Zeynep Nur KÜÇÜK


Salça Günü

Kırşehir Çınar Gazetesi Köşe Yazarı


Salça kaynatacağız, eyvah!.. Anneme, babama kırk defa  “Salça kaynatacağınız zaman erken haber verin ben de kendimi ona göre ayarlayayım.” dedim. Ama beni duyduklarından emin değilim. Huylarını bildiğim için kulağım telefonda iş yapıyorum. Beklenen haber geldi:
    “Kızım, abine de haber ver, hemen gelin! Domates aldık, salça yapacağız.”
    “Tamam” demeden başka seçenek yok. Bütün işler, planlar iptal. Çek kapıyı, salça yapmaya gidiyoruz.”
    Konu annemle, babam olunca hele de bir iş yapılacaksa fiyasko olur. Annemle, babam hiçbir konuda anlaşamayan, sürekli birbirlerine muhalefet olan bir çift. Birinin ak dediğine, diğeri mutlaka kara demek zorunda. 
    İlk iş domatesler yıkanacak. Annem:“Leğeni getir kızım.”
    Babam:    “Leğende olmaz, havuzda yıkayalım.”
    Annem:    “Havuzda domates yıkandığı nerde görülmüş. Sen leğeni getir kızım.”
    Annemin sesi yükseldiği için birinci raunttu annem kazandı. Leğenler geldi.
Annem:“Dök içine domatesleri…”
    Döküyoruz.
    “Çok dökme oğlum, az az dök, temiz olsun.”
    Babam:    “İkiyüz kilo domates az az yıkamayla baş olur mu? Dök oğlum o poşetin hepsini boşalt. İki sefer yıkarız.”
    İkinci raunt babamın. Çünkü onun sesi daha çok çıktı. 
    “Ne kadar çok domates almışsınız. Bu kadar salçayı kim yiyecek.” diye sızlanacak oluyorum. Annem, “Ancak yeter kızım.” diye atılıyor. Babam, “Ben de çok dedim ama sözüm dinlenmedi.” diyerek anneme sert bir bakış atıyor. En iyisi susayım da ortalık karışmasın.
Annem:“Bidonlara doğrayalım. Koş kızım kömürlükteki büyük bidonları getir.
    Babam: “Bidon olur mu? Kovalara doğransın, alınması kolay olur.”
    Annem: “Eeeh! Sen karışma! Kova olur mu, suyu akar.”
    Annem önden bir ünlem cümlesi kullandı. Annemin dediği olacak. “Suyu aç kızım. Çabuk ol! Hadi seni bekliyoruz.”
    Ben koşarak suyu açıyorum. Babam: “Çok aç!” diye bağırıyor. 
    Annem: “Üstümüz ıslanır, az aç.” diye söyleniyor. Ben orta ayar çekerek geliyorum.    “Böyle uğraşana kadar pazarda, makinada çektirseydik ya” diyor abim.
    “Pazarda iyi yıkamıyorlar. Şöyle üstünden bir su tutuyorlar.”
    “O iyi olmuyor.”
Bizim çocuk olarak bir fikrimiz yok. Olan fikirlerimiz de her ikisi tarafından hemen çürütülüyor. Çünkü kaç yaşına gelirsen gel, sen çocuksun, bilmezsin.

    “Bunları doğrayacağız, yarına kadar bekleyeceğiz, yarın kazana döküp kaynatacağız.”
    “Eeee…”
    “Sonra ezeceğiz, süzeceğiz, kaynatacağız.”
    Abim dayanamıyor: “Ohooo!.. Salça değil Çin işkencesi… İşin kolayı varken, niye zoruna kaçarız bilmem.”
    Daha onlar anlatırken içim daraldı. Benim iki günüm heba oldu demek. Suratım asılıyor. Bir kez de ben şansımı denemek istiyorum. “Bunları yıkadıktan sonra makinada çektirsek.”
    “Oooo… Bir daha kim taşır bunca domatesi?” 
    Israrlarımızın sonuç vermeyeceğini bile bile son hamlelerimizi yapıyoruz. Abim: “Ben taşırım.” Ben: “Ama anne böyle akşama kadar işin içinden çıkamayız.”
    Annem, bize söz geçiremeyeceğini anlayınca her zaman ki gibi babama paslıyor:
    “Ben bilmem, baban öyle diyor.”
    “Baba, sizin tarif ettiğiniz şekilde mahvoluruz. İşin kolayı var, beş dakikada çektirelim gelelim. Bize sadece kaynatması kalsın.”
    “Öyle iyi olmuyormuş.”
    “Kim diyor?”
    “Kezban”
    “Kezban mı?”
    “Evet, öyle iyi olmazmış. Böyle daha lezzetli…”
    “Oooof! Komşu Kezban kadar şu evde sözümüz geçmiyor.”
    Komşu Kezban öyle diyorsa bu iş yapılacak, kaçarı yok. Salça mı kaynattık yoksa salça mı bizi kaynattı bilmem. Ellerim salça sürmekten şişti, patladı. Tüm vücudum sopa yemiş gibi ağrıyor. Sıcağın karşısında, kaynamış domatesleri ezmek için uğraştık durduk. Kaynatma işi de yarına kaldı. 
    Allah’ım kâbus gibi bir şey… Bu zamanda, şu teknoloji çağında biz hâlâ eski usul salça yapmanın mücadelesini veriyoruz. Hayır, tamam yapalım. Organik salça yiyelim de kendimizi bu kadar heba edecek ne var?
    Canım anneciğim, babacığım iyi ki varsınız. Sizi çok seviyorum ama lütfen bir daha salça yapmayalım.
    Güz mevsimi, iş mevsimidir. Kış erzakını içeri atacaksın ki kışın bol bol yiyesin. Salça, pekmez kaynatan, bağ-bahçe bozan, elma indiren, ceviz çırpan… Tüm okuyucularıma kolaylıklar diliyorum. Rabbim, işlerinizi kolaylaştırsın, yaptıklarınızı ağız tadı ile yemeyi nasip etsin.  
    Ya toprak ol
    Ya da su
    Sakın ateş olma