Zeynep Nur KÜÇÜK


Beklenilen Son Yolculuk

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


Mevsimler mi geçiyor yoksa biz mi gelip geçiyoruz şu yalan dünyadan?

Mevsimlerden güz; dökülüyor sararan yapraklar. İçimi bir hüzün kaplıyor. Ne de çabuk kopuyor takvimdeki yapraklar... İnanmak istemiyor insan yaşlandığına… Üstüne konduramıyor ölümün soğuk yüzünü.

‘Doğan her canlı bir gün ölümü tadacak’ da az daha geç gelse olmaz mı?

Tam da hayatımı rayına sokmuşken çekip gitmek de neyin nesi? Ya o kadar çalışıp çabalayıp da biriktirdiklerim… Bunca güzel şey bırakıp da gidilir mi?

Şimdi bu hastana odasında, yatmak zorunda olduğum bu yatakta anılarım geliyor gözlerimin önüne bir film şeridi gibi… Geçmez sandığım çileli günler… Silik bir defterin sayfaları gibi...

Çok önem verdiğim, üzerlerine titrediğim, ömrümü adadığım sevdiklerim şimdi neredeler? Neden yatağımın yanında değiller?Oysa yalnız kalmayı sevmediğimi çok iyi bilirler…

Beni üzen olaylar, canımı yakan insanlar şimdi çok önemsizler. Boşu boşuna üzmüşüm, heba etmişim kendimi…Gözlerimi diktiğim beyaz boyalı tavan “Üzme kendini…” diye haykırıyorşimdi… Sayılı nefesimin kaldığı şu anda anlıyorum bunları.

Keşkeler kuyusunda boğulmak istemiyorum. Ben de kıymetliydim kendi çapımda. Benim de sevenlerim vardı. Arkamdan fısıldaşarak konuşanları boş ver. Karşıma dikilip de dobra dobra hatamı yüzüme söyleyen dostlarım da vardı. Beni param, malım, makamım için değil beni ben olduğum için seven kan kardeşlerim de vardı.

Hiç kolay olmadı hayatım: Zorluklar denizinde kulaç atmakla geçti ömrüm. Kimi zaman köpek balıkları düştü peşime, kimi zaman da “Bunlar da kim? Benden ne istiyorlar?” diye cevaplarını bulamadığım piranalar üşüştü başıma. Ama yıldıramadı beni fırtınalar… Hiç pes etmedim!.. ‘Her zorluklar beraber bir kolaylık vardır.’ deyip küreğimi ağır ağır çekmeye devam ettim.

Ne fakirliğime yerindim, ne de zenginliğimle övündüm. Çileli kullara bakıp da halime şükrettim. Başım sıkışınca “Bu da geçer ya hu!” diyerek sabrettim. Elim tutar, gözüm görür, dilim dönerken Yüce Rabbime bol bol dua ettim.

Saat yaklaşıyor… Demir alma zamanı geldi…

Arkamdan yalancı gözyaşları dökecekler değil, yüreği yanarak dua okuyacak dostlarım gelsin beni uğurlamaya. Kabristanıma İki kürek toprak atacaklar değil; toprağıma güller, susamlar dikecek gelsin. Gelsin dostlarım, sevdiklerim gemim kalkmadan. Göreyim dünya gözü ile son bir kez daha onları.

Malımı paylaşmak için birbirini yemesin çocuklarım. Varsın “Anamdan, babamdan beş para kalmadı.” desinler. Kendi ayakları üzerinde dimdik dururken, kuru ekmek yedikleri günleri unutmasınlar. Arkamdan bol bol ‘Yasin’ okusunlar.

“Haydi Kaptan gidelim artık!..”

Bilinmez bir gidiş değil bu… Beklenilen son yolculuk.

Ya toprak ol

Ya da su

Sakın ateş olma