Özcan şimşek
15.08.2020 09:38:07
Askerlik günlerim aklıma geldi. Nöbet kutsaldır. Şu an bizler sıcak yatağımızda rahat uyuyalım diye nöbet tutuluyor. Bu haftaki yazınızı çok beğendim. Teşekkür ederim.


Vahit Doğan


Nöbetçi

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


Çalıştığım işyeri, şehirdeki hemen hemen tüm kamu kurumlarının bir arada olduğu dört katlı Valilik binasındaydı.

Ben ise daha yirmi yaşında – yani askerlik çağında bile- değildim. Yaklaşık üç ayda bir bu binanın girişindeki kulübede nöbet tutuluyordu. Ben de nöbet listesine dahildim. Nöbetçi olan kamu çalışanının 24 saat nöbet mahallinde olması gerekiyordu. Göreve başladığımın ilk yıllarında bu nöbeti niçin tuttuğumuzu anlamadığım gibi nedenini de merak etmemiştim.

Aradan uzun yıllar geçtikten sonra, kendisinden çok şey öğrendiğim, “hayat okulumun öğretmeni”, benim de mezunu olduğum İzmir Maliye Meslek Lisesi’nin ilk mezunlarından, kıymetli büyüğüm Mahmut Yıldız, bana nöbeti niçin tuttuğumuzun hikâyesini şu şekilde anlatmıştı: “2 Ağustos 1990 tarihinde Irak’ın Kuveyt’i işgalinden sonra, Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin; menzili Ankara’ya kadar varan Skud füzesi bulunduğunu ve bunu Türkiye’ye karşı kullanabileceğini söyleyerek tehdit ettiği için, bu tehditlere karşın ‘Bütün Kamu Kurumlarında Nöbet Tutulması’ uygulaması başlamış… (Allah korumuş) Saddam füzeyi atsaydı nöbetçi amir ne yapabilecekti peki? Cevap: Skud füzesi atıldığı zaman vali yardımcısının evine gidilip –gidecek motorlu vasıta olmadığı için yürüyerek- kendisine haber verilecektir…” 
Bu nöbet uygulaması çeyrek asra yakın devam etti; geride ne Saddam kaldı, ne o dört katlı bina, ne de nöbet!.. Yalnız bu savaştan geriye benim aklımda ilk kez Körfez Savaşında duyduğum bir kelime kaldı: “Konuşlanmak” Yanılmıyorsam bu kelimeyi ilk defa televizyonda bu savaşı naklen anlatan spikerler kullandı. Anlamı : Yerleşmek… Ben ise; bu kelimeyi de, savaşı da hiç sevmedim. 
Yine yıllar önce bu binada yaşanmış bir olay; binayı su basıyor... Günah keçisi ise tahmin edeceğiniz üzere nöbetçi memur oluyordu... Hakkında soruşturmalar, tahkikatlar, raporlar… 
Nöbet deyince aklıma yaşadığımız bu olaya benzeyen bilindik bir hikâye geldi, anlatayım: 
“Müfettişin biri, bir kamu kurumunu teftiş ederken, kamu binasındaki dehlizin bir tarafında nöbetçi bekletildiğini görür: 
--- Oğlum vazifen nedir? 
--- Burada durmamı emrettiler, duruyorum. 
--- Niçin? 
--- Bilmiyorum.
--- Seni kim gönderdi? 
---Filân amirim. 
Müfettiş, filânca amiri çağırtmış:
---Bu nöbetçiyi buraya niçin diktin? 
---Falanca amirimin verdiği nöbetçiler listesinde bu nokta da gösteriliyordu.
Amirden amire soruşturmalar devam etmiş. Hepsi bir üst amirinden emir aldığını söylemiş. Tahkikat, sonunda müessesenin en üst yöneticisine kadar dayanmış:
O da:
---Vallahi, ben buraya geldiğim zaman, böyle bir nizam vardı. Riayet ettik. 
---Kim koymuş bu nizamı? 
--- Selefim, yani benden önceki kişi.
--- Selefi bulunmuş. O da aynı şeyi söylemiş:
---Usulü ben koymadım. Benden evvelki yönetici böyle yaparmış. Ben de devam ettim. 
Müfettiş, meraka düşüp, zincirin ucunu maziye doğru takibe kalkmış. Yöneticiden yöneticiye… Tesadüf bu ya, doksan beş yaşında bir adam karşılarına çıkmış ve demiş ki:
--- Yahu! Bereket versin ki sağ salimim ve bunamadım da! Müşkülünüzü halledeceğim. Gençliğimde o büyük binanın amiri bendim. Bahsi geçen dehlizde bir tahta sıra duruyordu. Yeşile boyattırdım. Ziyaretçilerden biri, beyaz elbisesiyle gelip üzerine oturmuş. Elbisesi berbat oldu. Bunun üzerine “Nöbetçi bekletilsin!” emrini verdim. Meğer aynı vazifede fazla kalmam kısmet değilmiş. Sıranın kurumasından önce başka işe tayin edildim. Ve anlıyorum ki; aradan seneler geçtiği halde ne sıra kalmış, hattâ ne de o noktadaki bekleme odası. Amma hâlâ nöbetçi bekletiliyor.” 


* * *
Bu haftaki Saklı Kalan Şiirler Köşemizin misafiri Hamit Macit Selekler. Şair, Cumhuriyetin ilk yıllarında hâkim ve savcı olarak görev yaptı. Şairin, kendi kuşağı arasında büyük bir ün sağlamasına sebep olan “Sol” adlı şiirine, dedesi Edipzâde Ahmet Beyin Arapça “Sol” adlı bir şiiri okuyup anlatması yol açmıştır:

SOL
Mademki seninçin yüreğim üzgün
Madem ki bu sessiz uzletimdeyim
Gözlerim kanmasın ışığa bir gün
Yıllarca ufuktan nur bekliyeyim.
***
Sen de renk renk olurken gül dudağa haz
Dağılırken ben de dalga dalga haz
Sesimde bir üzgün, solmuş ihtizaz
“Sen de sol, sevgilim, nasıl” diyeyim.
***
Sol damla damla sen, rengini ver, sol,
İçimde alev sol gözümde fer, sol.
***
Deyince sana bu titrek eller, sol,
Ki asla visale erişmeyeyim.