Numan KURT


Saz Da Öff Çekiyor, Söz De...

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


Türkülerimiz; özümüz, sesimiz, ağlatır da oynatır da. Hüzünlü, dertli türküleri dinleyince ya “Öff!” çeker ya da göz yaşı dökeriz. Peşinden bir de “Erik Dalı” gelirse başlarız oynamaya. İnsan olmanın özelliğidir ağlamak, gülmek, oynamak.

En çok sazın telinden çıkan ses dokunur bana. Bütün halk türküleri de sazla söylenir.

Bugün ünlü halk ozanı Ali Kızıltuğ'un bir türküsünü Koray Avcı'dan dinledim. Türkünün adı “Sen Gel Diyorsun” diğer söylenişiyle “Öf öff”. Daha önce de radyoda Ali Kızıltuğ'un sazından, sesinden dinlemiştim, ilgimi çekmişti. Ayrıca Cem Adrian da ayrı bir söyleyişle çok güzel yorumluyor.

Bu kez çok etkiledi beni. İçinde bulunduğum durumdan dolayı olmalı. Çoğunuz gibi evde kapalıyım. Kendimi oyalayacak bir şeyler bulsam da yazmak, çizmek gibi uğraşlarım olsa da sıkıldım iyice. Özgür olmanın değerini bir kere daha hem de çok iyi anladım. Sokağa çıkıp “Hey özgürlük!” diye Livaneli'nin kulaklarını çınlatasım geliyor.

Bu dokunaklı türkünün sözleri nasılmış merak ettim. Öyle dinleyince dertlendiren “Öf öff!” çektiren türkünün sözleri şöyle:

Aramıza girmiş dağlar, denizler

Gelemem diyorum, öf öf, sen gel diyorsun

Kar yağmış yollara örtülmüş izler

Bulamam diyorum, öf öf, sen bul diyorsun

Sanma bu sevgimiz, sence yaygara

Ne dertler bıraktın, öf öf, hep sıra sıra

Sen yoksun ya böyle ıssız Ankara

Duramam diyorum, öf öf, sen dur diyorsun

Esiyor başımdan kavak yeli

Kapladı gönlümü, öf öf, bir sevda seli

Her gün ağlıyorum gittin gideli

Gülemem diyorum, öf öf, sen gül diyorsun

Kızıltuğ'um baharımı yazımı

Hangi kalem yazmış, öf öf, benim yazımı

Dert ortağım olan dertli sazımı

Çalamam diyorum, öf öf, sen çal diyorsun

Dokunaklı sözler, türkünün öyle bir tınısı var ki siz de söyleyenle birlikte “Öf öf!” çekiyorsunuz. Her ne kadar türküdeki dizeler anlattığı konu yönünden bizim içinde bulunduğumuz durumla ilgili olmasa da dokunaklı söyleyiş, daha doğrusu işin “Öf öf!” kısmı gün boyunca sıkıntıdan “Öf!” çeken halimizle tam örtüşüyor.

Siz her gün belli saatte evden dışarı fırlayın, istediğiniz gibi gezin tozun, arkadaşlarla buluşun, söyleşin, kahveye gidip okey oynayın, ara sıra torunu alıp gezdirin daha bilmem neler yapın, bir gün hiç akla gelmeyen bir neden yüzünden “Siz, altmış beş yaşını geçenler, bundan sonra sokağa çıkmayacaksınız!” desinler. Ne kadar süreceği de belli değil. “Bu yasak …. kadar sürecek.” deseler ona da razıyız. Öyle olmayınca da bize gün boyunca birkaç defa “Öf!” çekmek düşüyor. Bir de “Sabır sabır!” demek.

Ali Kızıltuğ, bu türküsünde sevdiğine kahırlanıyor. Her dörtlüğün sonunda “Sen … diyorsun” diyerek sitemini söylüyor. Biz bu ev tutukluğunda “Öf!” çekerken kime serzenişte bulunalım?

Sazın sesi, türkünün sözleri bir başka vuruyor insanı. “Ah.” diyorum, “şöyle güzel bir sesim olsaydı da ben de bu türküyü ya da başka türküleri kucağımda sazımla çalıp söyleseydim.Öner Pehlivan kulakların çınlasın.

Biri demiş ki şu ünlü “Ekşi Sözlük”te: “Net olarak söylüyorum, dinlemeyin. böyle türküler yasaklansın. (!) “ Türkünün dokunaklı oluşu, “Öf!” çektirişi arkadaşımıza bu ironi içeren cümleyi söyletmiş.

Ben, Ali Kızıltuğ yazdığı biçimde yazamasam da kendi yazış biçimimle içinde bulunduğumuz “Öf öf!” durumunu dizelere dökmek istedim.

Yirmi birinci yüz yılın ilk çeyreğinde

“Ne belaymış kardeşim, nasıl virüsmüş bu?” diye diye

Günlerdir tutukluyuz

Evlerimizde

Şimdiki gençler gibi rahatına düşkün değiliz biz

Ne sıkıntılar, zorluklar yaşadık bu yaşa kadar

Ama bu işte inanın

Bir tuhaflık var

Neymiş, bu virüs altmış beş yaşı geçenler için

Tehlikeliymiş, ölümcülmüş

Onun için getirilmiş bu yasak

İyi, kabul

Sağlık için boynumuz kıldan ince

“Faydası yok bu eve tıkılmanın” diyoruz

Sokakta gezen taşıyıcı bunca insanı görünce

Çözüm mü ne

Sokağa çıkma yasağı getireceksin belli bir süre

Herkese

Kim hasta kim değil testten geçirip

“Haydi defol!” diyeceksin

Bu baş belası virüse

Şakaya gelir yanı yok bu işin

Batı'nın gelişmiş ülkeleri de baş edemediler

Çok insan yitirdiler

Türküyü dinleyip “Öf öf!” çekerken

Hayrullah'tan bir telefon

“Şefim ne yapıyorsun, durum nasıl?”

“Ne olsun Hayro! Bildiğin gibi

Senin alışverişi kim yapıyor

Dışarıdan mı getiriyorlar ekmeği?”

“Evet, sen nereden aldırıyorsun?”

“Bak, açık ekmek tehlikeli olur, un aldır, hamur yoğur.

Bazlama, gözleme yaparsın

İçin rahat keyfine bakarsın"

“İyi dedin, pek severim hamur yoğurmayı

İnan şimdiden sıvadım kolları”

Gülüştük, konuştuk

En azından bir süre “Öf öf!” demeyi unuttuk

Ivır zıvır eğlence programları izliyorum

Artık televizyonda

Moral sıfıra düşüyor

Anlatılanları dinleyince pek çok kanalda

Bilmem ki bu “Öf öf!”ler ne zaman bitecek

Bizim gibi yaşı altmış beşi geçenler

Sokaklara çıkıp

Şöyle bir “Yaşasın özgürlük” diyerek

“Oh!” çekecek

***

“Öf, öööf”lü günlerin bitmesi dileğiyle...