Zeynep Nur KÜÇÜK


Buruk Bir Heyecan

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


Günler öncesinden tatil planları yapılmış, küçük bir apart daire kiralamıştık. Memur maaşından artırdıklarımla üç beş günlük bir tatil yaparak eşimin çenesinden kurtulacak, çocuklarımın gönlünü yapacaktım.
    Çocukların keyfine diyecek yoktu. Mayolar, havlular, terlikler hazırlanıyordu.
    Ufak kız:
    “Baba, tatile gidiyoruz değil mi?”
    “Evet”
    “Tatilde kalacağımız otel güzel mi?”
    “Güzel”
    “Ben yüzeceğim, hiç durmadan yüzeceğim, yüzeceğim.”
    Gülerek, “Tabii ki yüzeceksin. İstediğin kadar yüz.”
    “Yaşasın! Yaşasın, tatile gidiyoruz!”
    Ortanca kız neşeli neşeli yanıma geldi:
    “Baba, ben tatilden kapkara döneceğim. Arkadaşlarıma hava atacağım.”
    Oğlan, elinde götürüleceklerin listesi ile geldi:
    “Baba, topumu alayım mı? Denizde oynar mıyız?”
    “Al tabii oynarız”
    Hanım:
    “Kek, poğaça yapıyorum, yolda yeriz.”
    Tatil heyecanı ev halkının neşesini yerine getirmişti. Bavullar hazırlandı, güle oynaya tatil yapacağımız şehre gittik. Çocuklar bir an önce yüzmek için sabırsızlanıyordu. Mayolarımızı giydik, havlularımızı aldık, doğru denize…
    Sıcak kumlara bata çıka yürüyorduk. Ayaklarımızı yakmaya başlamıştı. Neşemize diyecek yoktu. Ufaklık:
    “Baba deniz ne güzel… Kocaman…  Ne çok su var...”
    “Evet kızım, denizde çok su olur.” diyerek gülümsedim.
    Deniz kenarı oldukça kalabalıktı. Yatan, güneşlenen, konuşan, gülüşen insanlar tatilin tadını çıkarıyordu. Terliklerimizi çıkarıp denize doğru yürüdük. Denize yaklaşan çocuklar suratlarını ekşiterek birbirlerine bakıyordu. Arkalarından yaklaşarak:
    “Hadi çocuklar, ne bekliyorsunuz? Girsenize denize.” dedim.
    Çocuklar bir denize, bir de bana bakarak:
    “Baksana şuna baba, deniz çok kirli.”
    Çocukların yüzünün asıldığı kadar vardı. Denizin suyu çok kirliydi.
    “Olur o kadar, baksanıza bugün deniz dalgalı, o yüzden olabilir. İlerisi temizdir, atın kendinizi denize! Hadi, durmayın. Bakın ben giriyorum.”
    Çocuklar isteksizce arkamdan ilerlediler:
    “Aaay ayağıma bir şey dokundu!”
    “Benim de koluma”
    “Olamaz bu ne kir ya!..”
    Kâğıtlar, naylon parçaları, çekirdek kabukları bedenimize değdikçe huylandırıyordu.
    Küçük kız:
    “Ben yüzmeyeceğim anne! Baba ben yüzmeyeceğim!” diye ağlamaya başladı.
    “Tamam biz çıkalım da kumda biraz oynayalım.”
    Kumsalda ilerlerken kumların arasına karışmış olan bir şişe kırığı ayağımı kesti. Kumdan kaleler yapmak istedik ama çöpten kaleler oluştu. İnsanların duyarsızlığı bizleri çok üzdü. Güzelim denizlerimiz kirleniyor. Pet şişeler, ambalaj kâğıtları, çekirdek kabukları, kuma karışan, denize ulaşan çöpler… 
    Bir yanda “Temizlik imanın yarısıdır.” diye temizliğin önemine dikkat çeken Peygamberimiz, diğer yanda O’nun ümmeti olmakla şereflenen bizler. Ne acı değil mi? Sadaka niyetiyle yoldan kaldırılan taşların yerini, yerlere saçılan çöpler aldı. Hiç düşünmez mi bu insan? Bu ne bencillik? Üzüntümü anlatacak kelime bulamıyorum. Çok acı çoook…
    Ya toprak ol
    Ya da su
    Sakın ateş olma