İsmail Tufan


Karantina Günlerinde, Oda ve O da!

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


Tankı tüfeği yok. Kendi dünyasında kamuflaj ustası bile sayılmaz. Bizim dünyamızda ise görünmez bir düşman. Korona-virüs ekonomik, psikolojik ve toplumsal hayatımızı istila etti. Benzer çözüm yolları farklı sonuçlar yarattı. Türkiye başarılı, ABD, İngiltere, İtalya, İspanya gibi ülkeler başarısız. Korona-virüs önce yaşlıları, ardından diğerlerini vurdu. Normalleşelim diye çabalıyoruz. Elbette normalleşelim. Ancak korona-virüsle mücadelede tıbbi önlemlerin normalleşmek için yetersiz olduğu anlaşıldı. Mücadele, davranış alanına kaydırılmalı. Davranışlarımıza çeki düzen vermeliyiz. Davranış deyince çevre de akla gelir. Çevre bizsiz olabilir, biz çevresiz olamayız. Tüm davranışların bir çevrede gerçekleşmesi lazım. Çevresi olmayanın davranışı olamaz ve davranışı olmayan ölüdür. Ölülerin çevreye ihtiyacı yoktur. İnsanın elinden çevresi alınırsa, vatanı elinden alınmış gibidir. Korona-virüsle mücadelede davranışlar değişmelidir. Ama çevresinden koparılırsa, insanın, davranışlarında değişime gitmesi gerekmez. Yaşlılara sokağı menederek, herkes gibi ihtiyacı olan çevresini daraltarak, sorunun üstesinden gelinemez. Yaşlılar dışındaki diğerleri davranış değişimini öğrendi. Yaşlılar ise bu öğrenme sürecinden koparıldılar. Yaşlıların çevreyle ilişkisi ekolojik gerontolojide incelenmektedir. Ancak virüs salgınının yaşlı nüfusa etkilerini bilmiyoruz. Çünkü hiç İncelemedik. Aklımızın ucundan bile geçmedi. Bu yüzden tecrübemiz yok. Kişisel gözlemlerden hareketle alınan önlemler tesadüfi bir başarı veya başarısızlık getirir. İkisinin de sebebini bilemeyiz. Mücadele akla özgürlüğü getiriyor. Korona-virüsle özgürlük için savaşıyoruz. Korona-virüsün istila ettiği ekonomik, psikolojik ve sosyal özgürlüğümüzü yeniden elde etmenin savaşını verirken, yaşlıları eve hapsedersek, kendimizle çelişiriz. Çelişiyoruz da zaten! Korona-virüsle başarılı mücadele eden tek ülke değiliz. Ama yaşlısını devre dışı bırakan tek ülkeyiz. İzolasyon akla elektriği getirir. İzole edilmeyen elektrik telleri ölüm saçar. Sokağa çıkma yasağı yaşlıları adeta izole edilmemiş elektrik teline çevirdi. Sanki yaşlıya dokunan ölür. Böyle algılanmaya başlandı yaşlılar. Adeta görünmez düşmanın ajanı gibi görülüyorlar. Virüs dağıtıcısı olarak algılandıkları halde, virüsten korunması gerekenler olarak lanse ediliyorlar. Özgürlüğün eve hapsedilmesi, sözde yaşlıları korumak için dese de, amaç aslında diğerlerini yaşlılardan korumaktır. İnsan ölümle yaşayabilir, ama özgürlüğü olmadan yaşayamaz. Şanlı tarihimizden bunu çok iyi biliyoruz. Kurtuluş Savaşı ölümden korkusuzluğun, özgürlüğe susamışlığın savaşıdır. “Korkma” diye başlayan milli marşımız da bunu haykırır. Dilim döndüğünce şunu söylemeye çalışıyorum: Yaşlıdan korkma! Onun da senin gibi bir hayatı var. O da senin gibi yaşamak istiyor. O da virüse yakalana sevdalısı değil. Senin gibi o da normal bir yaşam sürdürmek istiyor. O da davranışını değiştirebilecek kapasiteye, yeteneğe ve beceriye sahip. O da sen gibidir, onu odaya hapsetme.