Emin SALMAN


    T U H A F

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


                                                      Tuhaf sözcüğünün tuhaf kaçtığı zamanlar da olur. Şimdi yaşadıklarımız veya yaşadığını sandığımız olaylarda böyle bir dönemi yansıtıyor. bir film gibi gözümüzün önünden geçiyor zaman. Bir zamanlar balayı dönemiydi ve her şey güllük gülistanlıktı. Evet bu benzetme en uygun olanıdır. Beraber çıkılan ve yürünen yollar çabucak aşındı. Aydınlık günler geride kaldı. Tünelin karanlığına girildi, ışık şimdilik görünmüyor. Ne oldu da bu tuhaflık ortaya çıktı. Dizlerinin dibinde büyütülen  çocuk ile babanın arası niye açıldı.

 

    TUHAF

   

    Kesin büyü yapılmıştır ortaklar arasında. Yabancı güçler, gizli servisler, faiz lobileri, baronlar boş durmamışlar. Sevdaların arasını bozmuşlar. Üzülmek mi gerek sevinmek mi…Şimdilik karar veremedim. Zaten sultanımızın yüce çıkarlarını gözetmeden karar verirsem de maazallah hainlik yapmış olurum. Gecesini gündüzüne katmış,  evinde yatağında bir gün bile rahat uyumayan şefimize haksızlık yapmamak için onun vereceği kararları ve söyleyeceği sözleri beklemeliyiz. O uludur. O bilgedir. O son yüz yılın tanrının bize armağanıdır.

 

   Unutanlarınıza bir hatırlatmada bulunmak isterim. İnsan hafızası balıktır. Aynı zamanda nankördür. Bin dokuz doksanların armağanı bir prensesimiz vardı. Ömrü uzun olsun da iktidarı kısa sürmüştü. O da her şeyini bu topraklara ve halklara  vahd etmişti de, nankör teba kıymeti harbiyesini bilememişti.  Olsun. O kadir şinastı. Halklarına darılmadı, kesesini doldurdu. Dünyalığını tamamladı. Köşesine çekildi, halklarından kazandıklarıyla ana vatanı Amerikasında ve yavru vatanı ülkesinde huzur içerinde yaşıyor. Bizlere yaşattığı huzursuzluklar içinde ona darılmaya , kızmaya hakkımız yok ki!. . .  Ne çok alkışlamıştık, ne çok bağırmıştık. Bağrımıza basıp omuzlarda gezdirmiştik. Huşu içerinde kendimizden geçiyorduk. Kimimiz gerdanına , kimimiz, sarışın “güzelliğine”, kimimiz nutuklarına, kimimiz vaadlerine aşık olmuştuk. Onun geçtiği yollara  çıkar kar, kış, soğuk, yağmur demeden saatlerce beklerdik. Ahhh…prensesimize zarar gelmemesi için göğsümüzü siper etmeye varlığımızı armağan etmeye hazırdık.

 

   Zaman ne çabuk geçiyor. Prensesimizin balayı da iktidarı da bitti. Bizler sahipsiz kaldık diye günlerce, aylarca hüzünlenirken Sultanımızı tanrı bize bahş eyledi. Ne bereketli topraklar. Ne şanslı bir topluluğuz. Ancak şükretmesini bilmediğimizden başımız hiç beladan kurtulmuyor. Ahhh onu anlatmaya bu sayfalarda,  bu sözcüklerde şimdilik yetmez. Ancak onun hikayesini daha derin ve içtenlikle sizlerle paylaşacağım.

 

    Küçük bir ip ucu vereyim ki, sizlerde bende rahat uyuyalım. Sultanımızı yedirmezler size kolay kolay. Yalnız Sultanımızı fazla bağırtıp yoranlara kızgınlığımı tarif edemem. Yazıktır helak etmeyin. Tanrının lütfu, armağanıdır. Rahat bırakın ki dünyalığını tamamlasın, ahiretine zamanı kalsın. Çocuklarına küçük birer yuva kurmasına müsaade edin, ne olur…. Zavallıcıklar dışarıda mı kalsınlar ele güne muhtaç mı yaşasınlar…