Zeynep Nur KÜÇÜK


Cumhuriyet Kadını

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


 

Babaannem birkaç gündür parmakları ile hesap yapıp duruyordu. İzlediğim dizimin en heyecanlı yerinde:

                “Bayrama bir hafta var değil mi?” diye sordu.

                “Ne bayramı?” diye sorusuna soru ile cevap verirken bir yandan da ‘hangi aydaydık, bu gün ayın kaçıydı?’ diye düşünüyordum.

                Babaannem, haykırır gibi gür bir sesle:

                “Tabi ki de Cumhuriyet Bayramı.” diyor. Gülümseyerek, hatırladığımı gösteriyorum:

                “Evet evet babaanne, altı-yedi gün var.” Birkaç gün sonra babaannem:

                “Zeynep, bayrama kaç gün var?”

                Şıp diye cevap veriyorum:

                “Dört gün.”

                Artık babaannemle birlikte ben de gün sayıyordum. Babaannem her zaman ki gibi pencerenin önündeki koltuğa oturmuş. Elinde tesbihi, dudakları kıpırdıyor; koca, kalın camlı gözlüklerinin arkasından yoldan gelip geçenleri seyrediyor, bir yandan da dua okuyordu. Koşar adımlarla yanına gittim. Müjde verir gibi: “Babaanne, yarın bayram.” dedim. Küçük bir çocuğa verir gibi yeleğinin cebinden çıkardığı şekeri bana uzatarak:

                “Evet evet biliyorum.” dedi ve ekledi “Şanlı tarihimizin dönüm noktası.” Babaannemin dizlerinin dibine oturmuş, merakla onun anlatacaklarını bekliyordum. Ağzımda eriyen şekeri yutmamaya çalışarak sordum:

                “Çok önemli bir gün değil mi babaanne?”

                Babaannem; yaşlanmış ellerini saçlarımda gezdirerek:

                “Çok önemli bir gün Zeynebim. Yıllar önceydi ben senin yaşlarında ip atlayıp, top oynayan bir çocuktum. Babam hiç görmediğim, tanımadığım bir adama yani dedene verdi beni. Kadının kocasını bile seçme hakkı yoktu o zamanlar. “Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin,” derlerdi. Her sene bir çocuk doğururdum. Bebeklerimin hiçbiri yaşamadı, bilgisizliklerimizin kurbanı oldu.Bir tek baban yaşadı. Eğitimsiz, cahil, değersizdi kadınlar. Evlerimizde bile söz sahibi değildik. Senin hakkındaki tüm kararları büyükler verirdi, kocan verirdi. Çorabımızı, çamaşırımızı bile biz seçemezdik. Aaah be evladım!.. Şimdiki gibi değildi çok zor günlerdi o günler…” diyerek duraksadı babaannem. Boğazına bir şeyler takılmış gibiydi, sesi değişti. Gözlerinden yaşlar akıyordu. Koştum, mutfaktan bir bardak su getirdim.

                “Üzülüyorsan, anlatma babaanne.” dedim.

“Yok evladım. Anlatayım ki yaşadığınız günlerin kıymetini anlayın. Bak sen emsallerinle birlikte okula gidiyorsun, okuyorsun, yazıyorsun; hesabı, kitabı öğreniyorsun değil mi? Kızlar okuyup öğretmen oluyor, çocukları okutuyor. Doktor olup hastaları tedavi ediyor. Avukat, savcı, hâkim olup adalet dağıtıyor. Kadınlar muhtar oluyor, mebus oluyor, bakan oluyor… Hem seçiyor, hem de seçiliyor. Benim gibi karacahil kalmıyor. “Sen sus be karı!.. Sen ne anlarsın?” diye azarlayan yok. Sözü değer görüyor. Kadınlar, çocuklarını arabaya koyup okuluna bırakıyor sonra işyerine gidiyor. Eşiyle sırt sırta verip çalışıyor. Ülkemizi çağdaş, medeniyetler seviyesine çıkartmak için çabalıyor. Ne mutlu sizlere yavrularım.

Bak annene, hem çocuk büyütüyor, eğitiyor; hem de çalışıp evine ekonomik destek olmaya çalışıyor. Evin ihtiyacı varsa çarşıya, markete, pazara gidiyor alışverişini yapıyor eşinin yükünü hafifletmek için uğraşıyor.

Sadece annen değil Zeynebim. Atatürk, tüm kadınları toplum içine kattı. Onları düşünen, üreten, eğitimli birer Cumhuriyet kadını yaptı. Canınız isteyince sinemaya, tiyatroya, konsere gidiyorsunuz. Fikirlerinizi, düşüncelerinizi özgürce ifade edebiliyorsunuz. Dili, dini, inancı ne olursa olsun birbirinize saygı gösteriyorsunuz. Anladın mı beni Zeynebim?”

“Anladım babaanneciğim. Cumhuriyet’i, demokrasiyi öyle bir anlattın ki sanki o günleri ben de seninle birlikte yaşadım.”

“Yaşamayın Zeynebim. O kara günleri sizler yaşamayın.”

Cumhuriyet Bayramı sabahında babaannemi, şık kıyafetler içerisinde babamın kolunda dışarı çıkarken yakaladım.

“Sabahın bu erken saatinden nereye gidiyorsunuz bakayım?” diye sordum.

Babaannemin yüzünde gülücükler açmıştı:

“Önce Anıtkabir’e gidip Büyük Önder Atatürk’ü selamlayıp, dua edeceğiz. Oradan da şehitliğe geçeceğiz Zeynebim.”

“Ooo… Çok güzel ben de okuldaki kutlama töreninde şiir okuyacağım.”

Biz bu konuşmaları yaparken annemde Şanlı Bayrağımızı balkonumuza asmış, onurla dalgalanışını seyrediyordu.

Babaannemin boynuna sıkıca sarıldım: “Cumhuriyet Bayramın kutlu olsun Cumhuriyet kadını.” dedim “Dünya senin eserindir ve sen omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.”

Ya toprak ol

Ya da su

Sakın ateş olma.