İsmail Tufan


Para, Çocuk ve Demografik Yaşlanma

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


Hayatından belki memnun değilse bile, çoğunluk yeryüzünde geçireceği sürenin, yani yaşamsüresinin uzamasından pek memnun görünüyor. Ancak bunun sonuçlarını düşünenlerin sayısıpek fazla değildir. Son günlerde yeniden “çocuk yapmak” konusu hararetlendi. Gel-git gibi! Bir süre konuşan olmuyor, sonra birdenbire sanki başka konu yokmuş gibi herkes adeta“çocuk” konusuna balıklama atlıyor.
Sabah Gazetesi yazarı Mevlüt Tezel’in “Sağlık sorunu olmayan, geliri yüksek çocuksuz kişiler daha çok vergi ödesin” önerisi tartışılabilir. İlk bakışta mantıklı da görünüyor.“2017'de evlenen çift sayısı 596 bin 459 iken, 2018'de % 2.9 azalarak 553 bin 202 oldu. Boşanan çift sayısı da 2017'de 128 bin 411'ken, 2018'de % 10.9 artarak 142 bin 448 oldu.Boşanmaların % 37.6'sı evliliğin ilk beş yılında. İlk evliliklerde ortalama yaş ise 30'u geçti. Böyle olunca da Türkiye'de ilk defa doğurganlık hızı 'yenilenme düzeyi'nin altına düştü.Üstelik göçmenlerin hızlı nüfus artışına rağmen bir gerileme var. Demografik yapının değişme tehlikesi ise ayrı bir yazı konusu! 1990'lı yıllarda % 4 olan Türkiye'nin yaşlı nüfusoranı % 9'a dayandı. Mevcut gidişatta Türkiye 22 yıl sonra 'çok yaşlı nüfusa sahip ülkeler'sınıfına girecek. Asıl tehlike, Türkiye'nin yaşlanma sürecini 15 yıl içinde tamamlayacakolması. 15 yılda yaşlı nüfus iki katına çıkacak. Fransa bu süreyi 115, İsveç 85 yıldatamamlamış. Bizim için büyük risk. Türkiye'nin yaşlanma hızı freni patlamış otomobil gibi!
Hangi yıldayız? 2020! Ben buna dikkatinizi çekmek istiyorum. Sayın Tezel’in önerisikanımca çözüm değil. Bunun sebeplerine sonra değineceğim. Önce Tezel’in, “Türkiye'ninyaşlanma hızı freni patlamış otomobil gibi” dediği demografik yaşlanma olgusu ile ilgilibirkaç söz söylemek isterim. Ben bu soruna 2001 yılından beri yılda en azından üç-beş defadeğiniyorum. Toplumsal yaşlanmanın kaçınılmaz sonuç olarak karşımıza çıkacağını ve 2000yılından sonra demografik yaşlanmanın ivme kazandığını vurguluyorum. Ama Mevlüt Tezelyazınca “kıyamet koptu!” Sayın Tezel yanlış bir şey yazmadı, gerçeklerden bahsetti. Benim20 yıldır söylediklerimi, o da gazeteci gözüyle köşesinde dile getirdi. Konu önemli. Bundankaçışımız yok. Fakat asıl sorun “çocuk yapmak ya da yapmamak” konusunda noktalanırsa,bundan kimse fayda elde etmez.Demografik yaşlanma, sadece doğurganlığın azalmasına bağlı olsaydı, o zaman doğurganlığıarttırmakla soruna çözüm bulunabilirdi. Fakat doğurganlığın azalmasının yanı sıra yaşamsüresi uzuyor. Henüz 2007 yılında yayınladığım “Birinci Türkiye Yaşlılık Raporu’nda”,demografik yaşlanmanın Cumhuriyetin ilk yıllarında başladığını, ama o zamanlar gözebatacak düzeyde olmadığına dikkat çekmiş ve 1960-2000 döneminde ise 60 ve üzeri yaştakinüfusun %57, ama 80 ve üzeri yaştaki nüfusun %266 arttığını belirtmiştim ve bunun henüzbaşlangıç olduğunun altını çizmiştim. Ne “kıyamet koptu”, ne de ses çıkaran oldu. Sankivakuma seslenmiş gibi! Yankı yok; sesim uzayın boşluğunda kim bilir nerelere ulaştı, amamedyaya, sosyal medyaya, politikaya, bilime ve daha nerelere, ulaşamadı.Gelelim Tezel’in önerisine: “Sağlık sorunu olmayan, geliri yüksek çocuksuz kişiler daha çokvergi ödesin.” Bu cümlenin hedef grubu belli değildir: “Sağlık sorunu olmayan ve geliriyüksek çocuksuz kişiler” mi, yoksa hem “sağlık sorunu olmayan kişiler” hem de “geliriyüksek çocuksuz kişiler” mi kastedilmektedir? Birbirine benzeseler de, bunların anlamıfarklıdır.Sayın Tezel, “Yazının tepki çekeceğini biliyordum, linç edildik. Olsun linçe alışkınız, 'ölütaklidi yapan' yazarlar gibi fikir mücadelesinden kaçmayız!” diyerek, kendinden bir hayliövgü ile bahsediyor, ama toplumsal yaşlanma için bir öneri getirmek “fikir mücadelesi” ise,benim de mütevazılığı rafa kaldırmam gerekir. Ben bunun fikir mücadelesi olduğunuzannetmiyorum. Abartmaya hiç gerek yok. Ortada karşılanması gereken bir gerçeklik var vebiz bunu şimdiye kadar hep görmezden geldik. Bilimsel kanıtlarını da ortaya koyarak konuyu“Sağır Sultanın” bile duyacağı tarzla anlattık. Politikaya ve kamuoyuna seslendik.Sempozyumlar düzenledik. Yerel çalışmalarımızda demografik yaşlanmayı önlemeninimkânsızlığından söz ettik ve elbette doğurganlığın azalmasını da bunun nedenleri arasındasaydık, ama hiçbir zaman “Sağlık sorunu olmayan, geliri yüksek çocuksuz kişiler daha çokvergi ödesin” demedik.Aklımıza mı gelmedi? Geldi, ama böyle naif öneriler ile hiçbir yere varılmayacağınıbildiğimiz için konuyu sulandırmadık. Biliyorsunuz, toplum olarak sulandırma konusundaustayız. Daha çocukken bizim sütçünün sütü sulandırdığını öğrenmiştim. Sonra yaşımızilerledikçe sadece süte değil, daha pek çok şeye su katılabildiğini gördük. Şimdi demografikyaşlanmayı sulandırmakla meşgulüz.Şöyle kafanızı iki elinizin arasına alarak düşünün: Türkiye’de sağlık sorunu olmayan, geliriyüksek çocuksuz kaç kişi var ki, onların vergileri ile bu ülkenin yaşlılık sorunu çözülebilsin?Öte yandan vergi ödemekle doğurganlığın artmayacağı bellidir. Parası olup, çocuk istemeyenbir kimse, zaten bu vergiyi güle oynaya verir. Diyelim ki “vergi tehdidi” tuttu ve sağlıksorunu olmayan, geliri yüksek kişilerin hepsi “çocuk yapalım vergiden kurtulalım” deyip,çocuk yaptı. Ne olacak? Birkaç zenginin doğuracağı çocukla, Türkiye’nin demografikyaşlanması önlenmiş olacak mı? Bu tür öneriler, “Sütçü Kızı Hesabıdır”.Çocuk, sadece aile mutluluğunun sembolü değil, aynı zamanda aile “kaliteli çocuk”yetiştirmek istiyor. Nicelik eskidendi. 1960’lı yıllarda 15-45 yaşları arasındaki bir Türk kadınıortalama 6 çocuk dünyaya getiriyordu. O dönemde nicelik ön plandaydı. Bugün ise çocuğunnitelikleri öne çıktı. Daha kreşten başlıyor, üniversiteden mezun edinceye kadar çocuğu“adam etmek” için aileler varını yoğunu ortaya koyuyor. Sonra?