rana
10.09.2020 14:33:08
Bu ülkeye sizin gibi kaliteli yazarlar lazım. Eğer bilinçlenmek kağıtla kalemle olacaksa sizin yazılarınız okunmalı. Din, dil, ırk gözetmeksizin sevilmeli bu insanlık ki unutmasın sevgi, şefkat, saygı ne demek. Sizler bu ülkenin aydınlık yüzlerisiniz. Durmak yok Nur hanım, toprak ya da su olup insanlığa yararlı olmaya devam...

Hüsniye
10.09.2020 23:17:37
Peygamber efendimiz 'ın hadisine karşılık ,ben mirastan feragat ettim cümlenize katılmakla beraber çok duygulandım .gerçekten zor bir dönemde yaşıyoruz ,imtihanınız ağır. Allah başımıza gelen bu imtihandan ,başarıyla çıkmamızı nasip etsin inşallah. Not ben aşureye bir kaşık bal da eklerim ,arı kırk çeşit çiçekten öz alıyorya, içinde kırk çeşit olsun diye ,ayrıca varsa bir kaç damlada zemzem katılırsa aşurenin ruhuna uygun olup bereketini artırır

Aytekin
11.09.2020 16:02:43
Nur hanim Bu guzel isleri gelecek nesillere aktarma adina cok yararli bir yazi olmus.Kaleminize saglik.


Zeynep Nur KÜÇÜK


AŞUREMİN TADINA BAKAR MISINIZ

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


                Muharrem Ayı’nın girmesi ile birlikte koca koca aşure tencereleri de ocaklarda kaynamaya başladı. Aşureye bayılırım. Çok sevdiğim bir tatlı olmasına rağmen çok zahmetli bulmamdan mı yoksa benim tembel, beceriksiz olmamdan mı bilmem, senede bir ya da iki kez ancak pişiririm.

                İlk aşuremi yapmama rahmetli Semahat Anne vesile olmuştu. Bütün mahallenin sevdiği, Rahman’ın çocuk bahşetmediği ama tüm mahallenin çocuklarını sevgi ile kucaklayan Semahat Yenge konuşmalarında “Annem annem” kelimesini kullandığı için mahalledeki herkes ona Semahat Anne diye hitap ederdi. Bir gün Semahat Anne terin suyun içinde kalmış bir halde kapımızı çaldı. Aşure kasesini alırken “Semahat Anne otur biraz soluklan.” Dedim. “Yok annem, oturmayayım. Daha dağıtılacak çok aşure var.” Aşure kâsesini boşaltırken sohbet olsun diye: “Semahat Anne, ben aşureyi çok seviyorum ama yapmayı bilmiyorum.” dedim. Nur yüzlü annem, yorgun gözlerini, gözlerimin içine dikerek, sevgiyle baktı: “Öğrenin annem” dedi. “Zor bir şey değil, bak biz de bilmiyorduk, öğrendik. Bizi birbirimize bağlayan değerler bunlar. Değerlerimize sahip çıkın, onları yaşatın.” Hala sesi kulaklarımda çınlıyor. Onun bu sözü üzerine öğrendim aşure pişirmesini.

                Aşure yapmak isteyip de cesaret edemeyenlere nasıl aşure yaptığımı anlatayım. Öncelikle aşurelik buğdayı, nohudu, fasulyeyi akşamdan ıslarım. Sonra sabah namazı onları tek tek haşlarım. Kimisini bir saat pişiririm ocakta, kimisini otuz, kırk dakika. Haşlama süresini çok iyi ayarlamak gerekir. Az pişerse diri olur, dişe değer, çok pişerse de erir, lapa olur. Bunlar aşuremizin ana malzemeleridir, olmazsa olmazı. Sonra kuru üzüm, kayısı, incir atarım içine. Bunlar aşuremizi renklendirir. Kaşık ağzımıza gelirken gözlerimizi neşelendirir.

                Sıra geldi şekere. Şeker sıcak çorbanın içinde erir gider gözle görünmez ama bunca tatsız malzemeyi tatlandırır. Çeşit çeşit, farklı farklı tatlardan oluşan bakliyatları bir anda tek bir tada dönüştürür.

Aşure olur da fındık, fıstık, ceviz olmaz mı? Az yetişir, toplaması, kırması zahmetlidir o yüzden pahalıdır. Aşuremizin üzerine birkaç fındık, üç beş ceviz, fıstık atılır. Nar taneleri atarsanız, albenili olur.

Aşurem hazır, şimdi sıra geldi dağıtmaya. Sadece apartmanın önünde rastladığım komşularımın kapısını tek tek çalacağım.Hal, hatır sorup bir tas aşure ile komşuluk bağlarımızı tazeleyeceğim. Gözlerimin içine bakarak: “Allah kabul etsin.” demeleri de beni mest edecek.

Mesele aşure dağıtmak değil aslında, bir tas çorba ile gönül almak. Hepimiz kabuğumuza çekildik. Anne babamıza ayda bir gider olduk. Bacımızı, kardeşimizi aramaz olduk. Emmiyi dayıyı tümden unuttuk. Bayramlarda tatil planladık, tatil günlerinde diyar diyar gezer olduk. "Komşunun komşuya mirasçısı olacağını zannettim. " diyen Peygamber Efendimize, neredeyse ben mirastan feragat ettim diyecek hale geldik.

Oysa ki bizler farklı farklı yaratıldık. Hiçbirimiz bir diğerimize benzemiyoruz. Görünüşlerimiz farklı, fikir ve düşüncelerimiz farklı, inançlarımız bile farklı. Tıpkı bu aşurenin içindeki taneler gibiyiz. Her birimiz farklı. Asıl olan şu ki tüm bu farklılıklar bizleri bir çatı altında topluyor. Vatan çatısı altında… Soyumuz, ırkımız, inancımız ne olursa olsun bu vatan bizim… Kanıyla canıyla, akıyla alıyla bizim.

Bizler bu vatanı saygı ile renklendirip, sevgi ile tatlandırmalıyız. Bir başka tatlı tarifine buluşmak üzere…

Ya toprak ol

Ya da su

Sakın ateş olma.