Polat BİLİCİ


KANDIRAN KANDIRANA

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


    Eskiden köy odalarında cemaat toplanır, akil kişiler bazı örnekler vererek köylüsünü aydınlatırdı. Dini konulardan tutun da, ülkenin gidişatına kadar...
    Son senelerde köylerin çoğu boşalıp, köylüler ayrı ayrı yerlere göç ettiği için, gittikleri yerlerdeki üçkağıtçılar tarafından çok çabuk kandırılıp beyinlerinin kirli bilgilerle yıkandığına şahit oluyoruz.
    Kirli bilgiden etkilenenlerin çoğunluğunun da, cahil bırakılmış kadınlarımız olduğunu görürüz.
    Aslında bu yazımın başlığı başkaydı. Elim kırık değil ya, o yazımı da başka bir sefere yazarım.
    Yeter ki Allah can sağlığı versin.
    Kadınlardan bahsetmişken, Büyük Üstat Nazım Hikmet, bir şiirinde ne güzel bahsetmiştir kadınlarımızdan:
    Ve kadınlar, bizim kadınlarımız, korkunç ve mübarek elleri,  ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle, anamız, avradımız, yarimiz ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen, ve soframızdaki yeri, öküzümüzden sonra gelen ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki ve kara sabana koşulan ve ağıllarda, ışıltısında yere saplı bıçakların, oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan kadınlar, bizim kadınlarımız.
    Son zamanlarda dindarmış gibi görünen, her şeyi kendi çıkarları doğrultusunda yorumlayan çokça kişilerin, mahalle ve hatta büyük sitelerde yuvalandıklarına şahit oluyoruz. Hatta böyle kişiler öyle çoğaldılar ki, birbirleriyle kıran kırana rekabet halindeler, ahiret için daha güzel vaatlerde den bulunarak. Kendi tarikatlarına gelmeleri için, cennetin yedinci katını dahi vaat ediyorlar.
    Uydurmaca hadislerle erkekler bir yerde ablukaya alınırken, kuzu postuna bürünen kurt misali kapalı giysiler giyip, güler yüzle, taşradan gelen kadınlarımız abluka altına alınmakta. Güler yüz deyip geçmeyin hani... Kadınlarımız güler yüze adeta susamış gibidir.
    Çocukluk çağı ile yetişkinlik çağı arasındaki geçiş süreci başladığında bir yığın baskılarla karşılaşıp, daha o yaşta hayatları zehir edilmeye başlar.
    Genç kız oldun, büyüdün artık. Sonra ne derler ? "Falancanın kızını git de bir gör" denilerek baskı yapılmaya başlanır.
    Verilen işlerin kusursuz yapılması istenir. Beğenilmediği zaman ise sırtına sırtına vurulup saçları çekilerek.
    Evleneceği kişiyi seçme hakkı yoktur. Gelin olduğunda, ayrı bir dünyayla karşılaşır: "Kaynananın bir dediğini ikiletme, kayınbaba ve büyük kayınlarının yanında yüksek sesle konuşma, yemek yeme" gibi bir yığın abuk subuk öğütler verilir.
    Eğer söylenenlere harfiyen uymazsa, kocasının dayağıyla karşılaşır.
    Azgın dalgalarda boğuşurken, yanaşacağı liman da bırakılmaz.
    Kızcağız gelin giderken büyükleri tarafından kendisine: "Beyaz gelinlikle gidiyorsun, beyaz kefenle gittiğin yere gömüleceksin. Bu söylediğimiz kulağına küpe olsun" denilerek, baba evinden çıkarken, cehenneme ilk adımını atmış olur. Daha çocukluğunu tam yaşamadan, çocuk üzerine çocuk doğurarak, anne olur. Kocası tarafından hiçbir sosyal etkinliğe götürülmediği gibi, onun istekleri hiçe sayılır. Bir de yoksulluk çekiyorsa eğer, bu dünyadan umudunu keser ve yalan yanlış bilgilerle beyni yıkanarak, bu dünya için değil, diğer dünyanın hazırlıklarına başlar.
    Gerek kadınlar olsun, gerekse erkeklerin, haberleri yoktur, İslamda birbirlerine karşı olan yükümlülüklerden. Meslek hayatımda çok şahit oldum. Oturduğu yerde: "mahallenin gülü" denilen bayanın, çok uzak bir yere taşınıp, kapalı kıyafetler giyerek, cahil bırakılmış kadınlarımıza ahlak dersi verdiklerine... Gerek İslam dini olsun, gerekse kadınlarımıza verilen haklara bakıldığında, bunların çoğunun uygulanmadığını görürüz. Daha kısa bir zaman önce Yargıtayın bir kararını okudum: "Kadınlar gece istedikleri gibi gezebilirler. Onların can güvenliğini, devlet sağlamak zorundadır" denilerek.
    Düşünebiliyor musunuz kadınlarımızın son geldikleri durumu ?
    Dünyanın en medeni dedikleri ülkelerinde, kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmezken, ülkemizde bu haklar çoktan çıkarılmıştı.
    Önemli olan çıkarılan yasalar değil, uygulamadır. Kadın haklarına sonradan kavuşan Avrupa ülkelerini, burayla mukayese bile etmek istemiyorum. Doğru muyum, yanlış mıyım ? Gidip sorabilirsiniz sarı çiçeğe..