Ramazan Kombıçak


ALINTI

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


Ne ki insan için yaşam, yaşadığımız şu dünyada yaşamımız süresince neleri yaşayıp neleri görmedik nelere şahit olmadık ki. Bazen acı bazen tatlı, bazen çilelerle yüklü  olup  keşke bu günleri görmeseydik, yaşamasaydık böyle bir anı dediğimiz zamanlar da çok oldu. Bazen adam sende deyip gülüp geçtik bazen geçmek ne mümkün belki sabredemeyip isyan ettiğimiz bazen elimizi ey Allah’ım bu yükü  kaldıramıyorum kaldır ben aciz kulundan dediğimiz, hatta bazen de Yarab bize de Eyüp peygamberin sabrını ver. Ama biz aciz kulunuz takatimiz yok gücümüz az dediğimiz zamanda oldu. Akıp geçti zaman bir su akıntısı  gibi bazen sel oldu taştı içimizden bazen sakin su gibi şırıl akıp geçti.

   Geçti ama nasıl geçti, öğrendik mi sevmeyi ne için yaşadığımızı, acılarla yoğrulduğumuzu. Öyle oldu ki ufak tefek meseleler için birbirimize darılıp kaldığımızı, kardeş kardeşe  düşman olduğumuzu.  Ne mutlu analarımız babalarımız, çocukluk çağlarımızı onların gölgelerinde geçirip büyüdüğümüzü. Hiç düşündük mü kimsesizliğimizi, vatansız kalanları, vatansızlık bir yana vatanı uğrunda can verip, küçücük, çocukların yetim kaldığını, ana baba yüzü  görmeyip vatani için, bizlerin sağlığı için canlarını verenleri kimsesiz olup ta şehit olarak bizlere birer akrabası olarak mektup yazanları. Öyle ise şu güzel yurdumuzda, Albayrağ’ımızın dalgalandığı ezanımızın dinmediği, vatanını  bırakıta bizlere sığınanların halini, sen ben değil, biz olmamız bir olup beraberliğimizin  kıymetini bilmeyi. Vatanın ana devletin baba olduğunu.

   Vatani için can verenlerin kimler için şehadet şerbetlerini içtikleri, kimlerin ne için yetim kaldıklarını iyi bilelim. Evladını vatanı uğrunda şehit verip evlat hasreti ile yananlar bizim analarımız, bizim babalarımız, içimizden birileri olduklarını çok iyi bilelim. Sahip çıkalım vatanımıza el ele verelim. Ben hiç bir şey eklemeden şu iki alıntıyı da ekliyorum ben duygu ve hislerimi bu yazılar okuduğumda anlatamadım duygu ve düşüncelerimi kaleme alamadım. Defalarca okudum okudukça da duygulandım. Sizler için de ekliyorum. okumanız dileği ile.

      Binbaşı Miraç Emir anlatıyor:

“Suriye'de "Operasyondayız. Bir çocuk koşa koşa yanıma geldi. Arkasından çağıran dedesi ve nenesine aldırmaksızın. Diz çöktüm, sıkıca sarıldım. Bir şeyler söylemeye başladı sonra. Ellerini açıp "Muhammed”, “Muhammed" diyordu. Ben ise söylediklerinden hiçbir şey anlamıyordum. Defalarca kez aynı cümleyi kurdu. Gözlerinden yaş akıyordu ama mutluydu. Geriye döndüm, "Asker Aranızda bu çocuğun ne söylediğini anlayabilecek olan var mı?"

Var komutanım dedi bir asker. Koşarak yanıma geldi.

Çocukla konuştu, ona heyecanlı heyecanlı bir şeyler anlatıyordu çocuk. Merakla dinliyordum.

Konuşması bitince, asker bana doğru döndü.

Gözlerinden yaşlar akıyordu.

"Ne oldu asker? Ne söylüyor bu çocuk?" dedim.

"Komutanım, çocuk annesini, babasını ve 2 abisini de hava saldırısında kaybetmiş. Sonra her gün dua etmiş. "Bir sürü dua ettim" diyor çocuk. Sonra bir gün rüyasında Peygamber Efendimiz (S.a.v.)'i görmüş. Ona doğru bakarak: "Sil gözyaşlarını çocuk, ordumla birlikte geleceğim." demiş. İşte bu çocuk o gün bugündür hep bizi bekliyormuş komutanım.

Diyor ki, evimizde çayımız ekmeğimiz var. Peygamber Efendimiz (S.a.v.)'e söyleyin, bize de gelsin."

Ağladım...

Savaşın ortasında, çocuğun inancı karşısında diz çöktüm de ağladım. Bütün iradem, bütün direncim kırıldı da ağladım. Cebimden Türk bayrağını çıkarıp çocuğa verdim. Sevindi, yanağımdan öptü, koşarak dedesinin yanına gitti.

Anladım ki;

Türk Ordusu, İslam'ın son umudu. Seçilmiş millet, Türk Milleti. Ve Allah Davasının sancakları Türkiye Cumhuriyeti Devleti."

İçinde Bulunduğumuz Mübarek Günlerin hürmetine Rabbim Ordumuzu ve Devletimizi muzaffer eylesin! 

AĞLATAN MEKTUP

Çocuk Esirgeme Kurumunda yetişen

ŞEHİT Komando Uzman Çavuş Murat Akman'ın ailesi olmadığı için Türk Milletine yazdığı son mektubu…

Doğduğunda ailesi tarafından bir çöplüğe atılarak terkedilmiş ve Çocuk Esirgeme Kurumunda büyümüş olan Murat Akman ne kadar istemese de 18 yaşına geldiğinde evi bildiği kurumdan ayrılmak zorunda kalmış.

Ancak kurumdaki öğretmeniyle bağlantısını hiç koparmamış ve oradaki çocuklara yardımcı olabilmek için elinden geleni yapmış…

Askerlik görevini komando olarak yerine getirirken devletin kendisine bağladığı maaşı çocukların ihtiyaçları için kuruma göndermeye başlamış…

Çıktıkları operasyonlarda hayati tehlikesi olması sebebiyle her operasyon öncesi son mektubu olabileceğini düşündüğü bir mektubunu birlikte büyüdüğü bir arkadaşına ulaştırılmak üzere bir asker arkadaşına emanet etmiş… Murat Akman’ın geri dönmediği bir operasyon sonrası son mektubunu teslim ettiği arkadaşı mektubu verdiği adresteki arkadaşına ulaştırmış…

Mektup arkadaşı tarafından Murat Akman’ın vasiyeti üzerine bir yayın kuruluşuna belirli bir meblağ karşılığı devredilmiş ve şehit askerin vasiyeti üzerine medya kuruluşunun ödediği para Murat’ın büyüdüğü Çocuk Esirgeme Kurumuna bağışlanmış ve mektup gazetede yayınlanmış…

ŞEHİT ERİN ÇOK ANLAMLI YÜREK PARÇALAYAN SON MEKTUBU

…Bu yazı bir komando uzman çavuş mektubudur ve siz bu mektubu gazeteden okuyorsanız ölmüşüm demektir. Bir ailem olsaydı bu mektubu onlara yollamak isterdim ama yok.

Size koğuştaki ranzamdan yazıyorum. Şu an etrafımda Adana, Ağrı, Sivas, Edirne, Diyarbakır, Ankara, Antalya, İzmir, Urfa, Trabzon... Türkiye’nin dört bir yanından birbirini tanımayan ama birbirlerinin canını korumaya yemin etmiş bir sürü asker var. Birazdan operasyona gideceğiz, tek dileğimiz kayıp vermeden geri gelmek.

İlerde ölürsem eğer diye bir mektup yazmak çok zor. Aklına getirmek istemez ya insan ölümü, hani her zaman bir umut vardır ya. Askerliğim bittikten sonra yırtıp atacaktım bu mektubu ama şu an okuyorsanız yırtamadım demektir. Zaten pek de kalem tutmaz elim. Silah tutmayı daha iyi bilirim. Sizi korumam için siz öğrettiniz silah tutmayı.

Tuhaf olan siz bu mektubu okurken ben neden öldüğümü bile bilmiyor olacağım. Ya bir mayına bastım ya da yediğim bir kaç kurşun. Bileniniz var mı ben nasıl öldüm?

Kışlada her televizyona bakışımda birbirinizi öldürdüğünüzü birbirinizin canını yaktığınızı gördüm.

Müziğin sesini çok açtı diye komşusunu vuranlar.

Gücü kadına yetenler. Cebindeki on lirası için adam vuranlar.

Kız arkadaşına baktı diye alayını bıçaklayanlar.

Bileniniz var mı BEN KİMİ KORUMAK İÇİN ÖLDÜM?

Eti az pişti diye garsona çıkışan adam;

Sen rahat uyu diye kurşunlar başımın üstünden geçerken

Ben dağda her bulduğumu kesip yedim.

Arabasını solladılar diye levyesini kapıp arabadan inen adam, beni bir çöp bidonuna atıp giden anam söylesene ben kimin için öldüm?

Yetimhanede ve askerde en güzel şeyin ekmeğin bölmek olduğunu öğrendik biz.

Peki, size neyi bölmeyi öğrettiler?

Sizi önce Allah’a sonra birbirinize emanet ediyorum.

Ben sizden razı oldum Allah’ta sizden razı olsun.  Tarihe bir mektupla muazzam bir not düşmüş şehit asker.

RUHUNA FATİHA

   Sizlerde, bizlerde aynı bunlar gibi olabilir. Bir kimliğimizle olmayabilirdi. Bir köşede, bir sosyal hizmetler yurdunda bir düşman işgali altında olan, devlette esir, yetim kimsesiz garip, sefil kalabilirdik bu iki yazı bizi biraz daha kendimize getirir, vatan millet, insan kıymeti biliriz inşallah kimler için çalıştığımızı, vatanımızın kutsallığını, devletimizin bekası için neler yapmamız gerektiğini  çok bilmeliyiz. Devleti olmayın milleti olmaz. Dilimiz, ayrı ırkımız ayrı, düşüncemiz ayrı olabilir bayrağımız, vatanımız aynıdır. Güzellik birlikle beraberlikle olur. Gelecek günlerimiz inşallah hep güzel olur.

    Bendeniz bu iki anlatımı anı olarak yazdım, siz anımı, makalemi, hatıramı, güzel bir not ne derseniz deyin ama ben çok etkilendim. Çocukluk yıllarında sinemalar çok meşhur sıcak havalarda ise üstü açık yazlık sinemalar olur akşam karanlığında başlar, yazlıklarda çekirdek işlemek, kabuklu yemiş yemek de serbest olduğundan elimizdeki bir sinema bileti bir bardak çekirdek parası olup kapağı bir kaç arkadaş o tahta  sandalyelere yerleşip sinemaları girdik mi değme keyfimize. Yine öyle bir akşam sinemaya gittik izlediğim filimin etkisinden uzun süre kendimi alamamıştım. İşte böyle bir duygu böyle bir his. Komutanın Mehmet’e sorduğu gibi. Vatan nedir Mehmet dediğinde, anamdır komutanın. Aynı soruyu diğer  askere sorar vatan nedir asker. Vatan Mehmet’in anasıdır komutanım. İşte anamız, babamız, bacımız, kardeşimiz, her şeyimiz olan vatan. Adı gibi  tatlı, uğrunda çekinmeden can verilen şehadet mertebesine ermekte gurur duyulan vatan. O halde neyimizdir getiremediğimiz, neyimizdir paylaşamadığımız vatanımızdan başka bir yurdun olmadığını bilip, kardeş olalım verelim el ele bize emanet olan vatanımıza sahip çakalım.  Mehmet’in anası olan vatan Mehmetlerin yanaştığı liman, içinde barındığımız  sıla, ana baba, kavim kardeş, bağ bahçe ova her şeydir. Akif’in dediği  gibi. "Sana dar gelecek makberi kimler kassın gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın." Gelecek güzel günlere sağlıcakla esenlikle kalın.