Mehmet Zeki Gültekin
29.12.2020 05:02:52
Ellerine sağlık çok güzel yazmışsın herkesin anlayacağı dilden. Bizzat şahit olanlardan duydum, haç takan imamları, Ermeni müftüleri. Açıktan 50 yıl dinsizleştirmeye çalıştılar beceremediler, 48 yıldır da kriptolarla işbaşındalar. Kafirler ve münafıklar istese de istemese de Allah nurunu bu millet eliyle tamamlayacaktır inşallah. Maide 54'ü ve Fetih 28'i bir daha oku.


Handan YILDIZ BAYRAK


Kripto İmamlardan Kripto Prof.Lara

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


 

                Üzerinden zaman geçti biliyorum bazı konular güncelliğini kaybetmiyor, en azından benim için. Geçtiğimiz günlerde videosu ortaya çıkan Mustafa Öztürk’ün sözleri de bu kategoride şüphesiz. Hatırlamayan veya duymayanlarınız için kısa bir özet geçeyim. Öztürk, Kur’an-ı Kerim’deki bazı ifadelerden yola çıkarak Kur’an’ın Allah lafzı olmadığını, aslında Hz. Peygamber’in kendisine verilen vahi yine kendi lisanıyla insanlara anlattığını söylemiş, hatta bu durumu Yunan mitolojisindeki Hermes’e benzetmişti. Bu konu fazlasıyla tartışıldı. Kimi Türkiye’de ilahiyatçı olmanın zorluklarından bahsetti, kimi Öztürk’e veryansın etti. Bazıları da bilimsellik, akademisyenlik şeysine Öztürk’e kılıf uydurdu. Herkese bir şekilde cevap verilebilir elbette ama kişinin tarafını seçmesi gerektir. Yıllar öncesinde, ilahiyat fakültesinde öğrenciyken elbette yığınla makale okuduk. O zamanlardan gözüme batıyordu Müslüman akademisyenlerin bir parça daha tarafsız görünebilmek adına Allah Rasulü’nden babalarının oğlundan bahseder gibi bahsetmeleri. Muhammed aşağı, Muhammed yukarı. Belki benim bilimselliğe bakışım hatalıdır ama öyleyse de ben hatamı seviyorum! Müslüman bir akademisyen, bir bilim insanı her ne tezi savunursa savunsun Müslümanlığını gizleyerek ya da örtbas etmeye çalışarak değil Müslüman kimliğini açığa çıkararak iş yapabilmeli. Yani bilim insanı bir tezi evet her yönüyle tartışmalı fakat neticede kendi kutsallarını ekarte etmemeli. Gelelim Öztürk’e. Kendisinin uzmanlık alanı tefsir. Söz konusu videosunda sazı eline alıyor ve nefes almadan kendi tezini savunuyor. Bazen hepimiz öyle olmaz mıyız? Karşımızda bize cevap verme ya da söylediklerimizi çürütme ihtimali az olan insanlar varsa damdan direkten ne bulsak konuşur, şaibeli iddialar atar sözlerimizin arkasında aslanlar gibi duruyor görüntüsü sergileriz, tıpkı Öztürk gibi. Fakat o işler öyle olmuyor işte. Evet bir akademisyen her konuyu tartışabilir, araştırıp yorum yapabilir. Fakat bir tefsir profesörü kendi uzmanlık alanına bunları söyleyerek başta kendi tahtına dinamit koymuş olmaz mı? Bilirsiniz hadis reddiyecilerini. Onlara bir hadis söylersiniz, ben Kur’an’dan başkasına inanmam der. Bir dönemin kripto imamları vardı şimdinin de kripto akademisyenleri çıktı. Hadi buyur şimdi biz Öztürk’e desek ki ayette Allah Kur’an’ı biz indirdik elbet biz koruyacağız diyor desek Kur’an Allah lafzı değil diyecek. Birileri hadisleri itibarsızlaştırsın, bir başkası Kur’an metninin Allah’a ait olmadığını iddia etsin sonra da Müslüman profesör desinler. Az önce demiştik ya karşısındakiler belki de iddialarını çürütemediler ondan bir hızla yürüdü gitti Sayın Öztürk. Ama bizim söyleyecek bir şeylerimiz muhakkak olmalı değil mi? Varsayalım sizin dediğiniz gibi Allah Rasulü vahi insan idrakine uygun hale getirip aktardı –bak bak görüşünü nasıl masumlaştırıyor- peki yüzyıllar sonra ortaya çıkan bilimsel gerçekleri Allah Rasulü nasıl anlayıp neye göre yorumlayıp aktardı? Cenneti, cehennemi, hele kıyamet sahnelerini? Yahut da hurufu mukatta’ya bir anlam veremedi ama soramadı da o yüzden öylece bırakıverdi öyle mi? Belki de bir kısmını biz ahmak(!)lar için insan idrakine uygun hale getirip, bir kısmını da öylece bırakmıştır. Bu nasıl bir hezeyan! Konuşmasında Kalem Suresi 13. ayetteki zenim kelimesinden bahsederek bu kelimenin soyu belirsiz anlamına geldiğini daha da ileri giderek (affınıza sığınarak) … demek olduğunu söylüyor. Bunu da Allah söyler mi? Rasul sinirlenip böyle aktarmıştır diyor. Bak şimdi alemlere rahmet bir peygamber olacaksın, başından ne sıkıntılar geçecek, hep aktif bir sabır göstereceksin ama Velid b. Muğire’ye öyle sinirleneceksin ki küfür edeceksin. Yani sadece bozuk bir Kuran algısı değil, bu; aynı zamanda bozuk bir peygamber algısıdır. Zenim kelimesi birçok tefsirde şu şekilde açıklanmıştır: nesebi belirsiz, bir toplumdan olmadığı halde soy bakımından sonradan topluma katılan, onlara yamanmış, babası tanınmayan evlatlık. Bu anlamlardan bazısını zorlarsanız evet Öztürk’ün dediği anlam çıkar, o da zorlarsanız. Fakat bir gerçek var ki İslam dini kimsenin günahını bir başkasına yüklemez. Yani İslam, anne babasının zinası sonucu dünyaya gelen bir çocuğa … demez çünkü bu durumda çocuğun günahı yoktur. Tarihsel akışa bakınca Velid b. Muğire’nin gerçekten babasının belli olmadığı, yani soy olarak nereye bağlı olduğunun bilinmediği, kendini Kureyş’e mal ettiğini görüyoruz. Babası tam 18 yıl sonra onu evlat olarak kabul etmiş. Elbette Öztürk bunları biliyordu. Ama hangi amaçla bu açıklamaları yaptığını, ya da bizim kadim kültürümüzü değil de ecnebi akademisyenleri anıp onların da çalışmaları var Kur’an’da ohooo daha nice küfürler var dediğini anlamak mümkün değil. Siz kalkıp zenim kelimesine soysuz, nesebi belli olmayan anlamlarından yola çıkıp biraz da amiyane konuşup … manası çıkaracaksınız, sonra bunu Allah demez, Rasul çok bunalmıştır bunu o demiştir diyeceksiniz ve kabul bekleyeceksiniz. Hem de bunu Müslüman bir tefsir profesörü olarak yapacaksınız ve kimse size bir şey demeyecek öyle mi? Kim bilir, belki de sizin İslam ve Müslüman algınız da problemlidir. Fakat benim İslam, Müslüman, Kur’an ve peygamber algımın hiçbir tarafına bu sözlerin sığmadığı kesin. Henüz sadece tefsirden yüksek lisans yapmış biri olarak bir tefsir profesörüne kafa tutmak elbet haddim değil, zaten burada makale de yazmıyorum ama Müslümanlıkla yoğrulan bu yurtta İslam adına bunların söylenmesine karşı çıkmak hem hakkım, hem haddim, hem sorumluluğum. Ne demişti Arif Nihat Asya: Müslümanlıkla yoğrulan yurdu, Müslümansız bırakma Allah’ım…