Özcan şimşek
5.05.2020 19:15:30
Duygulu bir yazı. Elinize sağlık. Teşeklürler.

Özcan şimşek
10.05.2020 05:57:26
Duygulu bir yazı olmuş elinize sağlık. Teşekkürler.


Vahit Doğan


Saklı kalan Ramazan Yazıları 2

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


“Nice oruç tutanlar var ki, aç kalmaktan başka bir kazançları yoktur. Ve yine nice namaz kılanlar var ki, yorgunluktan başka namazından elde ettiği bir şey yoktur. [Hazreti Muhammed (S.A.V.)]Sözcüklerin kökenini inceleyen bir bilim olan etimolojiye göre “Karanlık” ve “Karantina”; birbirleriyle akraba olmayan iki sözcük. Ama ben yine de bu iki sözcük arasında bir benzerlik kurdum. İkisinin de insanı biraz burkan, ürperten özelliği var. İkisinin de sonu aydınlık bir günün habercisi.

Ramazanın bugünlerinde, geçtiğimiz iki ayda olduğu gibi karantinadayız, karanlık içinde gibiyiz. Şimdi balkonumda, küçücük bir misafirim var; bir serçe minik gagasıyla ekmek ufağı yiyor, sadece kendi yemiyor, bu ramazan günlerinde yavrularına, kardeşlerine de bir lokmacık götürüyor; onun bu davranışı, insana, aydınlık günler için ümit vermesinin yanında ibret almasına vesile olması gerekir; “bakın, ben bir lokma ile doydum, diğer lokmayı paylaşıyorum, peki siz hep biriktiriyor musunuz, siz biriktirirken, diğer insanlar borçlanıyor!” der gibi oluyor.

Otomobil seslerinin olmadığı son iki ayda o minik misafirimin sesi daha çok duyuluyor, sanki bir nağme söylüyor. Issız, kimsesiz, terkedilmiş, sokaklarda karantina günlerinde karanlıkta yürüyorum. Boş, terkedilmiş, penceresi dahi olmayan, viran olmuş kerpiç evlerin önünden geçiyorum, rüzgârın sesi direkleri sallandırıyor, metruk binaların içinden sanki birileri çıkacak diye bekliyorum, biliyorum kimsecikler yok. Şiirdeki gibi karanlık mı insanların içinde, yoksa insan mı karanlığın içinde sezemiyorum. Bir yolculuktayım, gidiyorum, korkmuyorum…      

“Ramazanın eskiden adı, ‘Onbir ayın sultanı’ idi. Bir hükümdar gibi saltanatla gelirdi. Davullarla, sevinçli bakışlarla, çocukların neş’eli çığlıklarıyla karşılanırdı…” (Peyami Safa)

“… Eskiden iftarla esas yemek birbirinden ayrılırmış. Top atılınca zeytinle oruç açılacak, ve müddeti pek kısa olan akşam namazı kılındıktan sonra tekrar sofraya oturularak, tatlısı ile, tuzlusu ile tıka basa yemek yenilecek, giderken de, ev sahibine vedâ edilerek “diş kirası” olarak şahsiyetine göre elli altından elli kuruşa kadar dünyalığı cebine indirip çıkacaktır.” (Ref’i Cevad Ulunay) 

** 19. yüzyılın sonlarında yaşamış ünlü güldürü ustalarından Borazan Tevfik’i tanıtacağım sizlere. Kasımpaşa’da doğan Tevfik, daha çocukluğunda afacan bir şeymiş. Sevimliliği ve hazırcevaplılığı ile kendini semte tanıtmış, nişan, sünnet, düğün törenlerinin vazgeçilmezi olmuş.Adının Borazan’a çıkışının hikâyesi şudur:Tevfik, Kasımpaşalı ya! Askerliğini er olarak bahriyede yaparken, vazifeli bir erin güvertede unuttuğu borazanı alıp şöyle bir üfürecek olmuş, pirinç boru ortadan çatlamasın mı? Tevfik korkmuş, borazanı bırakıp kaçmış. Borazancı er, devlet malını ziyan etmeden tazminata mahkûm olunca Tevfik ortaya çıkıp “Onu ben çatlattım” demiş.Yüzbaşı sormuş:--- Neden yaptın bunu?--- Öttürmek istedim.Nefes kuvvetiyle pirinç borunun çatlamayacağını düşünen yüzbaşı:---Al şunu da çatlat bakalım, demiş. Tevfik, onu da öttürüp çatlatınca geminin komutanı onu borazancıbaşı yapmış.

Gel zaman git zaman ünü Sultan Abdülhamid’in kulağına kadar gitmiş:--- Üsküdar’da Altunizade sırtında bir karavana borusu çalsın. Onu dinleyelim diye irade buyurmuş. Tevfik isteneni yapınca da Hünkâr, onu saraya çağırtmış. Tevfik, asıl hünerlerini, taklitçiliğini, komikliğini o fırsatla göstermiş, göze girmiş, ihsan almış. Sonraki yıllarda bahriyeden istifa etmiş. Sofraların, toplantıların sevilen bir nüktecisi olup çıkmış.Kendisine “Bey” diyenlere de:---Ayol bana ne diye bey deyip duruyorsunuz. Ben bahriyede borazan çavuşu idim. Sonradan bol keseden gedikli zabit oluverdik, dermiş. Tevfik bir gün paraca sıkıntıda imiş. Kendisini çok seven zamanın Maliye Bakanı Cavit Bey’in Nişantaşı’ndaki konağına düşmüş:--- Sizinle mali bir meseleyi görüşmeye geldim.Cavit Bey:--- Ben de mali bir mesele ile meşgulüm, demiş, “Düyun-u Umumiye”--- Beyefendi, benimkisi daha beter, “Düyun-u Hususiye!”

 **“MÜBÂREK RAMAZAN”

Arınmış gönüller durdu secdeye,İndi kuşlar gökyüzünden müjdeye,Bu sabah hüzzamdan okundu ezan;Aksetti ilâhi sesler, derinde,Bir bitmez bereket beraberindeYurda burcu burcu geldi ramazan.                                            (Feyzi Halıcı)