AYŞE BEKRET
2.12.2020 00:17:24
Merhaba... Elinize sağlık. Yusuf hocam ancak bu kadar guzel anlatılırdı sanirim. Teşekürler.


Handan YILDIZ BAYRAK


Kaleme Keder Düşer! Yusuf Işıcık’ın Ardından…

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


 

                Bana soracak olsanız geçim sıkıntısı, rızık kaygısı olmasa da gençler üniversiteye yirmi beşinde falan gitse. Bu da nereden çıktı diyeceksiniz, siz sormadan ben anlatayım. Liseden mezun olduktan bir yıl sonra üniversiteye başladım, Konya’daydım. Çok güzel arkadaşlarım, çok kıymetli hocalarım oldu. Halkla ilişkiler okuyordum ve derslerin büyük kısmı benim gibi bir sayısalcıya bile keyif veriyordu. Okul bitti, şimdi bakıyorum çok da keyifli günlerdi fakat içini dolduramamışım. Sonra iş kaygısı, başörtü sorunu beni başka bir mecraya yöneltti, ilahiyat. Bitti ve ben sadece mezun olmuştum. Sonra ilahiyat örgün okunmalı dedim ve Ankara İlahiyat’a başladım. Onu okurken de eski mesleğime aşkım kabardı ve Radyo-TV okudum. Ankara İlahiyat’a başladığımda sanırım 25 yaşındaydım. Okuyor, sorguluyor, gözlemliyordum. Hatta laf aramızda sınavlarda takıyye bile yapmaya başlamıştım. Diğer üniversitelerdeki öğrenciliğime pek benzediği söylenemez. İlahiyatın yanında toplumsal okumalara, alanında otorite olan ve bugün hala popüler olan bir takım araştırma merkezlerinde eğitimlere gitmeye başlamıştım. O değil de yaşım neredeyse 30 olmuştu ve ben dördüncü üniversitemi okuyordum ama gerçekten okumaya daha yeni başlamıştım. Fakültenin bitmesinin ardından yüksek lisans dönemi başladı ve ben yine Konya’daydım. Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi. İsmi bile güzel Allah’ımm… Bu sefer dersler bana daha farklı şeyler katıyor, ben üniversite okuduğumun biraz daha farkına varıyordum. Dedim ya yaş alınca okumak daha etkili. Her hafta Cuma Konya’ya gidiyorum. Dersler başladı, hocalar tek tek geliyorlar. Bir hoca girdi sınıftan. Saçları sakalları ağarmış fakat saçlar uzun ve arkadan bağlı. E ben de Ankara İlahiyat mezunuyum entel hocalara alışkınım, demek ki Konya’da da var dedim. Tanıttı kendini, Yusuf Işıcık. Yusuf hoca konuştukça ön yargılarım da çatırdamaya başladı. Ben tefsir bölümünde yüksek lisans yapıyordum fakat Yusuf hoca bir kısım meal ve hatta tefsircilerin aksine –daha güzel bir ifade bulamayacağım- çatır çatır hadis savunuculuğu da yapıyordu. Aklıma mıh gibi kazınan ilk sözü: “fıkıhta, akaide, sosyolojide vs fanatizmi kıracak tek şey hadistir.” Aman Yarabbi bu nasıl veciz bir ifade! Bu söz alelade bir söz değil iyi düşünün! Bu sözü tam anlarsanız İslam’a terörizm diyenlere, İslam adına ahkam çıkaranlara, İslam’ın çağın dışında olduğunu iddia edenlere ve İslam’ı yaşanılmaz kılanlara karşı dimdik durabilirsiniz. Tek tek hadis ve sünnetten deliller çıkararak zihinlerde pas tutmuş din algısını cilalayıp yeniden ışıl ışıl edersiniz. Yusuf Hoca bazı zamanlar adeta bir aktivist gibi ders anlatır, karşımda bir akademisyen değil de ateşli bir toplum mimarı duruyor sanırdım. İlim ve aksiyonu öyle güzel mezcetmişti ki ilerleyen yaşına rağmen uzattığı saçları baştaki ön yargının aksine saygı uyandırıyordu. Çok ciddi dururdu, bir dil cambazı olmama rağmen onun karşısında konuşmakta zorlanırdım. Bir keresinde imza atsa yeteceği halde ona gösterdiğim seminer ödevine okumadan imzalamam demişti de hakikaten birkaç saat içinde de okumuştu. Yanına gittim ödevin üstündeki notlarını gösterdi. Ayak üzeri bana “muvaffakıyet” kelimesini anlattı. Seminer için hazırladığım önsözü öyle tatlı kelimelerle övdü ki bu benim için gerçekten onurdu. “Hocam bu nüsha bende kalacak. Üzerinde notlarınız da var. Bir imza atsanız bana hatıra kalsın” dediğimde tamam deyip sol üst köşeye nazikçe Y. I. yazıp bıraktı. Bunun yüksek bir tevazu olduğunu anlamam zamanımı aldı. Öyle beylik isim tabelalarını, janjanlı reklamları sevmezdi. Kendinin övülmesine izin verdiğini hiç hatırlamıyorum. Yüksek lisans bitti ama Yusuf Hoca’yı sosyal medyadan takip ediyordum. Kısa bir süre önce kalp ameliyatı olmuştu, ondan sağlıkla çıktı fakat vefatına Corona sebep oldu. Üstelik de öğretmenler günüydü! Hastalıklarının ikisinden de haberim vardı. Aramamıştım çünkü çok kişinin arayacağını tahmin ediyordum. Biraz dinlenecekti ben ondan sonra arayacaktım. Olmadı! Belki hocamın duasını alacaktım ama nasip olmadı, belki helalleşecektik o da olmadı. Şimdi O, ebedi aleme göç ederken ben arkasından yazılanları hayret ve gıpta ile okuyorum. Kaç kişi arkasından böyle konuşturabilir ki? Bilge Kral Aliya’nın dediği gibi “yeryüzünün öğretmeni olmak için gökyüzünün öğrencisi olmak gerekir” belli ki Yusuf hoca aynı zamanda başarılı bir gökyüzü öğrencisiydi. Önemli olan kubbede hoş bir sada bırakmak değil miydi zaten? Onun Kur’an ve sünnete gönülden bağlı bir mümin, akl-ı selim bir toplum okuyucusu olduğuna biz şahit olduk. Allah’ın onu cennette nimetlendirmesini ve çok sevdiği Rasulü2ne komşu etmesini niyaz ediyorum.