Özcan şimşek
19.02.2020 22:35:19
Açıkçası çok etkilendim. Yazınız için teşekkürler. Elinize sağlık.


Vahit Doğan


“SESİMİ DUYAN VAR MI?” 

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


        O sabah güne diğer günlerden farksız olarak uyandım. Evde, her zaman yaptığım gibi merdaneli çamaşır makinesinin üzerinde duran kocaman Grundig marka radyoyu açtım ve TRT FM frekansını buldum. Ancak radyoda müzik yayını yoktu. Radyoya birkaç dakika kulak verince büyük bir deprem olduğunu farkettim ve televizyonu açtım. Ve ilerleyen dakikalarda televizyondan, gece yarısı Marmara Bölgesinde merkez üssü Kocaeli / Gölcük olan bir deprem olduğunu öğrendim. 
     Babamgil, iki erkek kardeşimle birlikte o karanlık gecenin öncesinde amcamı ziyarete Gölcük’e gitmişlerdi. Bulundukları yer depremin tam kalbiydi. Ve kendilerinden haber alamıyorduk. O gün işe gittim ancak yüzüm ölü gibiydi. İşyerinde depremi konuşuyorduk fakat ben babamgilin orada olduğunu kimseye söylemedim. Mesai bitiminde dolmuşla hemen eve geldim. Televizyon karşısında kız kardeşlerimle birlikte çaresizce bekliyorduk. Saatler geçmek bilmiyordu ve hâlâ bir haber yoktu. Abim, amcamın oğlu Davut abimin kamyonuyla birlikte en azından cenazeleri bulmak umuduyla yola düştüler. Peşi sıra Kırıkkale’de yaşayan şimdi rahmetli olan Mehmet amcam da Gölcük’e hareket etti. 
     Biz ise daha sonra dayımın evine geçtik. Yine televizyon, karşımızda Reha Muhtar’ın haberleri: Babamgilin bulunduğu Değirmendere’nin tamamının yok olduğunu haber veriyordu. Saatler ilerledi ve umutlarımız tükenmek üzereyken gece saat 10’da geldiler. Fiziken hiçbir şeyleri yoktu fakat ya ruhlarında meydana gelen deprem? Bunu kendilerinden başka kimse bilemezdi.  
** 
     12 Kasım 1999 tarihinde Düzce’de meydana gelen depremden sonra bir gazetede yayımlanan resmin altında şu cümle yazılmıştı: “Depremin yerden yere vurduğu bir insanımız sabahın ilk saatlerinde bulabildiği birkaç somunu torunlarına götürmek çabasında. Katık ise hiç durmadan akan gözyaşları.”

resimler/2020-2/13/658691312700739.jpg
** 
     Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah “Zelzele” sûresinde şöyle buyuruyor: “Arz, zelzeleye uğratıldığı ve bütün ağırlıklarını attığı zaman insan ne oluyor? diye sorar.”
** 
     1976 yılında Çin’de meydana gelen ve şiddeti 2 dakika süren depremdeki bir dramı anlatan “Artçı Şok” (Aftershock) filmini hâlâ unutamıyorum. Kısaca anlatayım: Bir kadının biri kız biri erkek 5 ya da 6 yaşlarında iki çocuğu vardır. Deprem sonrasında kocası ölmüştür ve hayatının en zor seçimini yapmak zorundadır. Zamanı çok kısadır. İki çocuğundan birini kurtarma şansı vardır ve kararını oğlundan yana kullanır. Olay yerinden oğluyla birlikte uzaklaşırlar. Ancak kızı da yaşamaktadır. Yıllar sonra pazar yerinde kızıyla karşılaşır ve kızı sorar; neden beni tercih etmedin, diye… 
** 
     Herkesin anlatacak bir hikâyesi var, derler. Ancak ülkemizdeki depremzedelerin hikâyeleri, dramları ne filmlere konu olmuştur, ne de kitaplara… 
     1970 yılında meydana gelen Gediz depreminden kendisi kurtulan, ailesinden dört kişiyi kaybeden 80 yaşındaki Bekir amcanın yaşadıkları yazıya dökülmüş müdür?
     1966 Varto depreminde üç yaşındaki çocuğunun üzerine kapanarak onu koruyan, kendisi enkaz altında can vermiş ancak çocuğunu kurtaran anne ile, hiçbir şeyden habersiz sarı saçlı kızı Emine‘nin hikâyesi yazılmış mıdır, küçük Emine’yi kim bilir nasıl bir hayat beklemiştir?
** 
     17 Ağustostan beri televizyonda hiç deprem görüntüsüne bakamıyorum. Ancak kulaklarımda çınlayan, umudun simgesi olan, depremle özdeşleşen o sesi hâlâ duyuyorum: “Sesimi duyan var mı?” 
*** 
Bu haftaki Saklı Kalan Şiirler köşemizde Hüsamettin Olgun’a ait bir şiir var.
DEPREM
Gözlerini kapatır şimdi bir elim,
Mühürlenir bir elimle can evim…
Görmeden ve duymadan bozbulanık dünyayı,
Yükseklerden bir çukura düşerim.
Her şeyi bilmek yolunda
Bütün bu hallere girip çıkarken,
Kendini kaybeden”insan”ım ben.