Toprak
11.09.2020 15:25:50
Çok duygulu bir yazı olmuş, kaleminize sağlık. İnşallah ışıklar sönmeden yakalayabiliriz hayatı...

Özcan şimşek
12.09.2020 19:07:05
Duygu yüklü bir yazı olmuş. Elinize sağlık.

Mustafa Teke
13.09.2020 14:29:09
Günümüzden bir kesit anlatan bu makaleyi okurken haz duydum ,zevk aldım.Het güzel şeyde olduğu gibi bu yazı da hemen bitti. Yazara selam ve sevgiler.


Vahit Doğan


“ŞEHİR IŞIKLARI” 

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


“Bu koca şehir, ne kadar birbirine yabancı insanlarla dolu. Dost olmadıktan sonra neden insanlar birbiri içine giren şehirler yapmışlardır?” [Sait Faik] 
Hayat, şehir ışıklarının yanıp sönmesine benzer. Havanın kararmasına yakın, herkes bir koşuşturmacadan sonra evine doğru giderken, şehrin ilk ışıkları yanmaya başlar. Şehre kuşbakışı bakarsak ilk yanan ışıkları farkedebiliriz; hayatın gençlik çağlarımızda bıraktığı izler gibi… Ama sonra yanan ışıklar, ne zaman yandı, sıra ile mi, bilemeyiz. Hayat gibi; hayat da şehir ışıklarına benzer şekilde, ne zaman geldi geçti, bilemeyiz. Hayat, -nehrin geriye akamayacağı gibi- gelip geçmiştir. “Bize yaşamayı hayat geçince öğretiyorlar.” Güzel bir söz değil mi? Ama insanların çoğunluğunun bir şey öğrendiği falan yok. Herkes şehir ışıkları altında sıradan hayatını yaşıyor. Kendi kurgulamadığı, başrol oyuncusu olmadığı, sadece oyun sahnesinde bir figüran olmaya razı olarak… 
Şehir ışıkları altında kim bilir neler yaşanıyor? 
Saatler ilerledikçe şehir, sessizliğe bürünür. İki ses duyulur ardından; biri cankurtaranın sesi, diğeri de gecenin ikisinde arabesk müzik çalan eski model bir arabanın sesi… Ama ışıklar sabaha dek yanar. 
Şehrin ışıkları sönerken, tan ağarırken yine yeni bir gün başlar; şehrin tek sanayi kuruluşunun bacasının tüttüğü, bir de çöp konteynırını karıştıran üstü başı dağınık bir ihtiyarın kimseye görünmemek kaygısı taşıdığı görülür. 
İnsan bilmez; dünden farkı nedir bugünün? Kimisi çay ocağında oturur, şehrin ışıklarının yandığı anlarda televizyonda duyduğu haberleri anlatır, kimisi de emlâk piyasasını, evlerin fiyatlarını… 
Şehir ışıkları altında çoğunluk şiir okumaz, edebi bir cümlenin peşinden gitmez, güzel bir musiki dinlemez, hayata farklı bakış açısı sağlayacak bir sanat eserinden haberi yoktur.   
Şarlo’nun ‘Modern Zamanlar’ filminde olduğu gibi otomatiğe bağlanmış, makineleşmiş bir hayatın esiridir, farkedemez; oyunu kurgulayanlar ondan hiçbir şeyi sorgulamadan modern bir köle olmasını isterler. Şehrin ışıkları ne zaman sönecek bilemez, çünkü hâlâ uykudadır…
********  
Bu haftaki Saklı Kalan Şiirler Köşemizdeki ilk şiirimiz; daha önce de şiirlerini yayınladığım, ‘Yüzbaşı Tahsin” rolüyle tanıdığım sinema sanatçısı ve şair Orhan Murat Arıburnu’nun 1940 yılında yayınlanan “Kovan” isimli kitabından aldığım bir şiiri yer alıyor:
“ŞEHİRLER” 
Şehirler bitmiyen bir yol ucunda,
Ağlayan ve susan uzak şehirler.
Şehirler çocuğunun avuçlarında,
Şehirler,
Kaçışan hemşeriler… 

Şehirler yaklaşmıyan yollar üzeri,
Şehirler dönüyor geriden geri
Şehirler şehirmiş öteden beri
Şehirler
Kaçışan hemşeriler… 
****** 
İkinci şiirimiz yine 1940 yılına ait, Şair Cahid Tanyol. Bu şiir ilk defa, İzmir’de çıkan dönemin edebiyat dergisi “Aramak” mecmuasında yayınlanmıştır.
“ERİŞMEK MÜMKÜN DEĞİL” 
Erişmek mümkün değil,
Yollar pek uzak size…
Zamana biraz “eğil!”,
Desek yol vermez bize…

Tunç kayalardan sızan,
Su gibi gelir zaman;
Ona dur desek bir ân,
Ses vermez sesimize…

Erişmek mümkün değil,
Yollar pek uzak size…
Zamana desek “eğil”
O da yol vermez bize…