Numan KURT


Her Şey Birden Bire Oldu

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


Orhan Veli, “Birdenbire” başlıklı şiirinde şöyle der:

Her şey birdenbire oldu
Birdenbire vurdu gün ışığı yere
Gökyüzü birdenbire oldu
Mavi birdenbire.
Her şey birdenbire oldu
Birdenbire tütmeye başladı duman topraktan
Filiz birdenbire oldu, tomurcuk birdenbire
Yemiş birdenbire oldu

Birdenbire
Birdenbire
Her şey birdenbire oldu
Kız birdenbire, oğlan birdenbire
Yollar, kırlar, kediler, insanlar
Aşk birdenbire oldu
Sevinç birdenbire
........
Okuyanlar diyecekler ki: “Kardeşim ne ilgisi var bu şiirin aşağıda anlattıklarınla? Orhan Veli ne anlatıyor, sen nelerden söz ediyorsun?” Ne diyeyim, haklılar. O zaman niye aldım bu şiiri yazımın başına?
Şiirin ilk dizesi iigimi çekti. Anlatacaklarım şeytanımızın aklına gelmezken birdenbire günlük yaşantımızın parçası oldu. Ayrıca bu “tedirginlik” yazısına güzel bir şiirle başlamak istedim. Keşke Orhan Veli'nin anlattığı güzellikler birdenbire olsaydı.

“Güleriz ağlanacak halimize.” diye bir sözümüz var. Bugünlerde o söze uygun yaşıyoruz. Bizler yaşı yetmiş olanlar ya da yetmişe yaklaşanlar bu yaşa dek bu tedirginliği hiç yaşamamıştık. Hafta başından beri evdeyim. “Ben sende tutuklu kaldım.” diyor ya şarkı, biz de evde tutuklu kaldık. Umarım bu tutukluluk yakın zamanda özgürlüğe dönüşür. Şu virüs salgını denen bela diğer salgınlarda olduğu gibi çeker gider hayatımızdan. Durum ciddi, hangi doktoru dinleseniz önlemlerin önemine dikkat çekiyorlar.
Geçtiğimiz hafta sonunda arkadaşlarla öğleden sonraları gittiğimiz lokalde birkaç arkadaşımızı göremeyince sormuştuk “Bu adamlar nerede?” diye. Virüs korkusuyla gelmediklerini duyunca gülmüş, işin ciddiyetini kavrayamamıştık. Meğer kazın ayağı hiç de öyle değilmiş.
Niye “Güleriz ağlanacak halimize.” dedim. Evde ekmek kalmamış. Aldığımız iki üç ekmek birkaç gün gidiyor. Bundan fazlası da zaten iyice bayatlar. Ayrıca kredi kartının ödeme günü de gelmiş. İşin özü dışarı çıkmak zorundayım.
Çıktım, çıkmadan önce neler yapmalıyım diye düşündüm. Önce evdeki ıslak mendil paketini elime aldım. Girdiğim her kapıda; evin, asansörün kapısındaki kolları önce ayrı ayrı kağıtlarla siliyorum. Sildiğim kağıdı ilk çöp kutusuna atıyorum. Çıkarken de elime kolonya banyosu yaptırmıştım.
Evin yanındaki çarşının önünde bankamatikler var. Para çekip para yatıracağım. Kendi kendime “Elimi, eve gidip banyo yapıncaya kadar ağzıma, burnuma vurmayayım.” diyorum. Bankamatiğin yanına varınca iki üç ıslak mendille tuşları ve kart yuvasını sildim. Parayı çektikten sonra aylık kredi kartı borcunu başka bankamatiğe yatırırken de güya aynı temizliği yaptım. Doğru mu yapıyorum bilmem de kendimce güvenli olduğunu düşünüyorum. Parayı yatırdım. Elimi de iki üç mendille sildim.
Ekmek de yoktu evde. Halk ekmeğin satış yerine gittim arabayla. Her zaman kuyruk olurken sabahın sekizinde iki üç kişi var. Üç ekmek aldım. Benden sonra sırada olan hanımefendi yirmi ekmek istedi.
Eve gelince önce elimi sabunla yıkadım, sonra doğru banyoya. Bu tuhaf hareketleri başka zaman yapsam gülerler, “Bu adam kafayı yemiş.” derler. İşte ağlanacak halimize güldüğümüz bu.
Arkadaşımın biri telefon etti biraz önce, “Ellerimi yıkaya yıkaya, kolonya döke döke ellerim buruştu.” dedi. Ben de Hayrullah'ı aradım. “Bu tutukluluk ne zaman biter Hayrullah?” dedim, güldü, “Toprakta toprakta... “ dedi. Zaten diken üzerindeyiz, bizim Hayrullah'ın söylediğine bak. “Şom ağızlı, sen sus!” dedim.
Evde damacana suyu da kalmamış. İçmede ve çayda kullanıyoruz. Telefon ettim, bir delikanlı getirdi suyu. Paraya elimi vurdum, sabunla elini. Damacanayı sil, dezenfekte et, yıka elini...
Hani şair demiş ya, “Her şey birdenbire oldu” diye, evet aklımızın ucundan geçmezdi bugünleri yaşayacağımız. Birdenbire hayat sanki durdu ülkede. Marketler adeta yağmalandı. Birkaç gün önce bir paket kuru fasulyeyi zor buldum koskoca marketin raflarında.
Aslında bela geliyorum derken umursamadık, yetkililer “Biz de yok öyle bir salgın.” dediler önce. Sonra bir iki derken şimdi verilen rakamlar doğruysa binlere doğru gidiyor. Bakalım sonu nereye varacak bu kabusun?
Yine de olumlu düşünüp bardağın dolu yanına bakıyorum. Olmasa elbette iyiydi; ama oldu ne yapalım? Ben de ev tutukluluğunu yazı yazarak, resim yaparak, kitap okuyup televizyon seyrederek geçiriyorum.
Bu arada gecesini gündüzüne katarak her türlü risk altında çalışan sağlık görevlilerine de gönülden alkış...
Evde kal
Hele yaşlıysan dışarıya hiç çıkma
Ne yaparsan yap yıka elini en az yirmi saniye
Köpürte köpürte sabunla
Sakın ha
İki metreden fazla yaklaşma karşındaki insana
Hangi kanalı açsan başka konu yok
Televizyonlarda
Çocuklar, torunlar da gelmez oldular
Risk altında diye
Ana baba