Zeynep Nur KÜÇÜK


Sevgi Kucağım, Güven Duvarım, Öğretmenim

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


Canım öğretmenim: Öyle özledim ki seni…

Yıllar geçse de, kafa kâğıtlarımız eskise de çocukluğumuz, çocukluk anılarımız hep hatırlanır. Okula başladığımız ilk günler ise unutulmayan anılarımızdandır.

Diğer çocukları bilmem ama okula başladığım ilk gün “Ben okula gitmem.” diye çok tepinmiştim. En sonunda da annem beni okulun bahçesinde azıtıp kaçmıştı. Ana kucağından yeni kopmuştum. Gözlerimi koca koca açmış, etrafıma bakıyordum. Ürkek bir tavşan gibi kaçacak delik arıyordum.

İlk defa bu kadar kalabalık bir ortama giriyordum. Dedemlerin bana şeker, para verdiği bayramlarda bile bu kadar insanı bir arada görmemiştim. Koca koca abiler top sektiriyordu okulun bahçesinde. Ablalar sıraya girmişler ip atlıyorlardı: Gülüyorlar, koşuyorlar, hopluyorlar, zıplıyorlardı… Herkes çok mutluydu, benim dışımda.

Annemi… Annemi arıyordum baktığım her yerde… En güvenilir kucağı… Ben evime… Annemin yanına gitmek istiyordum sadece.

Ya kaybolursam bu kadar kalabalığın içinde… Annemi bulamazsam… Annem de arar arar beni bulamazsa… Babam gelirdi, babam bulurdu belki de. Ben evimizin yolunu bulurum. Bulurum da… Bulurum da ya yolda beni kaçırırlarsa.

Gözyaşlarım sessizce gözümden süzülmeye başlamıştı. Ağladığımı kimsenin görmesini istemiyordum. Okulun bahçesinin kenarlarına dikilmiş rengarenk güllerin arkasına doğru geçmiştim. Şimdi hem gözüm, hem de burnum akıyordu. Annem cebime mendil koymuştu, düşürdüm galiba. Yeni önlüğümün koluna sildim. İstem dışı birkaç küçük hıçkırık… Gözlerim şimdi sımsıkı kapalı, hıçkıra hıçkıra ağlıyorum. Bir el dokunuyor saçlarıma… Korkuyla, buğulu gözlerimi açtığımda; karşımda, tam göz hizamda bana bakan bir çift gözle karşılaşıyorum. Cebinden çıkardığı mendille burnumu siliyor. Parmakları geziniyor yanaklarımda… Sonra terden yapış yapış olmuş saçlarımı düzeltiyor…

Artık kim tutar ki beni? Suçüstü yakalanmış bir mahkûm gibiyim; suçumu itiraf ediyorum koca haykırışlarla… Tam ses ağlamaya başlıyorum.

İki kol beni kucaklıyor. İnce, yumuşak bir ses geliyor kulaklarıma:

“Korkma!..Korkma, annen seni almaya gelecek!.. Korkmana gerek yok!.. Bak ben yanındayım. Ben senin öğretmeninim… Evde annen, okulda da ben yanında olacağım.Bundan sonra seni ben koruyup koruyacağım, sakın endişe etme.”

Öğretmenim, beynimin içindekileri okumuştu sanki… Sesi, sözcükleri kulaklarımda çınlıyordu. Göğsündeyim öğretmenimin. Başım sevgi kucağında, güven duvarında…  Annem gibi kokuyor o da. Rahatlıyorum biraz. Hıçkırıklarım kesiliyor, sakinleşiyorum. Ama büyük bir sorun var: Altıma kaçırdım galiba. Ellerim, popomdaki ıslaklığa doğru uzanıyor. Hapı yuttum. Şimdi azarı yiyeceğim. Bu iş burada bitecek. Tam da öğretmenime alışmaya başlamışken…

Öğretmenim de anladı benim kabahatimi. Kollarını yavaşça gevşetti. Işıl ışıl gözleri ile gözlerime bakıyordu. Çatık değildi kaşları. Asık değildi suratı. Şefkat vardı sadece yüzünde. Elimi sıkıca kavradı. Elleri sıcacıktı.

“Gel hadi, öğretmenler odasına gidelim. Dolapta yedek kıyafetler var.”

Canım öğretmenim, sevgi kucağım, güven duvarım…

Sen öğrettin bana: “al” ı “el” i, “la-le” yi, “gül” ü… Sayıları saymayı… Toplamayı… Çıkarmayı…

Küçük çocuklara sorulan klasik sorudur: “Büyüyünce ne olacaksın?” diye. Sınıfın yarısında fazlası “öğretmen” der. Sen bizlerin örneği, önderi oldun öğretmenim.

Başarılı olmayı değil, çalışmayı öğrettin bizlere. Başkalarına özenmeyi, imrenmeyi değil kendimiz olmayı öğrettin. Uzanamadığımıza sızlanmayı, ağlamayı değil;pes etmemeyi, mücadele etmeyi öğrettin. Yenmek için yenilgiye sabretmeyi öğrettin.

Sen bizlere umudu öğrettin öğretmenim.

Sen bizlere sevmeyi… Sevilmeyi… Sevgiyi öğrettin öğretmenim.

Geceyi, gündüzü sen öğrettin. “Her karanlığın ardından bir güneş doğar.” derdin. Sen bizlere sabretmeyi öğrettin öğretmenim.

Su buharına kapak tutulursa yağmur olurmuş. Yağmur; rahmetmiş, bereketmiş kurak çöllerde, taşlı dağlarda, kırlarda, ovalarda… Yağdığı kara kara topraklarda; güller, çiçekler açtırırmış.

Sen toprak oldun, açtın gönlünü… Su oldun, serptin bilgini… Yeşerttin taze filizleri… Sevgili öğretmenim, yağmur oldun biz çocuklara. Baharı getirdin bilgiye hasret insanlara.

Sen bize hayatı öğrettin öğretmenim. Doğruluğu, dürüstlüğü, adaleti öğrettin davranışlarınla.

Kendi evlatların gibi sevdin bizi. Bir anne gibi sevgi ve şefkatli, bir baba gibi otoriter ve disiplinli…

Nasıl unuturum ki seni? Senin gibi emektar öğretmenleri…

Canım öğretmenim senin ve tüm öğretmenlerimizin öğretmenler gününü kutluyorum.

Ya toprak ol

Ya da su

Sakın ateş olma.