Emin SALMAN


Katil

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


Yazarın  “bir kitap okudum  hayatım değişti” sözünün gerçekliğini şimdi daha iyi anlıyorum.
       “Katil,sevmeyi hainden ve cesareti kurbanından öğrenmiştir.” Her şey bu cümleyi okumamdan sonra başladı.Bana hem gerçek  hem de gerçek üstü gibi gelen bu cümle ölümle ve öldürme arasındaki ilişkinin  varlığı  üzerinde düşünmeye sürükledi.Belki de insanlığın yaşamı ve serüveni bu cümlede gizlidir.Ölüm ve öldürme üzerine onca yazılanların gizemini  çözmek için peşinden yürümeye karar verdim.
        Ölümün kutsiyetini bize müjdeleyen en son inançların ve ölüm sonrası   huzurlu yaşamın anahtarı burada saklıdır.İnançları uğruna öldürürken  cellatlaşan insanın kurbanın gözlerine son bir kez bakarken hissettiklerini  ömrünce unutamaması  cesaretinden değil,korkuyu peşinden takip etmesindendir.Kurbanın hayaletiyle yaşarken,karabasanlar görmesi ve psikolojik derin bunalımlara sürüklenmesi korkusundandır.O korkudan dolayı asla huzur bulmayan yaşamı sonlanırken de korkuyla ölmesi bundandır.Öldürmek;kahramanlık değildir,bir kutsiyeti korumak olamaz.Nesillerce öldürmeye sürüklenenler ,sorunlarıyla  ve sorularıyla  yok olmuşlar ve  lanetlenmişlerdir.
       Ölümün acısı yıllarca sürer.Öldürülmenin acısı ise asırlarca kaybolmaz.Nesilden nesile  aktarılır.O acıyı sonraki nesiller derinden hissetmeseler de sürekli bir sorgulamanın içerisinde olurlar.Öldürmenin yürekteki ateşi ise asla söndürülemez.Ve kendi mirasçıları için yüz kızartıcı bir hatıradır.Belki de insanın bırakabileceği en kötü mirastır.
       Öldürmenin haklı gerekçesi olabilir mi,bilemiyorum.Herkes kendince akıl yürütmelerle gerekçeler elbette bulacaktır.Ancak,bence bu gerekçelerin hiç birinin haklılığı olamaz.Bizi,ne söylersek söyleyelim güç,iktidar ve sonuçta mülkün hakimiyetine götürecek.Mülkün hakimiyeti de sonuçta  herkesin kullanımına ait olması gereken toprağın  ele geçirilmesine…Ve çizdiği toprak sınırları içerisindeki hükümranlık gücüne…Yani mülk edinmeye…Benim ısrarla ve her  seferinde ısrarla vurguladığım özel mülkiyetin oluşmasına.Savaşların ve öldürmelerin temelinde  özel mülkiyeti koruma ve çoğaltma amacı yatmaktadır.Ancak,özel mülkü edinmek ve çoğaltmak için baş vurulan yöntemin acımasızlığı  yüz yıllar sonraki nesillerin karşısına sadece kara bir leke ,utanç olarak çıkmaktadır.İnsanlığın bölünmesinden sonra egemen olan  hiçbir ideoloji,inanç bu barbarlığı ortadan kaldırmayı  amaçlamadığı gibi,derinleştirmek için yeni modern öldürme yöntem,teknik ve araçlarını geliştirmek için büyük bir enerji harcamıştır.
     İlk özel mülk olan kadına karşı acımasızlık nasıl halen bütün şiddetiyle sürdürülüyorsa,ikinci önemli özel mülk olan toprak kavgası da vahşetlere  ulaşan boyutuyla devam etmektedir.Halbuki toprak ne bir mülkiyettir,ne de miras olabilir. Toprak,doğanın bize çıkarsız armağanıdır.      
                                                                                                              Muktedirlerin asırlardır   söyledikleri bütün yalanlara ve hamasetlere karşın insanlığın katli sürmektedir.Sefil bir yaşama mecbur bırakılan ve mahkum edilen sürüler kendilerine kırıntılardan pay alacakları umuduyla  muktedirlerin sefahatı ve saltanatı için bilinmez diyarlarda ve topraklarda son nefeslerini vermeye  inançla koşmaktadırlar. Üstelik öldürme modern ve karlı bir sanata dönüştürülerek.
      Öldürmek,insanlıktan çıkma halidir. “Ölümle her yerde karşılaşırsın.Ama savaşta takas geçerlidir,para değil.Yaşamını verir,başkasının yaşamını alırsın.” Savaş insanlığın tükenişidir.Utancın
                                                                                                                                                                  
zirvesidir.Korumak,yaşatmak değil;öldürme üzerine programlanmış insanlık halidir.İnsanlığın sefaletidir.Korkuyla iç içe olma halidir savaş.Yaşamaktan,yaşatmaktan korkmaktır.
       İnsan ruhu,karşıtlıkları bünyesinde barındırır.İyilik ve kötülük.İyilik sevgi yaşatmak,kötülük ise öldürüm yok etmek  üzerinedir.Vahşilik,kötülük   büyükçe şehirler kurmakla yok edilemez. “Çağdaş insanın vahşet dediği şeyler ise,derisinin altındaki öz hayvanından başka bir şey değildir.”
      Kibele tanrıçası acılar içerisindedir.Binlerce yılın acısı…İnsanlığa seslenişin hikayesi.Süren savaşların,vahşetlerin,dehşetlerin sona ermesinin seslenişi…Kendi dünyasında sakin,huzurlu bir arayışın bekleyişi…Uğrayacak mı bu gezegene diye umutla umutsuzluğun,sevgiyle nefretin,arzuyla ihtirasın çekişmesinden iyiliğin kazanmasına yönelik iyimser bir bekleyiş.
       “Acılarım insanlığın acılarıdır.Sancılarım insanlığın sancılarıdır.Uykusuzluğum,yorgunluğum insanlık içindir.Bekliyorum.Güzel insanların var olacağı bir dünyayı bekliyorum.Çocuğumu özgür insanlığa doğuracağım.Tüm acılarım bu nedenledir.Bu karanlık odada altı bin yıldır bekleyişim bunun içindir.Savaşları bekliyorum.savaşların bitmesini bekliyorum.İşte o zaman doğuracağım.”
        Kibele,savaşın,şiddetin nefretini ölümü bitirmek,özgür barışın sevgisini yaşamı yüceltmek istiyor.Ancak;insanlık Kibele’ye,Kibele insanlığa o kadar uzak ki!..
         İnsanlığın  yakarışı,insanlığın acıları elbette sonsuza kadar  sürmeyecek.Ancak;bütün kutsiyetler toptan ret edilmedikçe,bütün kutsiyetler hafızalardan silinmedikçe insanlığın huzura ermesi asırlara sarkacak…
         Ölüm makinelerinin baruta dönüşmesiyle  şiddeti  arttı,kapsamı genişledi.Sınır tanımaz ,iyilerle kötüleri ayırt edemez hale geldi.Ölüm kahpeleşti. “Silah icat oldu,mertlik bozuldu.” Kitlesel kıyımlar olağanlaştı.Canavarlaşan insanlık vicdanını  yitirdi.Düşmanlar çoğaldı,yoklarsa da icat edildi.Yabanıllıktan bir türlü kurtulamayan insanlık,kan ve ölüm kusan makinelerini  “çağdaş”laştırdı.Öldürmeyi kolaylaştırırken,acıları hafifletme adına hep bahaneler üretti. Vahşileştikçe insanlıktan uzaklaştı.
         Ölümün dili kirlidir. “Yok etme,imha” ne kadar  sarsıcı ve yaralayıcı…Birilerinin öldürme hakkını kendinde görmesinin ahlaki  yoksunluğunu  izah etmekte zorlanıyorum.Bazen sözcüklerin bu türden kirletilmesinin dile haksızlık olduğunu düşünüyorum.