İsmail Tufan


Ah şu insan!

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


 

İnsanın yaşam planları bitmez. Plan yapma merakı, insanı sürekli yeni planlara sürükler. Planlı hareket ettiğine inanması, ona güven verir. Kimileri günü planlar, kimileri gelecek onlarca yılı. Hazırlanan ama başarılamayan, başarılan ama planlanamayan hayata yaşlandığımızda bakınca, onun bir yaz-boz tahtasını andırdığını görürüz.
İnsanın bitip tükenmek bilmeyen güncel ve gelecekle ilgili beklentileri, onun doyumsuz bir varlık olduğunu göstermektedir. Sosyal varlık denilse de, insanın sosyalliği aslında iyiliğinden dolayı değildir, aksine başkalarına ihtiyaç duymasından kaynaklanır. Birlik-beraberlik denilen şey, aslında birbirine muhtaçlıktan ileri gelir. 
İnsanın akıllı olduğu söylenir. Öğrendiklerinden ve bildiklerinden mantıklı sonuçlar çıkarabilir, ama ender hallerde mantıklı hareket eder. Yaşam koşullarını dikkate alan, maddi ve manevi kazançlar elde etmek isteyen, bireysel kararlarına, niyetlerine ve eylemlerine bağlı bir yaşamın planlarıyla ilgilenen insan, yeryüzündeki yüzü kızaran tek canlıdır, ama bunun için hakikatten sayısız gerekçesi vardır. 
Yüz kızartıcı yönü bol olan insan, hayatı boyunca kendisi ve çevresi arasında uyum sağlamaya çalışır, ama uyumsuzluğu daha fazladır. Hapishanelerin dolup taşması bu yüzdendir. Yüz kızartıcı suçlarına rağmen insan en iyi hale getirmeye çalıştığı hayatını planlarken, amacı bağımsızlığını korumaktır. Fakat başkasının bağımsızlığına pek değer vermez. Çıkarcıdır, sinsidir, çiğ süt emmiştir. İnsan etiyle beslenen bir canavar, insan kanı emen bir vampirdir. 
Vampirler çoğalıyor ve yaşlanıyorlar. Yaşam süreleri hızla uzuyor. Nüfusumuz yaşlandıkça, yaşlanma ve yaşlılık ile ilişkili ihtiyaçlar, beklentiler ve sorunlar da değişiyor. Yaşam süresinin uzaması insanları ve toplumu kısmen umutlandıran, kısmen de kaygılandıran bir süreç olarak gelişiyor.
Eskiden insanlar erken ölümden dolayı kaygı duyardı, bugün ise geç gelen ölümden dolayı kaygı duyuyor. Çünkü ileri yaşlarda bağımlı olma ihtimalinin yüksek olduğunu biliyor.  Bedensel, zihinsel ve sosyal kayıpları arttıkça, kaygılarından meydana gelen hayatı değersiz hale geliyor. İnsanlar yaşlılarda sosyal gider artışını, ailenin ağırlaşan yükünü, sosyal, psişik ve ekonomik sıkıntıları, kuşaklar arası ilişkilerin bozulma riskini görüyor.
Hâlbuki yaşlılık içinde gelişim potansiyelini de barındıran bir yaşam dönemidir. Toplum bunu dikkate almaz. Yaşam süresinin uzaması, eskisine kıyasla sağlıklı yaşlıların çoğaldığı anlamına gelse de, ağır hasta yaşlılar çoğalıyor. Sağlık durumu, önceki nesil yaşlılara kıyasla daha iyi, ama bakıma muhtaçlar çoğalıyor. Yaşlıların çoğaldığı toplumumuzda şikâyetler, engellilikler, kronik hastalıklar ve bakıma muhtaçlık ve Alzheimer hastalığı yayılıyor. 
Eğer insan yaşlandığında da bağımsız bir yaşamın kendisi için önemli olduğunu kabul ediyorsa, o zaman ömür boyu öğrenmelidir. Öğrenme, bağımsızlığa götürür. Bu, bedenseli zihinsel ve bilişsel bağımsızlık olabilir. Bağımsızlığın aynı zamanda sembolik anlamları da vardır.  
İnsanın hedeflerine ulaşması, yaşam planlarını gerçekleştirmesi seçeneklerine bağlıdır. Mevcut seçenekleri kullanmasını önleyen engeller de vardır. Yaşlı, kendi durumunu optimize etmeye çalışır. Bunun maliyetlerini dikkate alır. Öğrenerek erişmeyi planladığı hedeflerinin önünü kıt kaynakları tıkamaktadır. Hedefleri ve kaynakları arasındaki gerilimi azaltmanım planlarını yapa dursun, hayat akıp gidiyor ve geriye kocaman bir soru işareti kalıyor.