Mustafa teke
3.12.2020 20:35:14
Teşekkürler Vahit bir an da olsa geçmişe götürdün bizleri.

Özcan şimşek
3.12.2020 21:59:30
Bu haftaki yazılarınıza çok güldüm. Güzel bir yazı idi. Teşekkür ediyorum.


Vahit Doğan


SAKLI KALAN YAZILAR

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


 

 Nereye gidersek gidelim, (gerçi bir yere gitmememiz lâzım) neyi seyredersek seyredelim dokuz aydır hayatımızın her anında havsalamızın alamayacağı olaylara şahitlik ediyoruz.

İnsanoğlu yaşadığı müddetçe hep büyük yıkımlarla karşılaşmıştır; bu bazen bir tufan, çoğu zaman tabii afet, savaş ya da şimdi yaşadığımız gibi salgın hastalık olmuştur. Karınca misali bu zorlukların üstesinden gelmiş, ancak karıncalar gibi yaşamayı öğrenememiştir insanoğlu…

Sizlere bu zor günlerde bilindik cümleler kurmak yerine küçük de olsa tebessüm ettirecek yazı ve fıkralar sunuyorum:

                KOLTUK TUTMASI

“ Vardır. Nasıl deniz tutması, vapur tutması, uçak tutması, otomobil, otobüs tutması, hâttâ dağ tutması varsa bir de koltuk tutması vardır. Adamına göre yüksek ve yüksekçe yerlerdeki koltuklarda olur.

Vaktiyle –dersem, 1919 başlarında- ben Tasvir-i Efkâr’da foto ve spor muhabiri idim. Allah ikisine de rahmet etsin; Ali Naci Bey’le, Abidin Daver Bey, yazı işleri müdürü idiler. Yunus Nadi Bey merhum da başmuharrir idi. Durup dururken bir gün bana İstanbul iaşe müdürlüğü teklif edildi. O zamana göre bu iş İstanbul Polis Müdürlüğüne paralel teşkilatı olan büyük bir resmi makam idi. Teklifi bana getiren sporcu ve gazeteci dostum, teşkilattaki hırsızlıklarla mücadele için beni getirmek istediklerini anlattı. Eh, gençlik… Otuz yaşlarında idim. Hoşuma gitti, kabul ettik.. Tabii,  haber gazeteye yayıldı. Ben o gazetede bütün meslek hayatım boyunca olduğu gibi patronlarla da arkadaşlık, ahbaplık ederdim. O zaman Tasvir-i Efkâr’ın iki sahibi vardı: Talha Bey, Velid Bey… İkisi de, veda ederken:

--- Sen İaşe Müdürü oldun! Artık bize uğramaz, aramaz, sormazsın. Mevki sahibi oldum diye değişirsin! dediler.

Ben şiddetle reddettim.

---Peki bahse girer misin?

---Girerim.

---Nesine?

---Bir kuzusuna!

Hangimizin dediği olursa öteki taraf bir kuzu çevirtecek… ve ben müdür oldum… Çok kalamadım… Hırsızlarla mücadele ettim. Dört ay sonra istifa ettim. Yoruldum. Hizmetime mükafaat olarak bir maaş ikramiye verdiler. Bu dört ay müdürlük hayatımda dikkat ettim: İnsanı sahiden koltuk tutuyor. Daha ilk gün makamımda, 20 – 30 bölge müdürünün tebrik için karşımda durmaları beni bir şişirdi ki! Hemen Talha Bey’in:

--- Sen değişirsin! sözünü hatırladım. Mümkün mertebe kabarmamaya çalıştım…

*

Roma’da meşhur bir Saint Pierre meydanı ve o isimde bir de büyük kilise vardır ki aynı aziz’e ithaf edilmiştir. Papalık makamı buradadır. Ve Vatikan da ruhani bir devlet olan papalığın mukim olduğu memleketin adıdır. Oradaki bu meşhur kilisede adını taşıdığı aziz Saint Pierre’nin mermerden büyük bir heykeli vardır. Yalınayak bir heykeli. Heykelin ayak parmakları yoktur. Heykeli öpenlerin dudaklarının temasıyla aşınmıştır. Hâkipâye yüz sürmeye dayanamayıp taş aşınırsa etle kemikten yapılmış insan ne olmaz!

Aşınmaktan korunmanın tek yolu el etek öptürmemektir.”

(Burhan FELEK, Milliyet Gazetesi, 1970 yılı)

**

DALKAVUKLUK ÜSTÜNE 

Bu bir Çin hikâyesidir. Dalkavukluk üstüne…

Zenginin biri, fukaranın birine der ki:

---Eğer benim dalkavuğum olur, bana methiyeler düzersen sana altınlarımın dörtte birini veririm.

Düşünür fukara:

---Efendi, diye cevap verir, çok adaletsiz bir teklif bu… Seni bir tek defa methetmenin bile ücreti bundan fazla olmalı. Ben senin gibi bir kişiye bu kadar ucuza dalkavukluk edemem.

Zengin:

---Peki öyleyse… diye yeni bir teklif atar ortaya… Eğer benim dalkavuğum olursan sana altınlarımın yarısını veririm.

Fakir:

---İyi ama… diye ahkâm yürütür, eğer altınlarının yarısını bana verirsen eşit kişiler oluruz. O zaman sana nasıl dalkavukluk edebilirim?

Zengin:

---Oldu olacak… Bütün altınlarımı sana vereyim öyleyse… Ama beni durmadan methet… Bana durmadan dalkavukluk et ki ne kadar büyük bir adam olduğumu anlıyayım.

Fakir:

---Eğer bütün altınların benim olursa, ben zengin ve kudretli olurum, sen aciz ve fakir… O zaman da sana dalkavukluk etmenin manâsı kalmaz…

Ve bir türlü dalkavukluk etmenin yolunu bulamaz fakir…

**

Bu haftaki Saklı Kalan şiirimiz 1943 yılına ait. Şairimiz Ercümend Ekrem Talu.

OLMADI GİTTİ!

Ben neler düşündüm, ben neler umdum

İstediğim gibi olmadı gitti!

Ne rüyalar gördüm, hayaller kurdum

Felek beni dilşad kılmadı gitti!

 

Boşuna sevmekten yorulan gönül

Zalimler elinden vurulan gönül

Yıllarca coşup ta durulan gönül

Bir türlü huzurun bulmadı gitti!

 

İçinde tatlı bir emel yaşardı

Arada durulur, bazan coşardı

Sevdalar peşinde durmaz koşardı

Hevesi, ümidi kalmadı gitti!

 

Ne bir yavuklum var, ne bir oynaşım

Gözümde sel gibi akıyor yaşım

Çoktan ağardı da belâlı başım

Ömrümün çilesi dolmadı gitti!

 

Şu dünya yüzünde garip öksüzüm

Yaşamağa yoktur isteğim, yüzüm

Bununla beraber şu fersiz gözüm

Sonsuz uykulara dalmadı gitti!

 

Gıpta ile baktım yaşıya, gence

Hepsinin yüzünden akan sevince

Nedendir çektiği bunca işkence

Ercümend’in aklı almadı gitti!