Özcan şimşek
3.04.2020 19:18:33
Vaaaavv. Diyorum başka bir şey demiyorum.


Vahit Doğan


Ceviz Ağacı

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


“İnsan mükemmel doğar ama kendini kusurlu hale getirir." (Charlotte Bronte)

     Yazılarımda çoğunlukla çocukluğuma inmemden umarım memnunsunuzdur. Yoksa; millet canının derdiyle uğraşırken, sen nelerle uğraşıyorsun mu diyorsunuz.

     Söyleyeceklerimin bilimsel bir geçerliliği yok, tamamen yaşanmışlıkların sonucu: İnsanın doğumundan aklının erdiği zamanın başlangıcına kadar geçen 5 – 6 yıllık süre belki de en zeki olduğu dönemdir. Doğumdan itibaren çoğunluğun hayatında işin içine, ailenin bilinçli olmaması, yetiştirilme koşulları, arkadaş çevresi, okul gibi faktörlerin olumsuz etkisi girince zekâ dediğimiz görünmez şey de köreliyor. 

      Neyse, yine çocukluğuma dönelim. 7 yaşındaydım, daha okula başlamamıştım. Dedemle Kırıkkale’de yaşayan amcamın evine gitmiştik. Televizyonda TRT 2 kanalında bir yabancı film vardı. Ne filmin adını, ne de konusunu tam olarak hatırlıyorum ancak şu kadarı aklımda kalmıştı: Benim yaşlarda iki çocukları olan bir çift benzinlikte mola verdiler. Çocukları arabadan indikleri bir sırada kaşla göz arasında evlâtlarını benzinlikte bırakarak araba ile uzaklaştılar, onları yüzüstü bırakıp gittiler. Kısa bir süre sonra bu iki küçük kardeş anne / babalarını aradılar, ilk dakikalarda onların kendilerine şaka yaptıklarını düşündüler. Ama kısa zaman içinde gerçeğin farkına vardılar. Çaresizliklerine, dinmeyen gözyaşlarına rağmen açlık hissi duymaya başladılar. Benzinliğin etrafını dolaştılar. Daha sonra benzinlik yakınlarında sahipsiz bir bahçe görmüşlerdi. O bahçede birkaç tane ceviz ağacı ve ceviz ağacının üzerinde de kulübe, barınak, adına ne derseniz deyin küçük bir ev vardı. Çocuklar aylarca ağacın üzerindeki o kulübede kalmışlardı ve bu süre içinde her gün ceviz yemişlerdi, çünkü başka çareleri yoktu; aksi halde aç kalacaklardı. O çocuklar o yaşta açlıkla terbiye edilmişlerdi ve ben bu sahneyi hiç unutmadım.

   Öyle günlerden geçiyor ki dünya, ne banka hesabındaki paranın, ne de borsada işlem gören menkulün kurtarıcı hükmü var. Biraz önce televizyon söyledi: Amerika’da kapanan işyerlerini yağma korkusu sarmış.

   İngiltere’de bir markette yaşlı bir adamın boş raflar arasındaki resmini görmüşsünüzdür. O resim aslında o yaşlı adamı değil, kadraja girmeyen diğer insanların açlık tehlikesi karşısındaki bencilliğini, açgözlülüğünü, korkusunu, endişesini anlatıyordu. 

/resimler/2020-4/3/443991012427282.jpg

 Knut Hamsun’un ‘Açlık’ isimli romanında ünlü bir yazar olma hayaliyle avunurken, gerçeğin ta kendisi açlıkla boğuşan bir gencin onurlu mücadelesi anlatılır. Sokaklarda aç gezen, kalacak bir yeri dahi olmayan ama kimseye de minnet duymayan bu genç bana Cyrano de Bergerac’ın ‘İstemem Eksik Olsun’ tiradını hatırlattı. 

**

Çok eski bir karikatürde görmüştüm. Üstü başı yırtık sefil bir adam kapıyı çalıyor. İçeriden sesleniyorlar:

---Kim o?

Adam cevap veriyor:

---Aç!

    **

Bu hafta Saklı Kalan Şiirler köşemizde 1954 yılında yazılmış bir şiir var. Yayımladığım her şiir benim için kıymetli. Ancak bir sıralama yap deseydiniz aşağıda okuyacağınız şiir en başlarda yerini alırdı. Unutulmuş şairimiz: Suat Taşer.

İÇİNDE

Meyve tohum içinde

tohum toprak içinde

toprak sancılar içinde

 

bulut denizin içinde

yıldırım bulutun içinde

gökyüzü gürültüler içinde

 

Dallar çiçek içinde

çiçekler umut içinde

umut korkular içinde

 

İnsanlar karanlık içinde

karanlık insanların içinde

doğacak gün dumanlar içinde

 

Söz var sözün içinde

bakışlar gözün içinde

sükût zamanlar içinde

 

Ölüm ölümler içinde

zulüm zulümler içinde

hürriyet dediğin kan ter içinde