Vahit Doğan


“EVLERDE SEVGİ YOKTU” 

Kırşehir Çınar Gazetesi Köşe Yazarı


 “Bir toplumun eğitimi onun sokaktaki davranışına göre ölçülür. Sokakta kabalıklar görürsen, emin ol ki, evde de kabalıklar göreceksin.” [Edmondo  de Amicis]

       Geçtiğimiz günlerde belediye otobüsünde mahalle arasında seyahat ederken üç dört yaşlarında bir çocuğun eline, küçücük avucuna sığabilecek büyüklükte bir taş alıp otobüsün camına fırlattığını gördüm. Taş, cama isabet etti, Allah'tan cam kırılmadı. O küçücük çocuk yaptığı davranışın bir suç olduğunu bilemezdi. Elbette burada suçlu o çocuk değildi; daha birkaç yaşında olan bu çocuk nasıl bir aile ortamında yetiştiriliyordu? Bu sorunun cevabını belirli bir yaşa gelmiş herkes az çok bilebilir… Sizlere yaşadığım bu olayı anlatınca aklıma okuduğum eski bir kitap geldi: “Evlerde Sevgi Yoktu.” Yazar: Muzaffer Hacıhasanoğlu. 1970’li yıllarda yayınlanmış bir kitap. Konusundan da bir cümleyle bahsedeyim: Yoksulluğun kol gezdiği bir evde, ana-baba sevgisinden uzak küçük bir çocuğun gözünden anlatılıyor hikâye…  
Bir de ecimin (anneanne) ana-babası yaşayıp da evde sevgi ile büyütülmeyen, sahipsiz bırakılan çocuklar için bir benzetmesi var: “Analı-babalı öksüz!”
       Ben sizlere insana karamsarlık yükleyen, zengini, yoksulu, birçok evde karşılaşabileceğimiz bu örnekler yerine kendi çocukluğumda seyrettiğim, daha önce de bir yazıma konu olan Uğurlugiller dizisinden bahsedeceğim. Uğurlugil Ailesi; İstanbul’da müstakil bir evde oturan, mutlu, birbirlerine karşı anlayışlı, doğma büyüme İstanbullu bir aile… Zengin değiller ama yoksulluk da çekmiyorlar, onların da hepimiz gibi geçim dertleri var, ancak her şeye rağmen evde sevgiyi ve saygıyı eksik etmiyorlar. Çocuklar sevgiyle büyüyor… 
İşte o diziden not aldığım cümleler: 
“Bir amaca bağlanmayan ruh yolunu kaybeder, çünkü her yerde olmak hiçbir yerde olmamaktır.”
(Denemeler, Montaıgne) 
      “Yepyeni gözlerle bakmasını bilirsen hayat her gün bayramdır, bilmezsen cehennem”
Yaşama sanatını iyi bilen bir düşünür söylemiş bu sözü. Bir çiçek, güzel bir müzik, bir kuş cıvıltısı, bir çocuk… bakmasını bilene, öğrenmek isteyene tabii… 
Boşuna dememiş şair: Her mihnet kabulüm, yeter ki gün eksilmesin penceremden.
Ya da pencere, pencere en iyisi pencere. 
Uçan kuşları görürsün hiç değilse, dört duvarı göreceğine.
Gün eksilmesin pencerenizden. Kuşlar özgürce, dilediğince uçsun. 
Bir toplumun mutlu olabilmesi için önce ailenin mutlu olması gerekir.
Sabredin, sabırla koruk, helva olur.
“… Bu dünyaya veda ettiğin günde cenazende üç beş kişi olacak. Cami avlusunda yalnız kendi dertlerini konuşan, arada sırada da gülüşen üç beş kişi… 
YAŞADIĞIMA DAİR (Cahit Sıtkı TARANCI)

Bu gölge yer pazar günü
Bu şehir, bu tren sesi
Gök bildiğim bu mavilik
Yeşil dallardan süzülen
Oturduğum rahat koltuk
Beyaz örtüsü masanın
Sigaram, kahvem, gazetem
Elimin çizdiği kavis
Kovmak için sinekleri
Kolumda işleyen saat
Ve esnemem arada bir
Hep yaşadığıma dair

Nebahat Hanım: Geçenlerde bir müşterim geldi. Fransa’nın Manş kıyılarındaki o şirin kentleri gezmiş de: --- Nebahat Hanım, dedi, onlar niye bu güzelim bahçeli evleri yıkıp bizim gibi yapmıyorlar?
Salim Bey: Manevi değerlerimizi nasıl bu kadar umursamıyoruz anlamıyorum doğrusu. 

Düşünceden arınmış rahat ve uzun,
Güneşleri batmayan günlerdir onlar
Bir kuş öter ağacında sizin için
Alışveriş eder yürürsünüz
Kayıklara martılara bakarsınız
İyisiniz, bundan iyisi olunmaz ki!
(Diziyi anlatanın yorumu: Haklısın Oktay Rifat. Tabii kayıklara, martılara bakmasını bilenler için, bakıp da bundan bir yaşam sevinci çıkaranlar için) 

Nebahat Hanım: Canlarım benim, inanın bana, bu evde sevildiğimi biliyordum ama bu kadar sevildiğimi bilmiyordum…
Yalnız bir duam var: Yüce Rabbim her anaya böyle fedakâr, hayırlı, sevgi dolu çocuklar nasip etsin. Amin!
İnci: Anneciğim, ne ekersen onu biçersin, demişler. Eğer siz bu evde sevgi, saygı, şefkat tohumları ekmeseydiniz, yetişen her fidanın üstüne bu kadar eğilmeseydiniz acaba gene aynı meyveleri toplayabilir miydiniz bakalım!

***

 Saklı Kalan Şiirler Köşemizin bu haftaki misafiri, şiirlerinde A. Kadir ismini kullanan, daha önce de şiirlerini yayınladığım şair Abdülkadir Meriçboyu’na ait:

 

BU SU, ÇOĞALA ÇOĞALA

Yaşlılara saksılar dizdim, bahçeler yaydım.

Yorgunlara diri beden verdim, taze yürek.

Döşekler serdim hastalara, rahat, yumuşacık.

Nerde yalan dolan gördüysem kızardım

Yiğit yüreklere, dedim, canım armağan

Ardına kadar açtım çocuklara kapıları

Dostluklar boy attı yeryüzünde

dostluklar orman orman

Ebemkuşakları gökyüzünde fır dolandı

Yürüdü dağlardan ovalara doğru

gümbür gümbür bir deli su

yıktı bu su önüne geleni

bu su, çoğala çoğala

İnsanlar, insanları aldı götürdü

Ne kavga kaldı, ne zulüm, ne korku.