Özcan şimşek
18.07.2020 15:36:17
Beni çok eskilere götürdünüz. Kendimi yaşlı ama mutlu hissediyorum. Emeğinize sağlık. Teşekkürler.


Vahit Doğan


Girne Pasajı

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


 Mekânlar da insanlar gibi yaşayan varlıklar mıdır? 
Tıpkı insanlarda olduğu gibi onların da arkalarında adlarını anan kimse kalmayınca mı ölürler? 
O yapılara hayat veren; içinde hayatının film şeridindeki şeridin bir küçük karesindeki kısım kadarını geçiren sakinleri midir? Bazen önünden geçtiğimiz eski bir yapı, bir sabah bakarsınız ki gözünüzün aşina olduğu o yerde yoktur; molozlar alındıktan, enkazcı tüm enkazı; hatıraları ile birlikte kamyonuna yükledikten sonra inşaat firmasının tabelası dikilir. 
Peki o evlerdeki son sakinler nereye gitmiştir? Evden eve taşımacılık firması her şeyi taşır da o eski evdeki huzuru, saadeti taşıyabilir mi? Her şey sigorta kapsamındadır belki, tüm eşyalar… 
Ya yaşanmışlıklar, onlar taşınır mı gittikleri yere? Yıllardır önünden geçtiğimiz bu yapı, o mekânda yaşamayanların hayalinden çabucak silinecektir. Hayatımızda öyle insanlar vardır ki, - sayıları bir elin parmaklarını geçmez- hayata bakışımız farklı olsa da bizde bıraktığı tesir ömür boyu unutulmaz. O mekânlar gibi hep hatıralarımızda yaşar. Çocukluğumun fotoğraflarında onun fotoğraf makinesinin filmi vardır. Bu film çoğunlukla hüzünlüdür. 
Hayatın çoğu hüzündür aslında, gülüştüğümüz anlar daha azdır hep. Bu fotoğraf filmi seslidir; Çünkü o fotoğraflara bakınca size seslenir, ben yaşıyorum, der gibi! İşte benim hayatımda da bir mekân ve bir insan vardı: Biri dayım, diğeri ise Girne Pasajı…1993 yılı idi. Babam dayımla birlikte, şimdi beton yığını olduğu için yerinde yel bile esmeyen, Tekel binasının karşısında, Cacabey Meydanı dediğimiz yerde yani Girne Pasajında çay ocağı işletmeye başlamıştı. Ben o zaman ortaokuldaydım. Babam çayı demliyor, dayım servis yapıyordu. 
Pasaj o zaman o kadar hareketliydi ki, bunda şehrin göbeğinde olmasının da etkisi vardı. Çemenci Ali Güzey, Berber Arif, Ayakkabı Tamircisi Ramazan Ay ve Ömer Çam, Petek Gıda, Hırdavatçı Yıldırım Kendirli ve Mustafa Şahin,  Köroğlu Elektrik, Aşır Demirbaş, Televizyon Tamircisi İsa… Bu isimler bu Pasajın esnafıydılar. Ben ise okula gidiyordum ve yaklaşık bir buçuk saatlik öğle tatilinde çay ocağımıza uğruyordum. Ama uğrama nedenim ne bir şey içmek için, ne de babam ve dayıma yardım etmek içindi. Onların müşteriler okusun diye almış oldukları gazetelerin promosyon olarak vermiş oldukları ansiklopedi ve kitapların kuponlarını biriktirmekti tek amacım. 
Çoğu zaman dayım benim yerime biriktiriyordu kuponları. Bazen eksik oluyordu kuponlar ama yine de gazete dağıtım şirketi -o zamanki adıyla Gameda- bakmıyordu bile biriktirdiğim kuponlara… Bu, hayatım boyunca yaptığım ilk ve tek hileli işti!
Liseye İzmir’de okurken yaz tatilinde birkaç gün çay ocağımızda çalışmıştım. 
Bazen yüz metre öteye bir bardak çay götürüyordum ve bir şeker eksik diyordu müşteri, buna çok sinirleniyordum. Esnafın çayını tebeşirle kapının arkasına yazıyorduk. Benim gözüm ise hep gazetelerdeydi. 
Ne çok hoşuma giderdi ansiklopedi biriktirmek. Hattâ ben çay ocağımız olmadan önceki zamanlarda da bu pasajın Ankara Caddesine bakan tarafındaki kahvede yalnız oturur, spor gazetelerini okurdum. En çok sevdiğim kahveler gazetesi çok olan yerlerdi hep…O Pasajdan, yıllar sonra sokakta, bir yerlerde tanıdık bir sima görsem hemen yıkılmış o pasaj, o mekân tekrar dirilir gözlerimin önünde. Ve o esnaf, pek tanışıklığımız olmasa da yakın gelir bana hep. O yüzden diyorum ki bir yapıyı canlı kılan insandır diye!  
Yaşadığım müddetçe dayım da, Girne Pasajı da yaşayacak…  * Bu hafta Saklı Kalan Şiirler Köşemizde Cahit Sıtkı Tarancı’nın 1936 yılında yazdığı bir şiir var:

“ÖLÜMDEN SONRA”

Öldük, ölümden bir şeyler umarak.

Bir büyük boşlukta bozuldu büyü.
Nasıl hatırlamazsın o türküyü,

Gök parçası, dal demeti, kuş tüyü,

Alıştığımız bir şeydi yaşamak.

Şimdi o dünyadan hiçbir haber yok;

Yok bizi arayan, soran kimsemiz.
Öylesine karanlık ki gecemiz,

Ha olmuş ha olmamış penceremiz;

Akarsuda aksimizden eser yok.