Mustafa teke
17.09.2020 18:08:35
Sanat mükemmel tanımlanmış,tşk üstad. Her yazıda oldugu gibi akıcı.

Özcan şimşek
17.09.2020 23:14:13
Güzel bir yazı okudum. Teşekkür ederim.


Vahit Doğan


DERSU UZALA

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


http://www.kirsehirhaber365.com/resimler/2020-9/17/943051496199408.jpg

Sanat nedir? 
Benim tanımıma göre sanat; insan ruhuna, dimağına, ufkuna, hayatına bir güzellik katan, farklı bakış açıları ile düşünmesini sağlayan, basmakalıp cümlelerden ve rutin bir hayattan sıyrılıp, insanın diğer canlılardan farklı olarak aklını kullanarak düşünme ve sorgulama mekanizmasını harekete geçiren bir eylem biçimidir. Bir sinema filmi; insanın ruhuna bir şey katıyorsa sanattır. Bu yüzden günümüzde çekilen çoğu film sanat eseri değil, tüketim ve eğlence sektörünün bir nesnesidir.
Sizlere bu hafta sanat değeri olan, beni de çok etkileyen bir filmden bahsedeceğim. Filmin ismi: “Dersu Uzala”, yönetmen; Akira Kurosawa. 
Film hakkında Türk filmlerinin usta yönetmeni Halit Refiğ’in yıllar önce Milliyet Gazetesindeki köşesinde yazdıklarını sizlere sunuyorum: 
“Japon sinemasının en önemli yaratıcılarından biri olan Akira Kurosawa’nın Sovyetler Birliğinde gerçekleştirdiği “Dersu Uzala”, gücünü tabiatla haşir neşir olmaktan alan, ustalığını son derece olgun bir anlatım tarzının yalınlığı ardında gizleyen, hiçbir girintisi, çıkıntısı olmayan bir hikâyeyi yaklaşımındaki ağır başlı tutumla destansı boyutlara eriştiren, sinemada pek sık rastlanmayan değerde bir film. Yirminci yüzyılın  başında, Ruslar’ın, Doğu Asya’da yayılmaları sırasında, Vladimir Arsenyev adlı askeri bir coğrafyacının yaşlı bir Moğol avcısı ile dostluklarını anlatan kitabından yola çıkan Kurosawa, görünürde hiçbir fikrî iddia ileri sürmeden seyircisini gene de, medeniyet ve tabiat, Batılı insan ve Doğulu insan gibi temel çelişkiler üzerinde düşünmeye sürüklüyor. Dersu Uzala, yaşayışı ile tabiat arasında çok dengeli bir uyum sağlamış Doğu Asyalı, ilkelliğini kendine göre kültür haline getirmiş bir avcı. Vladimir Arsenyev, Batıdan uygarlıkla, silâhlanmış olarak geliyor. Uyum sağlamakta güçlük çektiği tabiatın sırlarını araştırmaya, onu kontrol altına almanın yollarını bulmaya çalışıyor. Arsenyev için Dersu’yu vahşi tabiattan kurtarıp uygar yaşayışa götürmek onu kurtarmak sayılıyor. Ama Dersu için bu, ölümden de beter.
Kurosawa’ya göre Dersu, yaşlı ve yok olmaya mahkûm, yaşadığı orman bile kendisiyle birlikte ortadan kalkıyor. 
Kurosawa, Doğu ve Batı kültürlerinin tabiata yaklaşımındaki çelişkiyi, Avrupalı halklar ile Asyalı halklar arasındaki kültür çelişkilerine yer veriyor.
Film, birbirinden güzel tabiat görüntülerinin, donuk kuzey güneşlerinin, buz tutmuş göllerin, ışıkların oynaştığı ormanların, barajlarla tembel ve uyuşuk hale getirilmemiş coşkun akan ırmakların çağladığı görsel zenginlik ardında, Batı düşüncesinin bütün ağır basan etkilerine rağmen, tabiat ve insan ilişkilerine bakışta, Kurosawa’nın gene de Doğulu bilgelere has duru ve yalın bir anlayışı derinden derine sürdürdüğünü sezdiriyor. “ 
Filmin yönetmeni Akira Kurosawa ise filmle ilgili şöyle diyor:
“ İnsanlar tabiatın bir parçası olduklarını unutmuşa benziyor ve onu vahşi bir biçimde yok ediyorlar. Çevre sorunları giderek hayati düzeye tırmanıyor ve hayatımızı tehdit ediyor. Bu sorunu anlatmak istedim. Ayrıca, ikisi de tabiat tutkunu, tabiata âşık iki insanın gerçek dostluğunu anlattım filmimde…” 
Filmin mesajı nedir diye sorduğumuzda şu cevabı veriyoruz: “ Dersu’ya ‘Güneş nedir?’ diye soran askere:
--- Sen güneşi hiç görmedinmi?, der, Dersu. Ve devam eder: Görmek çok önemli, önünüzü görmüyorsunuz, ormanda kalsanız iki günde ölürsünüz, diye cevap verir. 
Fakat filmin sonlarında görme yetisi azalınca şehre iner, yani modern insan hakikati görememeye başlayınca tabiattan uzaklaşmış, şehirleri kurmuş, aslına ihanet etmiştir. Ve artık geri dönülemeyecek noktadadır… 
İçinde bulunduğumuz süreçte insanoğlunun çaresizliğini görünce, bu filmin öneminin daha iyi anlaşılacağını umuyorum.
****** 
Bu hafta Saklı Kalan Şiirler Köşemizde Yunanlı ozan Kavafis’in bir şiirini sizlerle buluşturuyorum:
“KENT” 
“Bir başka ülkeye, bir başka  
denize giderim” dedin.
Bundan daha iyi
bir başka şehir bulunur elbet
Her çabam, kaderin olumsuz
yargısıyla  karşı karşıya
-Bir ceset gibi- gömülü kalbim
Aklım daha ne kadar 
kalacak bu çorak ülkede?
Yüzümü nereye çevirsem,
nereye baksam 
kara yıkıntıları görüyorum 
ömrümün.
Boşuna bunca yıl tükettiğim bu ülkede
Yeni bir ülke bulamazsın,
başka bir deniz bulamazsın.
Bu şehir arkandan gelecektir.
Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın
Aynı mahallede koşacaksın.
Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda 
Başka bir şey umma
Ömrünü nasıl tükettiysen 
burda bu köşecikte
öyle tükettin demektir
bütün yeryüzünde de.