Özcan şimşek
12.06.2020 22:40:50
Bence insanın bu dünyada en güzel eseri çocuğudur. Bilmem siz ne düşünüyorsunuz ? Bu haftaki yazınız insanı çok derinden düşündürücü. Elinize sağlık. Teşekkürler.


Vahit Doğan


Bilanço Günü

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


“Kabrime çiçek getirenlere gülerim;
Gafil kişilermiş şu insanlar vesselâm;
Bilmezler ki, bu kabirle yoktur alâkam;
Ben o çiçeklerdeyim, ben bu çiçeklerim.
                                                         [Cahit Sıtkı Tarancı, 1940 yılı] 

Derin acılar yaşayan ve bu acılarını bir aynanın aksi gibi kelimelere döken şair Cahit Sıtkı belki de bu kısacık şiirin ilk ve son dizesinde “Benim kıymetimi öldükten sonra bilecekseniz; eğer bu dünyada bir eser meydana getirmişsem ve o eser güzele, iyiye dair ise eserlerimi hatırlayın!” demek istiyor galiba. Diğer şiirlerini de okuyunca şairin ne demek istediğini daha iyi anlıyorum; buhranlı geçen ömrüne rağmen duygularının kelimelere dökülmüş halinin insanın ruhuna dokunan ve ruhunu tedavi eden bir özelliği var. 
Doğduğum köye 5 kilometre uzaklıkta “Mezarın ardı” dediğimiz tarlalarımızın da olduğu bir mevki var. Adını oradaki mezarlardan alan bu bölgeyi geziyorum.

http://www.kirsehirhaber365.com/resimler/2020-6/12/953541418048848.jpg

İki mezarın belli başlı taşı kalmış ama mezarın kime ait olduğu belli değil. Köyde sorduğum insanlardan da bir cevap alamıyorum. Babam o mezarların köydeki her sülaleye ait olabileceğini söylüyor. Yaşı daha büyük olan amcam ise yaklaşık 200 yıl önce o bölgede yaşayan köylülere ait mezarlar olduğunu belirtiyor. Köylüler için o mezarlar hiçbir şey ifade etmiyor. Yüzyıllar önce yaşamış o insanları ne hatırlayan var, ne de adlarını anan… Köylüler geçip gidiyor, toprağı işliyorlar. Belki de ömürleri boyunca en fazla otuz defa ekecekler o tarlaları ancak bir eserleri kalacak mı yüzyıllar sonrasındaki nesillerine. Yoksa yalnızca kalan, miras kavgasına sebep olacak olan bir tapu kâğıdı mı olacak! Bir eser bırakmak ne demek anlayacaklar mı? 
** 
Geçmiş yıllarda, büyük mütefekkir ve şair Necip Fazıl’ın adı ile özdeşleşen Büyük Doğu Dergilerini okurken bir şey dikkatimi çekmişti. Bu mecmuaların birinde mezarını tarif ediyordu, aklımda kaldığına göre gösterişten uzak, dikkat çekmeyen sade bir mezar olacağını yazıyordu. 2015 yılında yolum İstanbul’a Eyüp Sultan Mezarlığına düştü. Mezarlıkta Necip Fazıl’ın mezarını aradım, uzun yokuş çıkmalarımdan dolayı nefes nefese kaldıktan sonra mütevazı bir mezar gördüm, yalnızca o bildiğimiz imzası vardı mezar taşında, tıpkı sağlığında, gençlik yıllarında tarif ettiği gibi. 
**
“Biz Nuh’u, kavmine peygamber olarak gönderdik. O da aralarında bin yıldan elli sene az kaldı.” (Ankebût Sûresi, 14. Ayet) 
Rivayete göre Hazreti Nuh’a (A.S.) bir kadın ağlayarak gelir ve oğlunun genç yaşta öldüğünü söyler. Hazreti Nuh (A.S.), oğlunun kaç yaşında olduğunu sorunca kadın; 300 yaşında olduğunu söyler. Hazreti Nuh (A.S.) da kadına “Ahir zamanda insanlar 60 – 65 yıl yaşayacaklar, senin oğlun bak; 300 yıl yaşamış” der. Kadın da: “Peki, o zaman o insanlar, o kadar kısa bir ömür için ev bark sahibi olabilecekler mi?” diye sorar. Hazreti Nuh (A.S.) da: “ Evet, hem de ne evler, ne barklar!… “ cevabını verir. 
Bu ibret verici olayı okuyunca ve etrafımda 10 yıl, 15 yıl kredilerle kazançlarının 10 katından fazla borçlanarak ev sahibi olanlara şairin yaptığı gibi acı acı gülüyorum. Ve nedendir tarladaki mezar taşları aklıma geliyor belki de birbirleriyle hiç ilgisi olmadığı halde…  
İlk çalışmaya başladığım yıllarda yaşlı bir avukat tanıyordum. Nur yüzlü bir insandı. Hâttâ ilk başlarda Türk filmlerindeki Nubar Terziyan’a  benzetirdim ve kendimi bir film setinde sanıyordum. Her ayın ilk günü gelirdi o yaşlı amca. Hep böyle devam etti… Bir gün yine ağustos ayının ilk günü gelen oydu. Etrafa şöyle bir baktı. Bana dedi ki; “Eskilerden kimse kalmamış, bir tek sen kalmışsın!” Beni dost saymıştı, eskiler dediği ben ise yirmili yaşların başındaydım. Ve son cümlesi şu oldu: “Bu sene sonunda, -muhasebecilik tarifiyle- 31/12 de bırakıyorum!” 
Günler sonra ölüm haberi geldi. Hayat çizgisi bilanço günü değildir. Çoğu zaman hesaba uymaz. 
Şüphesiz hepimiz öleceğiz; kimimiz taksit sürelerinden önce, kimimiz taksitler bittikten sonra! 
“Müft mesken sanur cihanı kişi
Nakd-i ömrün verir kira yerine” 
                                                [Bursalı Mühürdâr Abdi] 
[Zavallı insanoğlu, dünyayı bedava oturulacak bir ev zanneder. Hâlbuki bütün ömrünü kira bedeli olarak para gibi harcamaktadır, farkında değil] 

*** 
Bu haftaki saklı kalan şiirimiz Muazzez Aruoba’ya ait bir şiir, yıl; 1942. Şairimiz Muazzez Aruoba; geçtiğimiz hafta hayatını kaybeden Türkiye’nin en önemli felsefecilerinden, şair Oruç Aruoba’nın annesidir. 
HATIRA
Ne zaman gözlerimi kapasam, dalsam bir an
Karşımda harap olmuş bir mabet var sanırım
Bu yıkılmış mâbedi, kubbesine tırmanan
Yeşilliklerin nefli gölgesinden tanırım.

Burda, geçen günlerim nefes alıp yaşıyor
Işık geçiyor burda karanlığın yerine
Burda, gölgeden bile gözlerim kamaşıyor
Yoklukla varlık burda, karışır birbirine

Bilmem neden örtülü bakışlarım ıslanır
Kaparken bu mâbedi, yıllara sara sara
Gözlerimde sadece mavi bir bakış kalır,
Ve zamanla silinmez, sarışın bir hatıra.