Özcan şimşek
28.04.2020 18:32:31
Bu haftaki yazınız çok güzel. Özellikle fıkraya bayıldım. Elinize emeğinize sağlık.


Vahit Doğan


Saklı Kalan Ramazan Yazıları

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


“Hayat nasıl da geçiyor, zaman hiç geçmezken.” (Cahit Zarifoğlu)

Saatin içindeki yelkovana bakarsak eğer bu uzun çubuklu nesne, vakti öldürmeye hevesli insan için yerinden kımıldamak bilmez. Ancak kendisine verilen en güzel hediye olan zamanın kıymetini bilen için ise hızla akıp geçer. Zaman kavramını ‘Beklenen’ isimli şiirinde Necip Fazıl, herkes için o dakikaların aynı şekilde geçmediğini ne güzel belirtmiştir!

Evet hayat da, zaman da geçiyor, yine bir ramazana daha kavuştuk. Çoğunluğumuz evdeyiz, bu ramazan yaşadığımız hiçbir ramazana benzemeyecek. Biraz hüzün var; teravih namazı, ramazan eğlenceleri, ramazan davulcuları, iftar davetleri, iftar çadırları bu yıl olmayacak. ‘Sağlık olsun!’

Sizlere bu ramazanda da geçen yıl olduğu gibi çok eski ramazan âdetlerinden örnekler, hikâyeler, fıkralar, şiirler paylaşacağım. Hepinize hayırlı ramazanlar diliyorum.

“DÜN BUGÜN”

… Ramazan aylar önce beklenir, lâfı edilir, hazırlığı yapılır, yaklaşınca sevinilir, gideceği sırada üzülünür, konuşulurdu. Sade ramazan için değil, her olay için geçerli idi bu değerlendirme. İnsanların tuzu kuru idi, keyifleri yerinde idi. Soluk soluğa bir aceleleri yoktu. Yürekleri genişti. Bakınız ünlü romancı Abdülhak Şinasi Hisar bu söylediğimizi başka bir planda ne kadar güzel ifade ediyor:

“Şimdi Boğaziçi’nin o his bakımından dolu günlerini hatırladıkça bunlarla mukayese ile, şehir hayatının işleri ve zahmetleriyle çabucak solup giden günlerimizin, birer göç arabası gibi her çeşit yüklerle dolu geçen günlerimizin duygudan yana fakirliğine acıyorum. Hislerimizin hiçbirini doya doya duymaya, işlemeye vaktimiz kalmıyor. Eski zamanın o işsiz ve tembel günleri ruhun büyük bir ferahlığı içinde geçerdi. Her hissin ruh içinde doğup gelişmesi için bol bol zaman vardı…”

Değerli romancının dediği gibi şimdilerde zamanın, olayların tadını çıkarma hassamız körleşti. Nasıl körleşmesin ki, her birimiz hızlı ve hoyrat bir yaşam selinin içinde nefes nefese, soluk soluğa akmaktayız. Birer otomobile benziyoruz. Baş döndürücü bir hız ve telâş içinde yanımızı yöremizi görecek halimiz yok. Olayları uzun uzun tatmak, hazmetmek, öğütmek lüksü çok gerilerde kaldı. Şimdi son süratle yaşanıyor. İzlenimler, şöyle geçerken, ayaküstü, yarım yamalak ediniliyor. Ve bozuk bir fotoğrafın bulanık resimlerine benziyor. Hafızada bile kalmıyor.” (Haldun Taner)

**

FIKRA:

Adamın biri sonradan görme. Burnu ekin iti gibi, çalımından geçilmiyor, birkaç yıl öncesinin kılkuyruğu, cebi para görmüş, sırtında samur kürk dolaşıp duruyor… Yolda Bektaşi’ye rastlamış, görmemezlikten gelmiş Bektaşi’yi.   Bektaşi kolundan çekip çevirmiş:

“Bana bak ulan, o sırtındaki kürk, asıl sahibini bile hayvanlıktan kurtaramamıştı.

**

Bir Bektaşi Nefesi:

“…Arif isen özün yokla

Tevekkül kapusunu bekle

Genç buldun ise pek sakla

Duyurmak olmaz nâdâna

 

Besleme gazap atını

Çekersin zulumatını

Tepele nefsin itini

Zarar gelmesin bedene

 

Gönlünü yüksekten indir

Ar etme alçağa kondur

Açı doyur, suzuz kandır

İbade borcun öde…”