Polat BİLİCİ


BEŞİKTAŞLI OLMAK

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


1957-1958 öğretim yılı. 
O yılların Kaman’a bağlı en büyük köylerinden Kargın Yenice’de ilkokul 1. sınıfa başladım. 
    Kaman'a bağlı Kargın Yenice Köyü, kabaca bir deyişle, eşeğin semerini ters çevirin, işte öyle bir yerde konumlanmış. Oldukça yayvan bir derenin iki yamacına kurulmuş. Dere kuzey-güney yönünde, biz ‘bu geçe’ deyiz. Öbür tarafa ‘Ötaaaçe’ diyoruz. Bunu özellikle vurguluyorum, çünkü iki geçe adeta iki ayrı köy gibi algılanır. Ne çekişmeler olurdu iki geçenin çocukları, gençleri arasında...Uçurtma yarışmaları, kavgalar, kar topu dövüşleri yapılırdı 'Ötaaaçe’den BÜKÜ (Bekir), bizim geçeden BEKGO (Kendirler’in Bekir) gruplara liderlik yaparlar, pek yamandılar... 
    Kaman Kargın'da okul dere tabanına yakın bir yerde kurulmuş, köyün her yanına eşit mesafede gibiydi. Üç derslik, bir salon ve bir öğretmen odasından ibaretti. İçinde ne tuvaleti ne lavabosu ne suyu vardı. Bunlar dışarıda bir yerdeydi... Bunlar yoktu ama yakın çevresinde öğrencilerin çok sevdiği , Allah rahmet eylesin, Asim Emminin ve Yılan Gırkan emminin bakkal dükkanları vardı.
    Ben işte, kahverengi kadife bir pantolonla başladığım bu okulu, beş sene sonra bitirdiğimde aynı kadife pantolon bacağımdaydı. Tek farkla: Tarifsiz bir renge bürünmüş ve boyu neredeyse diz kapağıma yaklaşmıştı.
    Birinci sınıfa yeni başlamıştım. Havalar oldukça sıcak, henüz Eylül ya da Ekim ayıydı. Ders bitmiş eve gidiyorum. Büyükler kendi aralarında konuşarak, şakalaşarak giderken, daha küçükler bağırıyor, koşuşuyor, birbirini kovalıyor. Geriden bir karartı hissettim. Tam dönüp bakmaya kalmadı bir çelmeyle düştüm yere. Kim olduğunu fark edemediğim biri oturdu üzerime. Bu Bahti’ydi. Bahti komşu köylerden birindendi, sanıyorum Kızılözü köyünden. Bizim köyden bir akrabasının yanında kalıyor ve ilkokulu burada okuyordu. Onun gibi başka köylerden gelenler de vardı... İri yarı ve üst sınıflardan birindendi. Onu herkes tanıyordu. Eliyle boğazımı sıkarken bir yandan da soruyordu:
-Söyle ,Galatasaraylı mısın, Beşiktaşlı mı?
Ben bu sözleri ilk defa duyuyor ve ne olduğunu bile bilmiyordum. Ancak bir cevap vermek zorunda olduğumu hissediyordum. Hem de acilen. İlk sözü unuttum bile, ikincisi aklımda:
-Beşiktaşlıyım dedim...
Ben Beşiktaşlıyım dedikçe boğazıma daha çok bastırıyor;
-Galatasaraylıyım de! diye ısrar ediyordu. Nefes alamıyor ama Galatasaraylıyım dememekte direniyordum. Israr ettikçe ben de ısrarla her defasında:
-Beşiktaşlıyım!
-Beşiktaşlıyım, diyordum.
Bahti ne menem bir belaya çattığını anlamış olmalı ki en sonunda bıraktı beni...!
İşte biz böyle Beşiktaşlıyız... Korku ve baskılara direndik. Beşiktaşlı olduk. Şimdi düşünüyorum da çarşı ruhu ta o günden varmış bende!...