Özcan şimşek
27.11.2020 17:30:37
Çocuklumuzda hayallaerimiz o kadar güzel ki, bunu iyi anlamak gerekir. Çocukluğumda gördüğüm eksiklikleri kendi oğlumda uygulayarak acısını çıkartıyorum. Bu haftaki yazınız için teşekkür ederim.


Vahit Doğan


“Oyuncak Hikayesi”

Kırşehir çınar gazetesi


 

İnsan; büyümeye, aklı ermeye hayatında uğradığı ilk hayal kırıklığının farkına vardığı andan itibaren başlar. 
Benim ilk hayal kırıklığım dört yaşında başlıyor. Hayal meyal hatırlıyorum. Köyde yaşıyoruz. Herkeste bir bayram sevincinin heyecanı var. Emin değilim ama bir bayramdayız sanki! Belki de gerçekten bayram. Evimizde başçavuş emeklisi olan amcamın babaevini ziyaret edeceği konuşuluyor. Sevinç kaynağının nedeni şimdi daha iyi anlaşılıyor. Bu haberden sonra ben hayal kurmaya bu mutlu haberi duyduğum andan itibaren başlıyorum, bu, belki de kuracağım ilk hayal! Amca gelir de, yeğenlerine bir hediye getirmez mi? Ki o amcam, emekli bir astsubay olarak altı aşiret köy içinde okuyan ve devletten maaş alan ikinci kişiymiş. 1960’lı yıllarda köye geldiğinde general gibi karşılanırmış. Neyse bu konuyu burada bırakalım.
Ne demiştim biraz önce, amca gelir de eli boş gelir mi? Elbette bana oyuncak kırmızı renkli bir traktör getirir. Arabalarda ya da başka oyuncaklarda gözüm yok! İllâ ki traktör olacak. Ama bir de korkum var. Oyuncağımın kırılacağı korkusu.
Ben hayallere dalmışken amcam uzaklardan geldi. Ancak beklediğim, hayalini kurduğum oyuncak yoktu elinde, başka bir hediye de yoktu. İşte benim hayal kırıklığım o anda başladı ve ben orada büyümeye başladım. 
Ve hayatım boyunca hiç oyuncağım olmadı ve ömrüm boyunca amcamın bana bir oyuncak getirmesini bekledim. Amcam, birkaç yılda bir gelirdi evimize. Bize hayatını sürdürdüğü Gölcük’ten pişmaniye getirirdi. Geldiğinde bana şiir okuduğu olurdu. En çok Ahmed Arif’i severdi. Şair’in “Hasretinden Prangalar Eskittim” şiirini çocukluğumda ilk onun sesinden dinledim. Bana bir de şiir kitabı hediye etmişti. Kitabın ismi “Pembe Sefalet” şair: Remzi Baştürk. İşte o kitaptan bir şiir:
“BANA NE”
Ozon tabakası delinmiş
Bana ne
Çekirgeler dünyayı tehdit ediyormuş
Zakkum kansere çareymiş,
Bana ne
Uzaydan gelenler oluyormuş
Bizans hazinesi aranıyormuş,
Ruslar da uzay mekiği yapmış,
Bana ne
Filistin devlet oluyormuş,
Toplu mezarlar ortaya çıkmış
AIDS’e karşı savaş açılmış,
Bana ne
Ekmek binbeşyüz  lira olmuş
Yaaa…
** 
Son yıllarda telefonla her hafta görüşüyorduk. Genellikle o, beni arardı. İlk sorduğu soru “Köyde ölen var mı?”  oluyordu. Ben de ölen olduğu zaman söylüyordum. 60 yıl doğduğu topraklardan uzak yaşasa da ölenler eğer yaşlıysa hatırlıyordu. Birkaç hafta önce yine köyden birisi öldü. Bu sefer ben onu aradım. Dedim ki; “Hep sen, beni arıyordun, bu sefer ben, sen sormadan söylüyorum: “Tayyar Emmin ölmüş.” Ve bu telefon görüşmesi son görüşmemiz oldu.
İnsanların belki de farkedilmeyen özelliklerinden biri tam olarak anlaşılamadan ölüp gitmeleridir. İnsan doğar, yaşar ve ölür ancak iç dünyası tam olarak anlaşılamadan bu dünyadan gider. Herkesin anlatacak hikâyesi vardır, kimisinin de hikâyesini dinleteceği kimsesi yoktur. Boşa yaşanmış bir ömür gibi hikâye de yok olur gider. Kimisi varislerine miras kavgası ettirecek kadar mal bırakır, kimisi de ardında hayal kırıklıklarıyla dolu, dürüstçe yaşanmış, kimseye haksızlık yapmamış, hileli hiçbir yola başvurmamış, yalnızca şerefli bir ad bırakmıştır.
***
Bu haftaki Saklı Kalan şiirimiz Ceyhun Atuf Kansu’ya ait:
“MENEKŞELİ TÜRKÜ”
Yaşanmaz der bu memlekette
Bozuk düzen çalgıcısı
Asıl şimdi yaşanır der
Yarının yiğit bağlamacısı
Söğüt dallarından düzenleyip
Baharın yeşeren tellerini
Asıl şimdi yaşanır
İlkbahar yağmurları
İnce ekine düşerken
Gecekondu önlerinde
Kerpiç duvar bahçelerde
Tomurcuğa durmuşken
Bebe erik ağaçları.
Öğrenciler, devrimin ipekçi ustaları
Halk yelinin bayrağını
Dokurlarken dut yaprağından
Asıl şimdi yaşanır
Eski saat kuleleri
Tan yeri menekşesinin
Türküsünü çalarken.