Zeynep Nur KÜÇÜK


Sabırla Çalışmaktır Ahilik

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


 

Pazar günü esnaflar, çay ocağında oturmuş bir yandan çaylarını içerken bir yandan da sohbet ediyorlardı. Daha doğrusu dertleşiyorlardı.

                “Valla kardaşlar, pandemiden dolayı kaç aydır sinek avlıyorduk. Yaz geldi, yasaklar kalktı, düğün, dernek başladı yine işlerin tadı yok. Bu nasıl iştir ben anlamadım.” dedi Hakan.

                “Hiç sorma…”diye atıldı tuhafiyeci Murat. “Benim de canım burnumda. Müşteri geldi diye seviniyorum. Alacağı bir tsört için rafta ne kadar mal varsa aşağıya indirtiyor. Kimisinin rengini beğenmiyor, kimisinin modelini… Kabine girip deniyor, bu bol geldi küçüğünü ver, dar geldi büyüğünü ver… Saatlerce gelen müşterinin peşinde dolanıyorum. En sonunda beğeniyor, para ödemeye gelince, oooo… O kadar veremem, ben bunu internetten şu kadara alırım, diyor. Fiyatı kırıyorum yine ikna olmuyor. Toz bezi fiyatına almak istiyor. En sonunda da almadan çekip gidiyor.”

Hakan’ın yüzünden düşen bin parçaydı. Zorlaşan hayat şartları diğer esnaflar gibi onu da üzüyordu. Halkın cebindeki para adeta kurumuştu. O karttan, öbürüne çek yatır yapıp duruyorlardı. Çayını yudumlayarak konuşmasına devam etti:

                “Çıldırıyorum arkadaş. Üç ay kullandığı malı getirip değiştirmeye çalışanı mı ararsın, otuz derecede yıkanması gereken penyeyi doksan derecede yıkayıp sonra da, bu senin sattığın mal, diye başıma çalanı mı ararsın… Ağızlarını açınca da, sizin bu yaptığınız Ahiliğe sığar mı? Sattığınız mala bakın!..diyorlar.”

                Şarküteri işleten Ayhan, s..g.rasından derin bir nefes çekti.

                “Bende de durum farklı değil dostlar. Geçen gün adamın biri benden tavuk aldı, ertesi gün getirip, sattığın tavuk bozuk çıktı, diyerek tezgâhın üzerine koydu. Sakince tavuğu aldım, yenisini verdim. Verirken de, dün nerelere gittin? Nereleri gezdin? diye sordum. Taze tavuğu alanadam neşeli neşeli anlattı: Sıcakta dolaşmış durmuş. Kalan alışverişini yapmış. Komşusu ile parkta oturup çay içmiş, çene yapmış. Akşam ezanı da evine dönmüş.”

                Hakan gülerek:

                “ O kadar gezen tavuk kokmakla kalmamış, pişmiştir.”dedi.

                “Sorma Hakan Abi” diye sinirli bir suratla devam etti Ayhan. “Hangi birini anlatayım. Müşteri benden kırık pirinç alıyor. Ertesi günü pişmiş pilavı getirip, önüme koyuyor. Bu pilav lapa oldu, sattığın pirince bak!..diye beni azarlıyor. Sıcak yerde sakladığı fasulyeyi, mercimeği aylar sonra getirip, kurtlu mal satmışsın, bir de esnaf olacaksın, utan utan!..diye üzerime yürüyor.”

                Murat dertli dertli bir iç çekti.

                “Ne olacak böyle bilmem ki... Büyük marketler, internetten satışlar bizlerin canına okudu. Gider arttı da arttı ama gelir yok.”

                Mehmet Usta, esnafların en yaşlısıydı. Ağarmış saçı, sakalı, nur yüzü, dürüstlüğü ile tanınırdı. Esnaflar arasında sevilir, sayılırdı. Esnaf arkadaşlarının acı gününde de mutlu gününde de onların yanında olurdu.

                “Ahiler!” diye söze başladı. Yumuşak bir ses tonu ile tane tane konuşuyordu. “Evet, haklısınız çok zor bir dönemden geçiyoruz. Sizler de bilirsiniz ki biz Ahi Esnafına yakışan, şartlar ne olursa olsun dürüstçe çalışmaya devam etmektir. Ahilik, kardeşlik demektir. Dayanışma demektir. Allah’ın izni ile bu zor günleri de atlatacağız.”

                Ayhan biten çay bardağını çaycıya uzatırken, esprili bir dille konuştu:

                “Doğru konuşursun Mehmet Abi, Ahiler eline, diline, beline sahip olur. Lakin elde sahip olacak para kalmadı. Dil dersen işsizlikten dedikodu eder, durur.”

                Mehmet Usta samimi konuşmasına devam etti.

                “Yiğitler, Pirimiz Ahi Evran Veli: “Hak ile sabır dileyip, bize gelen bizdendir. Akıl ve ahlak ile çalışıp, bize gelen bizdendir.” der. O halde bizim yapmamız gereken, ümitsizlik değil; sabırla, tevekkülle çalışmaktır. Ne mutlu bizlere ki Ahi Evran, Hacı Bektaş Veli gibi erenlerin toprağında yaşıyoruz. O Mübareklerin soluduğu havayı soluyoruz. Bizler, Allah dostlarına dost olmak istiyorsak onların yaktığı ışığın altında duracağız. Dürüstçe çalışacağız. Adaletli olacağız. Terazimizde hile yapmayacağız. Peygamber Efendimizin ahlak cübbesini giyineceğiz. Mal, para hırsı ile değil Hakk rızasını kazanmak için çalışacağız. Biz dünyadan gider oldu, kalanlara selam olsun, diyen Yunus gibi arkamızda hoş bir seda bırakmak için çalışacağız.”

                Mehmet Usta hafifçe kaşlarını çattı. Sesini yükselterek konuştu:

                “O halde haydi Bismillah. Çaba bizden, nasip Mevla’dan.”

                Ahiler canlanmıştı.

                “Gideyim de dükkânı yıkayayım, temizleyeyim” dedi Ayhan gülümseyerek. “Müşterinin afacan çocuğu reçel kavanozunu kırmıştı.”

                “Ben de yeni gelen malları yerleştireyim.”

                “Bize de misafir gelecek, ben de gideyim de pazardan hanımın istediklerini alayım.”

                Ahi Esnafı vedalaşarak ayrıldılar.

                Ahilik değerlerini benimsemiş tüm Ahi Esnafının, Ahilik haftasını kutlarım. Kazançları bereketli, yuvaları huzurlu olsun. Darda kaldıklarında Ahi Evran Veli ellerinden tutsun.

                Ya toprak ol

                Ya da su

                Sakın ateş olma…