Zeynep Nur KÜÇÜK


Analı Babalı Kalsın Çocuklar

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


Mutlu evliliğimizin meyvesidir çocuklar... Evimizin neşesi, gözümüzün bebeğidir… Canımız, kanımız, meleğimiz, ciğerimizdir onlar… Yuvamızın tadı; yüreğimizin parçası, can paremiz çocuklar…
    Gözlerini dünyaya açar açmaz, sevdiklerimiz gelir başucumuza… Bizleri tebrik eder, mutluluğumuzu paylaşır ve bizlere: “Allah analı-babalı etsin!..” derler. 
    Allah analı-babalı etsin!.. Eder inşallah. Bir ömür analı-babalı büyüsün çocuklar… Ne anası ölüp öksüz kalsın, ne de babasız yetim, olsun… Kalmasın!.. Anasız, babasız kalmasın yavrular…
 Anasının babasının el bebek, gül bebek büyüttüğü bir çocuk olsun; kahkahaları dünyayı sarsın… Mutluluğu evinde, sıcak yuvasında; anasının, babasının dizinin dibinde bulsun çocuklar…
    Birbirine aşkla bakan gözler, zamanla kaybolur gider. Cicim ayları çabuk geçer, sabır yılları başlar. Hayatın rengi değişir; renkler birbirine karışır. Atışmalar başlar, sesler yükselir, gözler üzgün bakmaya başlar… Tatsız tuzsuz geçer günler… Eşler birbirinde aradıklarını bulamaz. Ve en sonunda da beklenen son!..
    Sen yoluna ben yoluma, denir. Her son yeni bir başlangıçtır; yeni başlangıç yapma kararı verilir. Eşler kendilerine yeni bir hayat çizmek ister. Tekrar eski hallerine, bekârlık günlerine dönmek isterler. İsterler istemesine de ortada bir yaşanmışlık var: Bir çocuk.
    Ortada bir yavru kalır. Bu yavru artık analı, babalı değildir. Bu çocuk anada kalacak, analı olacak. Baba götürecek üç-beş günlüğüne, babalı olacak. Top gibi ortada gidip gelecek. Ya hediye paketi gibi bu çocuğu ikisi de isteyecek, onu alabilmek için bir o çekecek, bir bu… Ya da “Ben maziyi hatırlamak istemiyorum, varsın anasının olsun…” deyip atacak anaya. Veya da “Babasında kalsın, ben onu sık sık görmeye giderim…” diye babasına itilen bir çocuk olacak. 
    Çocuk anada kalacak; ana başlayacak, babanın arkasından atıp tutmaya. Babaya gidecek; baba, içindeki zehri akıtacak çocuğa. O yavrunun hiçbir zaman mutlu bir yuvası olmayacak. Mutluluğu tadamayacak. 
    Bir yanağından anasının, diğer yanağından babasının öptüğü bir yavru olamayacak. Anasının uğurladığı, babasının kucakladığı bir melek olamayacak. Bir elinden anasının, diğer elinden babasının tutup “Uçtuuu uçtuuuu, kuş uçtu!” diye hoplatıp, zıplatılan bir sevgi tomurcuğu olarak büyümeyecek. Anası kızınca, babasının arkasına; babası kızınca da anasının arkasına saklanan bir afacan olamayacak.
    Hep birlikte pikniğe gidemeyecek. Babası mangalda et pişirirken, annesi pişen eti yedirebilmek için, onun peşinde gezmeyecek. Babasıyla maç yaparken, annesi “Yeter artık, terledin oğlum!” diye çağırmayacak. Evin bir köşesine oyuncaklarını dizip, yalnız başına oyun oynayan bir kız olacak. İçinde anasının ve babasının olduğu bir ev kuracak. Evcilik oyununda anasını ve babasını yan yana oturtacak. Kendisi de onların kucağına oturacak.
    Masum yüzünü, hüzün perdeleri örtecek. İçten kahkahalar atmayacak, yalancı gülücükler dağıtacak. Boynu bükük, analı-babalı bir yetim olacak. 
    Okuldaki dosyasına iki telefon numarası yazılacak. Veli toplantısına anası, babası birlikte katılmayacak. Okul kapısında anası-babası karşılamayacak. Babası montunun fermuarını çekerken, anası boynunun atkısını sarmayacak. 
    Ateşlendiğinde ikisi de başında olmayacak. Hasta yatağında anasını, babasını sayıklayacak ama yanında sadece biri olacak. Büyüyecek elbet, o da büyüyecek. Hem de zamanından önce büyüyüp, olgunlaşmak zorunda kalacak. Olgunlaşacak ama içinde yaşayamadığı pek çok sızı kalacak.
    Ne mükemmel bir eş var bu yalan dünyada, ne de mükemmel bir hayat… Sevgili analar, babalar! Ayrılık kararı alırken durun ve bir daha düşünün!.. Düşünün Allah aşkına!.. Alınan büyük kararlar sadece sizi değil, sevdiklerinizi de etkiler. Özellikle de yavrularınızı… Yuvalar yıkılmasın!.. Varsın analı, babalı olsun; analı, babalı kalsın çocuklar… 
    Ya toprak ol
Ya da su
Sakın ateş olma