Polat BİLİCİ


HOŞSOHBET

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


Geçmişin özlemi içinde olduğumuz için, hep: "Eskiden veya bizim zamanımızda" der dururuz.
Köylerde elektrik olmadığı için, köyün erkekleri akşam olduğunda, belirli erkek odalarına toplanır. Lüks veya gaz lambasının ışığında oturur sohbet ederlerdi. Haber saati geldiğinde: "Ajans dinleyelim" diyerek, pille çalışan radyolar açılıp, pür dikkat dinlenir ve ajans bittikten sonra, tekrar o güzel sohbetlere devam edilirdi. Hele de cemaat içinde başka köylüler varsa, birbirlerine takılıp, söyledikleri gülünç hikâyeleri birbirlerinin köylerine mal ederlerdi.
Sohbet edilirken, ulu orta bir hikâyeden bahsedilmezdi: "Konu konuyu açar" misaliyle, sohbet esnasında geçen konuyla ilgili misal hikayeler anlatılırdı. Erkeklerin toplandığı odalarda, sohbet daha çok hoşumuza gitse de, bir araya toplanan kadınların içinde de, çok güzel sohbetler yapan yaşlı kadınlarımız vardı.
Bunların arasında biraz havalı olan kadınlar da olurdu tabi ki. Onlara: "Bu sene katık bol mu ?" diye sorduklarında: "Katık tan bol ne var? Aman kim yiyor ki ?" diyerek, havalı havalı cevap verirlerdi.
Misafir gelen kadınların olmazsa olmazı, evin evlik denilen odasına girip, kaldırılan yataklara bakmaktı.. Evin kadını ve genç kızlarının becerikli olup olmadığı evliye bakıldığında anlaşılırdı. Kayılan yataklara bazı köylerimizde "yüklük" denilse de, bizim aşiret köylerinde "ser" denilirdi.
Ser: Evlik denilen odanın uzunlamasına boydan boya, bir buçuk metre yüksekliğinde orta boy direkler sabitlenerek, üzerine tahtalar çakılır, serin alt kısmına el dokuması bar denilen kilimlerle örtülüp, o boşluk kısıma yağ tenekeleri, peynir tulumları, pekmez küpleri gibi, evin gereksinimleri düzülür; üst kısıma ise misafirler için hazırlanan, rengarenk kutlu kumaşlı döşekler, onun üzerine yorganlar ve hiç sevmediğim kalın kalın yastıkları öylesine kayıp dizerlerdi ki, milimi milimine hesaplanarak, kayılan yatakların düz görünmesine azami dikkat edilirdi. Anlayacağınız yatak değil de, sanki duvar örülmüş gibidir.
Misafir yatakları ve ev halkının yatakları ayrı ayrı kayıldığında, eve gelen misafir bayanlar: "Seri bozma, biz yabancı değiliz. Normal bir yatak ser" derlerken bir taraftan da yüklük denilen, serin altına bakarlardı. Ne kadar katıkları var, serin altı temiz mi, evin kadını ve genç kızları becerikli mi maksatlı... Katık denilen malzemeler yazın evin kuzeyinde bulunan küçük bir odadan muhafaza edilir, kışın ise serin altına dizilirdi. Yazın katıkların muhafaza edildiği odaya, katık damı denilirdi. Yatak kayma konusunda, annesinden azar işitmeyen genç kızlarımız yok gibiydi. Kadınların sohbetleri, genellikle genç kızlara ve yeni gelinlere öğüt gibidir: "Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla" misali... Erkek odasında ise, fıkra gibi hikayelerden bahseden hoş sohbet kişiler vardı. Söyledikleri hikayelerle, odada bulunan cemaat gülme krizine girerlerdi. Elim değmişken hatırladığım iki hikayeden bahsedeyim bari. Eskiden peynir yapılırken, peynir suyu bir kaba biriktirilip, yeni buzağı doğuran ineklere verilirdi. Komine de ( Malya Devlet Üretme Çiftliği ) çalışan bir köylü, uykudan uyanır uyanmaz, aceleyle suya girmek zorundadır. Telaşla normal su yerine peynir suyuna girip, Komineye giden servis kamyonunun üstü açık kasasına biner. Ayazda rüzgar vurdukça, peynir suyu adamı kasmaya başladığında adam: "Vilii çarpılıyom mu ne ?" der.
Adam saf oğluna saf bir kız alır. Saf kızı gelin gitmeden önce annesi tembihler: "Kızım sakın uyuma. Sabah kayınbabanın abdest suyunu dök" der. Annenin amacı kızının erken kalkmaya teşviktir.
Kız gelin olur ve kocası yatağa çağırdığında: "Ben uyumayacağım. Sabah kayınbabamın abdest suyunu dökeceğim" dediğinde, kocası: "Hele sen uyu da ben seni erkenden uyandırırım" der. Gelin erkenden uyanıp mabeyin'in ortasına leğeni koyup, ibriği ve havluyu alıp kapı önünde kayınbabasının çıkmasını bekler. Lavaboya gitmek isteyen kayınbaba gelinin beklediğini görür görmez, utancından kollarını sıvayıp abdest almak için çömelir. Adam ağzına ve burnuna su çekip, kafasını yavaşça kaldırdıkça, gelin de kafasını kaldırıp indirmeye başlar. 
Cemaat şaka yaparken, birbirlerini kırmamaya azami dikkat ederler, birbirlerinin lafını asla kesmezler. Eğer ki konuyla ilgili bir örnek vereceklerse de: "Sözünü balla kestim" der, örnek verilir ve tekrar söz söyleyen kişiye bırakılırdı. Onun içindir ki her TV istasyonundaki gündemle ilgili konuşmaları izlemem. Öyle moderatörler var ki, konuşmacının iki de bir lafını kesip, sanki konuşmacı kendisiymiş gibi, hem sorar hem de sorduğu soruya kendisi cevap vermeye kalkar. Güya: "Çok bilgili" desinler diye... Sadece bu da değil hani. Konuşmacıların içinde de, öyle saygısız kişilere rastlarız ki: "Ula ha bir sus ula, sus da motorun soğusun" diyesin gelir.