullarından, kocalarının oğullarından, kendi erkek kardeşlerinden, kendi kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, kendi kadınlarından, kölelerinden, erkeklik duygusu kalmayan hizmetçilerden veya henüz kadınların gizli yerlerine muttali olmayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizleyecekleri zinetleri bilinsin diye ayaklarını da vurmasınlar. Ey müminler! Hepiniz Allah'a tövbe edin. Böylece korktuğunuzdan emin umduğunuza nail olasınız." (Nûr, 24/31).
    Nur süresinde deniyor mu düğünlerde vesaire yerlerde açılsınlar?  Demek ki bizim yasadığımız İslam bu sonrada ya Rab günahkâr kulun diye duaya başlarız başımızdan eksik olmuyorsa felaketler yaşantımızda kıyaslandığında mı bizim yaşantımız bu değil mi?  Biz nasıl yaşamak istersek öyle yaşıyoruz başımızdan ne felaketler ne musibetler eksik oluyor.
   Böyle değil mi, yaşantımız bir defalık değil Müslüman her defalık yaşamasıdır? Yonca yerine buğday ekip yonca beklemek gibi değil mi? “Kişi yaşadığı hâl üzere ölür ve öldüğü hâl üzere haşrolunur.” buyrulmuştur. (Münâvî, Feyzü’l-Kadîr Şerhu’l-Câmii’s-Sağîr, V, 663)
     Her geçen gün aleyhimize her kayıp amel defterimde eksiksiz işlenirken felaketler üstü üstüne gelir iken sünnetin içine haram karıştırmak haramlarla yoğrulmak ne acı değil mi?  Hiç söyledik mi evladı iyalimize gösterdik mi, iyiyi, güzeli doğru olanı tartıştık mı  onlarla güzeli, iyiyi çirkini. Hep başkalarına benzeyip  başkaları gibi yaşadık. Adam sende dedik aldırmadık. Allah‘ın emrini değil  nefislerimize güzel olanı yaptık. Soyduk gelinimizi kızımızı hoşumuza da gitmedi değil bu halleri. Biz buralardan yüklemedik  mi cehennem odunlarımızı, zorlamayın nefislerini hacılarımızda hocalarımızda aynı sevdalara daldık rüyalardan uyanamadık çok güzel oldu derinlere daldık. Aldılar bizi bizden zevki sefa yolunda daldık haramlara. İbadetlerimiz kuşun buğday yemesine zevki sefamız  şetdatın saraylarına döndü. 
  Getirmediler bizi kendimize neden hep İslam ülkeleri perişan sebebini hiç düşündük mü? Hangi İslam ülkesi gerçekten Kur’an’ın emrine uydu. Hangi İslam’ın hükümlerine göre yaşadık. Çoğu İslam ülkeleri dediğimiz ülkeler,  ya Amerika ya İngiltere ya İsrail gibi devletlerin pençesinde değil. Allah’ın resulü bir hadislerinde "ya inandığın gibi görün yada yaşadığın  gibi ol" buyurmuyor mu? O halde ya nasıl yaşarsak öyle ülkelerin emirleri altında değil mi. İşte inancımız işte yaşantımız gelipte Avrupa’nın köhneleşmiş kanunlarını örnek alanlar kaçı bu gün İslam’ın hükümlerine göre yaşarız. İçimiz dışımız günahlarla dolmuş.  Ne  dost kalmış. Güven yok, itimat yok eminlik yok hiç biri yok nefisler almış  bizi bizden neredeyiz biz bu İslam’ın neresindeyiz bilemiyoruz…
    Düğün salonlarında demişken bazen üç beş kişi çıkıp namazını geçirmemek için mescit soruyor sana en köhne yerde ayrılmış  bir mescid. Ne yönü, ne kıble işareti içinde bir iki seccade. Ama oyun alanları bir saz takımı  bir davul çalmayı versin herkes ortada fink atıyor.   
    Rabbim sen hakkımızda en güzelini ver diye elimizi açsak da çaresiziz.  Her şeyin düzeni kaçmış çarklar tersine dönüyor. Düzensiz yağmurlar, sel felaketleri daha neler yok ki hani derler ya başımıza  taş  yağacak ya Rab yine de sen merhamet sahibisin, dilersen affedersin  bizleri doğru yolundan ayırma resule ümmet eyle, sana yakışan kul iyilerle dost olmayı nasip eyle.
   Kalplerimiz temiz desek de içi  kirli ve temiz kanın  pompalandığı bir mekan.