Emin SALMAN


 SÖZ  UÇAR  YAZI  KALIR  

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


Sabahın seher vakti. Sükunet içerisinde bütün kentler, bütün caddeler, bütün sokaklar.Dışarıya süzülüyorum. Sokaklar ıssız. Caddeler kimsesiz. Kent masum ve saf. İnsanlık yokluğunun yarattığı saflık. Yarattıkları uygarlığın canavarı olan insanlar  yokken bakir olan kent, bana çok cazibeli geliyor. Hem yalnızlığın, hem de bakirliğin tadını çıkarmak istiyorum. Sokakların bakirliği yerini karamsarlıkla karışık, insanların eseri kire bırakıyor. Yüreğim burkuluyor. Sözcüklerin bakirliğinin yerine dilin kiri karşılıyor beni… Sokaktaki her adım kirin koyuluğunu ve karanlığını artırıyor.
         Sözcükler saftır. “Anne”,”baba” ilk sözcüklerimiz ne kadar da yalın ve masum. İçimizdeki çocuk büyüdükçe karmaşık ilişkilerimizin sonucu masumiyetini yitirmeye başlıyor. Her çocuk masumiyetini yitirdikçe kimliğine, benliğine yabancılaşıyor. Sözcüklerin kirlenmesi bunun ilk adımıdır.
        Sokaklara yeniden dönüyorum. Issız,sessiz sokaklar beni ürpertiyor. İş yerlerindeki asılı tabelalara bakıyorum. Camlardaki yazılara takılıyor gözüm. Derin bir iç geçiriyorum. Kirlenmişlikle karışık bir karamsarlık duygusu benliğimi kaplıyor. Her tabeladaki sözcük başka diyarlara sürüklerken, kendimden geçiyorum.
        Gezegenimiz her geçen gün küçülüyor. Küçüldükçe, yanaşık yaşamaya başlıyoruz. Ancak, her yakınlaşma bizi benliğimizden uzaklaştırıyor.Bunun izahatına kalkışmayacağım. Okuyucuya düşünme ve değerlendirme payı bırakıyorum.
        Arada kapalı sorular sormanın yararlı olacağını düşünüyorum.Merak ve şüphe birlikte arayışlara sürükleyebilir.
        Yaşanılan gerçeklikler dilinizin kirlenmesi konusunda sizleri ürkütmüyorsa zaten sorununuz yok demektir.Ben yaşanılan dil kirlenmesinden rahatsızlık duyduğumdan yazdıklarımla  eleştiri ve uyarılarda bulunmaya çalışıyorum.
      Sokağa çıkmak üzere hazırlanıyorum.Çayımın demlenmesini bekliyorum. Can sıkıntısından tv de kanallar arası geziniyorum. Star, Show, Skytürk, Cnbe-e, Flash….. ve artık diğerlerine bakma gereği duymadan kumandayı fırlatıyorum.
    Sokak beni bekliyor. Yabancı marka “auidi”ye biniyor şehir merkezine yöneliyorum. “Ford Fokus’un radyosunun düğmesine uzanıyorum Türkçe bir melodi mırıldanmak için; Power Türk, Show radyo, Radyo Klas, Capital Radyodan…. Sıkıcı ve ürpertici. Bu arada park ettiğim en yakındaki Astoria AVM de Polaris Plaza’ya, İpek Dry House de bir gömlek alıp giyiniyorum. Yorulmaya başlıyorum AVM deki “Börekhçi” den ayak üstü bir şeyler atıştırıyorum.
     Bu kadar kirin ortasında kasiyerlerin,satıcıların konuştukları sözcükleri anlamakta zorlanıyorum. Dil bana yabancı, ben farklı bir ülkedeyim hissine kapılıyorum.
       Benim hassasiyetimi bir dil seviciliği veya şovenizm olarak değerlendireceklere küçük bir sözüm olacak, sesler, sözler veya yazı sizin kimliğiniz, benliğinizdir.
       Söz Uçar  Yazı kalır  serisini Konfüçyus’un şu uyarılarıyla bitirmek istiyorum: “Bir ülkenin yönetimini ele alsaydım, yapacağım ilk iş,hiç kuşkusuz dilini gözden geçirmek olurdu. Çünkü dil kusurlu ise kelimeler düşünceyi iyi ifade edemez. Düşünce iyi ifade edilmezse, görevler ve hizmetler gereği gibi yapılamaz. Haliyle adet, kural ve kültür bozulur. Adet, kural ve kültür bozulursa adalet yanlış yollara sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içerisine düşen halk ne  yapacağını, işin nereye varacağını bilmez. İşte bunun içindir ki hiçbir şey dil kadar önemli değildir!”