Numan KURT


PEKMEZ TADINDA

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


“İnsanlar üzüm gibidir, gösterdiğiniz ilgiye göre ya pekmez olur ya da sirke.”
Tatlımız yufka ekmekle pekmezdi bizim
Karlı pekmez de içtik kış günlerinde
Bilmezdik çikolatayı, şokellayı, bilmem neyi
Köftür, ceviz eksik olmazdı analarımızın dolabında
Aklıma geldi, anlatayım dedim şu anımı
Pekmez tadında
Pekmez sever misiniz bilmem. Çoğu insanın sevdiğini, doğal besleyici olarak da özellikle kışın evine alıp yediğini biliyorum. İlkokulun son iki yılını bağlık bahçelik bir köyde, Hacıbektaş'ın Topayın (Akçataş) köyünde okudum. Ağabeyimin ilk öğretmenliğe başladığı şirin bir köydü. Oranın parmak üzümüne, kara üzümüne doyum olmazdı. O güzelim üzümlerin bir kısmı şarap olurdu, bir kısmı da pekmez. Üzümün çiğnenerek şırasının akıtılıp şaraba hazırlanması ya da pekmez kazanında kaynatılışı bugünkü gibi gözümün önünde. Şarabın evlerde kaçak yapılışı yasaktı. Evi okula yakın komşu Ali Dayı, jandarmaya ihbardan korktuğu için iki küp şarabını "Hoca, bunları okulun kömürlüğüne koy, burada şarap olduğu kimsenin aklına gelmez." diye okul kömürlüğüne koydurmuştu. Bazı akşamlar Ali Dayı misafirliğe gelince beni kömürlüğe yollarlar "Haydi, bir tas şarap getir." derlerdi. Ben de çocukluk bu ya, getirirken tadına bakardım. Şarap neyse de o köydeki pekmezin tadına doyum olmazdı.
Şimdi o şirin köyde çeşmelerin kuruduğunu, bağın bahçenin pek kalmadığını oralı bir arkadaş ara sıra anlatır. Bir de şaka ekler sözün sonuna "Bak, bizim şaraptan içtiğin için böyle yüzünden kan damlıyor."
Bir "pekmez akıllı" hikâyesi anlatmak istedim de sözü böyle dönüp dolaştırdım. Ankara'da oturan Kırşehirliler iyi bilir. Kırşehirlilere diğer illerden gelenler "pekmez akıllı" derler. Köyüm, idari olarak Nevşehir'e bağlı olsa da çokları bizi Kırşehirli diye bilir.
1996 yılı Nisan ayında Ankara-Batıkent Mobil Lisesi'ne atandım. Aradan iki üç ay geçti. Öğretmen arkadaşlarla birbirimizi tanıyıp yavaş yavaş şakalaşmaya da başladık. Bir gün öğretmenler odasında oturuyoruz. Ben odanın kapıya yakın bölümünde masadayım, iki üç arkadaş da koltuklarda oturuyor. Biri ağırdan ağırdan bana takılmaya başladı:
-Hocam, bu Kırşehirlilere neden pekmez akıllı diyorlar?
-Ben, Nevşehirliyim; ama yakın olduğumuz için Kırşehirli de sayılırım. Zaten eski ilimiz de Kırşehir'miş. Pekmez çok tatlıdır, herhalde hemşehrilerimizin aklı da tatlı olduğu için öyle demişler.
Konuşma böyle şaka yollu sürerken öğretmenler odasının kapısında iri yarı, saçları dökülmüş biri belirdi. İşin ilginç yanı iki elinde de küçük pekmez bidonları vardı. Ayrıca da orada oturanlara dönmüş beni soruyordu:
-Efendim, iyi günler, ben Numan Kurt'la görüşmek istiyorum.
Şaşkın şaşkın soruyu sorana ve bidonlara bakan arkadaşlar beni gösterip:
-İşte, karşında oturuyor, dediler.
Bidonları masaya bırakıp elime sarılarak:
-Hocam, ben sizin Mucur'dan öğrenciniz Mahmut Sarıyıldız, uzun zaman geçtiği için tanıyamadım, kusura bakmayın.
Mahmut'la sarıldık, öpüştük. Arkadaşlar da şaşkınlık içindeydi. Hem görünüş olarak yaşı bana yakın olan birinin öğrencim olması hem de tam "pekmez muhabbeti" yaparken iki bidon pekmezle gelmesi onlara ilginç gelmişti. Mahmut bir okulda öğretmenlik yapıyormuş. Boş kalan zamanlarında da pekmez, acı toz biber gibi yiyecek maddeleri satıyormuş. Bu eski öğrencim Mucur'un İnaç köyündendi. Sohbetin ve olayın böyle çakışıp örtüşmesi üzerine epeyce konuşup gülüştük.
Daha sonra Mahmut, sık sık okula pekmez, biber satmak için geldi. Ben de onu çalıştığı okulda ziyaret ettim. Çok ilgi gösterdi, iltifat etti. Hep pekmezle uğraştığı için böyle güler yüzlü ve neşeliydi Mahmut herhalde. Bu da işin şakası.
Bu arada Kırşehirlilere neden “pekmez akıllı” denmiş, onun değişik öykülerine dönelim. Bakın halk zekası iki sözcükten oluşan bir deyim üzerine ne söylenceler üretmiş:
Kırşehirli hemşehrimiz Ankara pazarında Kırşehir'den getirdiği pekmezleri satmaya gitmiş, kısa bir süre sonra hepsini satmış, cebine parasını koymuş. Ardından ihtiyaçlarını karşılamak üzere şöyle bir pazarı gezmiş ve pazardan alacak bir şey bulamayınca gitmiş, sattığı pekmezden kazandığı parasıyla başka bir satıcıdan tekrar pekmez satın almış. Bunun sebebini soranlara da pazarda pekmezden daha değerli bir şey bulamadığını söylemiş. Diğer satıcılar buna pek anlam verememişler; ama bıyık altından da gülmeyi ihmal etmemişler. Hemşehrimiz bir hafta sonra yine aynı pazarda geçen hafta aldığı pekmezleri güzel bir kârla tekrar satmış. Kırşehirli hemşehrimizin bu kıvrak zekası karşısında oldukça etkilenen diğer pazar esnafı bundan böyle tüm Kırşehirlilere “pekmez akıllı” demeye başlamışlar.
Bir kış günü Kırşehirli hemşehrimiz, o zamanki adı ile "Hergele Meydanı"nda (Daha sonra ismi İtfaiye Meydanı oldu.) şimdiki adı ile Opera Meydanı'nda pekmez satarmış. Oradan geçen bir adam evine büyük birkaç parça cam götürürmüş; ancak cam o yana kayar, bu yana kayar adama zorluk çıkarırmış. Pekmez satmaya çalışan bizim Kırşehirli, "Birader o cam öyle gitmez, şuradan iki kilo pekmez al, sana nasıl götüreceğini söyleyeyim." demiş. Camı götürmekte zorlanan adam bunun iyi bir fikir olduğunu düşünmüş ve hemşehrimizden iki helke pekmezi satın almış. Bizim pekmezci hemşehrimiz adama: "Camların köşelerine, parmağınla pekmez sür, rahat rahat götürürsün." demiş. Adam hemşehrimizin dediğini yapmış ve rahatça camı evine götürmüş. Gel gör ki, camları evinde birbirinden ayıramamış. Soluğu tekrar bizim pekmezcinin yanında almış ve durumu anlatmış. Uyanık hemşehrimiz adama "Şuradan iki helke pekmez daha al da kolayını söyleyeyim." demiş. İki helke daha pekmez alan adama, "Camların arasına sıcak su dök hemen ayrılır." demiş. İşte hemşehrimizin pratik zekâsına, uyanıklığına şahit olan çevresindekiler hemşehrimize bundan böyle hep akıllı adam anlamında "pekmez akıllı" demişler.
Kırşehirli bir ağanın konağı yanmış. Ağa telaşla etrafındakilere bağırıyormuş; "Pekmezi alın çıkın gerisine ellemeyin!" diye... Çünkü ağanın ağa olmasının sebebi pekmez üretip satmasından dolayı imiş. O da kendisini ve çalışanlarını bu günlere getiren nimete nankörlük etmek istemeyip, saygısını bu şekilde göstermek istemiş...
Eskiden hacca at ve develerle giderlermiş. Bizim Kırşehirli hacı da hazırlanmış, devesine yükünü yüklemiş. İki çanak da pekmez sarıp çıkmış yola, katılmış hac kervanına. Kimse de akıl erdirememiş bizim hocanın yanında pekmez götürmesine. Varmışlar Arabistan çölüne, yatakları serip bir güzel yatmışlar. Bu arada bizim hacı daldırmış cezveyi pekmez çömleğine, yattığı yerin etrafına bir çember çizip dökmüş pekmezi. Sabah kalktıklarına bir de bakmışlar ki herkes panik içinde. Çünkü birçok kişiyi akrep sokmuş. Bizim Kırşehirli hacının pekmezine takılan akrepleri gören diğer hacılar ise hemşehrimizin niye yanında pekmez getirdiğini anlamışlar ve o andan itibaren hemşehrimize akıllı adam anlamına gelen “pekmez akıllı” demeye başlamışlar.
Bak
Çal şu kapıyı
Ne öyküler anlatırlar sana
Geçip giderken bu dünyadan
Senden de kalsın hatıralar
İçtenlikle, sevgiyle
Anlatılan
Anılar ki hepsi eski fotoğraflar tadında
Dökülen birer yaprak
Yaşamdan