Emin SALMAN


   RÜYA   BİTTİ    

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


 Doyuma ulaştırmaya çalıştığım ruhsal açlığımla boğuşuyorum. Giderek aşınmaya başlayan ruhsal dinginliğimi yakalamaya çalışırken kadınımın benim en iyi ilacım olduğunu keşif ediyorum. Daldıkça anılarının dünyasına aslında aynayı kendime tutuyor, yansımaları görmeye çalışıyorum. Yıllar önce yitirdiğim ve yüreğimin bir taraflarında gizlenmiş, hatıralarda saklı kalan o yüze, o sese, o görüntüye sürükleniyorum. Bir tesadüfün yeniden karşılaştırmasının derin sarsıntısıyla… Belki de hayatımın en güzel tesadüfü… Yanı başımdayken varlığından  habersiz yaşadığım, çok uzaklarda aradığım Seval’le karşılaşmak ikimiz içinde sürpriz oldu. İkimizin de yaralı birer kuş olduğunu öğrenmemize aradan geçen yıllar engel olmuştu. Hayatlarımızın kuytu karanlıklarında yaşarken belki de unutulmuştu hayatlarımız, varlıklarımız. Her anımız karanlıkken, ışığı arayan , zindana mahkum edilmiş yüreklerimiz, solgunlaşan bakışlarımız, sararan yaşamlarımız…Birbirinden habersiz geçen mahkumiyetlerimiz.

Seval, uykusuz gecelerinde kızarmış gözlerle umutsuz, karanlık yeni güne başlarken çaresiz. Eskiyen zamanla birlikte direncini, şevkini, azmini, arzusunu yitirdikçe hasretleri çoğalır ve yalnızlaşan dünyasında korumasız ve amaçsızca dolanır durur. Kanına girdiğim, ruhunu aydınlatmaya başladığım, beynini kemiren cevapsız sorular yerine kişiliği ile buluşturduğum Seval, beni düşündükçe çıldırma noktasına ulaşıyor. Amacım cinsel tatminin ötesinde derinliklerde gizli oklarımın bakışlarımın deliciliğinde saklı bir sevgiyle buluşturmak. Bedenini süslerle takılarla süslemek değildi … Yitirmesini hiç istemediğim yüreğini büyütmek, benim için hapsetmesini sağlamaktı.

Odamızın kararttığı gündüzleri ve geceleri bir zindana hapsettiğim varlığımı Seval’in şefkatli yüreğine bırakıyorum. Uzaklaştığım her okuma saatimi Seval’in hayaliyle dolduruyorum. Bazen zamanın yetersizliğinden korkuyorum. Sızlanmalarımı erteliyorum, düş dünyasındaki gezintilerimi çoğaltıyorum Seval’e akıyorum.

Akan yüreklerin karşılaşmasının yarattığı çarpıntının hazzını tatmadıysanız yaşamın hiçbir anlamı yoktur. Sıradanlığı yaşanmışlıktan saymıyorum. Gerçekliğin sonucuyla ilgileniyorum. Delici bakışların ok gibi saplandığı yüreğimin sızısını dindirmekle meşgulüm. Seval’in bakışları sızımın merhemi oluyor, benim için. Masumane bakışların, günahsızlığı, içtenliği ve çıkarsızlığı çekiyor kendine. Arada acımayla karışık bir minnet duyuyorum. Çünkü hayallerinin ve düşlerinin benimle yüklü olduğunu biliyorum. Bütün benliğini saran keder, hüzün, karamsarlık, umutsuzluk ve korku Seval’e hiç yakışmıyor. Üzerinde eğreti gibi duran bu duygulardan kurtulması gerekir. Onunla bütünleştikçe arınacağına inanıyorum. Dalgınlığı ve solgunluğu beni kaygılandırıyor. Kaygılarını paylaştıkça rahatladığını bilmemin huzuruyla sevinci, coşkusu inanılmaz boyutlara ulaşıyor. Amacım kendime benzetmek değil, bütünleştirmek.  Buluştuğumuz anların tadını doyumsuzlaştırıyorduk. Zamanın her boşluğunu dolduruyor, akıyorduk birbirimize. Sevda türkülerini seslendirirken, kendimizi sunuyorduk. Kışkırtıcı bakışların ardındaki arzular ortaya serildikçe aramızdaki duvarlar yıkılıp sis perdesi kalkıyordu. Utanmazca sunduğumuz bedenlerimizin sarhoşluğuyla dış dünyaya kapanıyorduk. Zamanın yetersiz kaldığı buluşmalarımızda dünyanın bütün sorunlarından uzaklaşıyorduk.

—Benim yüzümden işlerin, yazman aksayacak diyordu. Seval

Yüreğini saran sevda, işin anlamlaşmasını, yorgunluklarının yok olmasını, beynimin zindeleşmesini ruhumun aydınlanmasını sağlıyordu. Bunu biliyordu.

Benim bir şikâyetim yok seninle olmaktan, her söyleyişimin ardından gözlerindeki parıltının arttığı, sevincin ve coşkunun büyüdüğünü görünüyordum. Işıldayan gözlerinden bedenini saran arzunun ve dudaklarındaki alevin yakıcılığını hissediyordu.

Yüzündeki gülümseme ruhumun derinliklerine işlemiş güzelliği bütün ihtişamıyla yansıtıyordu. Beni peşinden sürükleyen gülümseme, saatlerce karşısında sessizce oturup, heyecandan titreyen dudaklarımın susmasına, ellerimin terlemesine, bir tek noktaya odaklanmama yol açıyordu. Yetersiz kalmasından korktuğum sözcükler gizlendikleri beynimin derinlerinden bir süre kalabilirler. Ben, Seval’i özlem ve sabırsızlıkla beklerken o,tutkuyla bağlanmamdan korktuğunu belirterek, kaçıyordu sürekli. Farkındaydım kaçışlarının. Ancak, çaresizliğin sızısını taşırken yüreğinde hiç bitmeyecek öyküsünü tamamlama sözünü yerine getirememenin burukluğuyla sessizliğine dönüyordu. Aydınlık karanlığı, gündüz geceyi kovaladıkça sabırsızlığın yaratığı özlemin coşkusuyla avunuyorum.

Hayallerin peşinden koşmayı terk edeli  yıllar oldu. Ben, karşımdaki varlığın, Seval’in yaşamının gizlerinin peşinde düşünüyorum. Niçin diye sormayın. Öyküsünü, öykümüzü yazdığımda bütünleşeceğimizi biliyorum. Bundan hoşlanmayanlar için söyleyecek sözüm yok.

Seninle geçen dakikalardan büyük bir zevk ve mutluluk alıyorum. Seni bilgisayarın başında beklemek beni yorsa da seni görebileceğim beklentisi yorgunluklarımı unutturuyor. Bu duygunun anlamını biliyorum. Yudum yudum tadını alıyorum. Sesinin o güzelim tınısını duyduğum an dünyanın en mutlu insanı olacağım. Gündüz hayallerimi beslerken, gece rüyalarımın vazgeçilmezi oldun. Yanlış anlama bundan bir şikâyetim yok. Her geçen gün gençleşip güzelleşiyordun. Beni daha çok kendine bağlıyorsun. Seni gördüğüm her dakika tazeliğini ve diriliğini koruyor. Yüreğimin atışına engel olamıyorum. Sen harika birisin. Korkularından kurtul. Hayatı bazen akışına bırakmakta yarar var. Kaderimiz bizi nereye sürükler bilemeyiz.

Ömür bir yitiriş

Ayrılık anlamsız bir yaşam

Gözlerine baktıkça

Işıldıyor ruhumun karanlığı

Bitiyor yüreğimin yorgunluğu

Türkülerine hasret sevdam

İsmini andıkça

Ah… titreşimlerin sesini bir duysan

Beni kendine esir ederken

Kendini bana mahkûm ettin

Sürükleneceğimiz bilinmezi düşünmeden

Ilık ılık akıyorum sana

Sen kanadı kırık bir martı

Ben uçmayı unutan bir kanarya

Sen kara sevda

Ben kara sevdan

Onun gibi düşünmek, onun gibi bakmak, onun gibi yaşamak için. Tepkilerinin sıra dışılığına alışık olmak için özümsemek gerek. Hayatın çekilmezliği bizi bunaltırken, umutları çoğaltmanın, coşkuları yoğunlaştırmanın, sevinçleri paylaşmanın yarattığı ferahlamanın omuzlarımızdaki ağır yükü hafifletmesini amaçlıyorum. Bunu sözcüklere döküp Seval’le paylaştığımda, onunda  benim kadar rahatladığını bilmekten mutluluk duyuyorum.

Seval, bir narin çiçek. Dokunmaktan, soldurmaktan korkuyorum. Gözlerine her baktığımda kırılacak duygusuyla, tedirgin etme kaygısıyla kendi sessizliğime ve yalnızlığıma dönüyorum. Derin düşüncelere dalmış hayal ediyorum Seval’i. Hülyalarla bezenen düşüncelerimin,duygularımın tadını çıkarmaya çalışıyorum.                                         

Bozkırın  küçük bir kentinin sakin bir köşesinde umutsuzluğun,kabusların  hayal kırıklılığıyla sürdürmeye çalıştığı yaşamın geleceğin karamsarlıklarıyla kader çizgisinin bundan sonrasını düşünmekte. Oysa her şey ne kadar kolay ve umut dolu görünmüştü başlangıçta. Tüketirken biz yaşamı, yaşam bizi daha hızlı tüketti , acımasız çarklarında. Öğütüldükçe ufaldık, savrulduk ve çözüldük. Bağlılığımız, güvenimiz sadakatimiz… Anlamsızlaşan geçmişin anılarıyla avunmak yoruyor, beni. Ayaklarımın üzerinde durmalıyım. Ancak, nasıl? Son bir sevinç kaynağım ve umudum olan çocuklarımın masumiyeti beni mutlu ederken, sanki arada bir ayak bağı olmalarından onlar adına kederleniyorum. Beynimde geleceği belirsiz kızımın yarattığı cevapsız sorular beni yormakta, bunaltmakta, bitkin düşürmektedir. Doyumsuz bir gecede bütün benliğimle son bir arzuyla kollarına teslim ettiğimde, aşınan ilişkimizin ve birlikteliğimizin tamir edileceğini, düzeleceğini sanmıştım. Arzu dolu, doyumsuz gecenin sabahının  yalnızlığımın ve çaresizliğimin başlangıcı olacağını bilemezdim.Hayat çizgim belirlenmişti ve artık dönüşü çok zor bir yola girmiştim.Belki korkudan,belki yalnızlıktan,belki çaresizlikten,belki umutsuzluktan…bilemiyorum.Zindan yolculuğum başlamıştı ve ben tükenecek ömrümün ve hayallerimin ardında sessizce bakacaktım.O karanlık,o ıstırap acılarla yüklü hayatın ağırlığı altında ayakta kalma dışında bir amacım da yoktu.Artık,sessizce ve ürkekçe kendi yalnızlığımla baş başa yım,bunu da biliyorum.Katlanmak,tükettiğim veya tüketeceğim ömrümün bu yüküne…Amacı ve geleceği belirsiz yaşamda tiyatronun iyi bir aktörü dışında bir rolümde yoktu.                                                                                                          

Kişiliğimde meydana gelen aşınmalar, güvensizliğime yansıyan cesaretimi kırdıkça, korumasızlığın yarattığı bunalımlardan umutsuzluk sarıyor bedenimi, ihanet yokluyor yüreğimi. Her ihanet paylaşılmaz acılara sürükler. Özlemleri ve arzuları tüketir. Kararsızlığımın derinleşmesine, bağlılığımın sorgulanmasına neden olur. Yönler ve yolları şaşırır, sokaklar çıkmaza dönüşür. Ruhumdaki isyankarlık sönerken, direncim kırıldı. Yelkenimi açıp, bilinmez limanlarda demirlemek için düşmek istedim yollara.Ancak,hiç birini yapmaya gücüm ve cesareti yoktu.

Korkular mı bizi esir alır, biz mi korkulara esir düşer düşeriz, bilemiyorum. Yetişme ve yaşam koşullarında gizli olmalı bu sorunun yanıtı. Her ürküntünün ardındaki güvensizlik zindanına beynimizi ve yüreğimizi teslim ettiğimizde, kurtulmak için çırpınmalarımız arzulu ve güçlü değilse, boğuşuruz. Sıradan ve anlamsız süslü sözcüklerle, maskeli gülümsemelerle ilginç ve çekici kılmaya çalıştığımız bizim olmaktan çıkmış, köle yaşamımızla. Korkuların yarattığı güvensizlikle kuşkucu bir kişiliğe bürünürüz. Umutsuzluk sarar bütün benliğimizi. Yaşamın yükü ağırdır her daim çaresizler için. Bilinmezin yaratığı korkuları atmak ise her insanın harcı değildir. Bilgiyle donanmadıkça, inançla sahiplenmedikçe esir olduğumuz korkuyla zaman çabuk eskitir bizi. Zamanından önce eskiyen varlığımızla kaderimize razı olur, bekleriz melanetleri, uysallıkla karşılar, boyun eğeriz. Nereye gidiyorum sorusu anlamsızlaşır. Kederini yaşarken kaderine razı olmaya alışırız. Bütün razı oluşların, bütün boyun eğişlerin, bütün teslimiyetlerin, bütün dönekliklerin, bütün zamansız yok oluşların temelinde korkularımız ve üzerimize sinen pısırıklıklar vardır.

Üzerindeki açık yakalı gömlek ve pantolon endamlı bedenin bütün güzelliğini ortaya seriyordu. Kışkırtıcı göğüslerinin açıklığı ile iri memeleri beni tahrik ediyor. Teninin güzel kokusuyla bayılmamak için olağan üstü bir direniş göstermem gerekiyordu. Seval’in mest eden gözlerine, işveli sesi karışınca çekici olmanın ötesinde huşu içerisinde kendimden geçiyordum. Arada takındığı utangaç bakışlar çekiciliğini dayanılmaz kılıyordu. Baktıkça, daha çok bakmak, sürekli bakmak istiyordum. Tenine her dokunuşumun yarattığı heyecan kasırgasıyla derin düşlere dalıyordum. Uyanmak, karanlık gerçeklikle karşılaşmak istemiyordum. Acının beni sürükleyeceği derin uçurumların kenarında duruyordum

Seval’i içinde bulunduğu korku tünelinden çıkarmak, zamanından önce yaşlanan yüzünü ve bedenini diriliğine kavuşturmak istiyordum.

       ---Benimle fazla uğraşma, bırak beni kendime diyordu.    

  Israrlarım karşısında inadın alt üst etti beni, çıkılmazlığa sürüklüyorsun uzak dur, demesine rağmen yüreğimin akışına engel olamıyordu. Onun yüreğinin akışını hissediyordum.                                                                                                                    Her bakışımın ardından keşfediyorum ruhumun derinliklerindeki aydınlığı.Yüzündeki hüzün, çaresizliğin,umutsuzluğun ve karamsarlığın yansımalarıdır.Mazideki yaşanmışlıkların avuntusuyla yetinmeye çalışırken,geleceğe ilişkin bir beklentisinin olmamasının hayal kırıklığı kederini arttırmaktan başka bir şeye yaramıyordu.Belirsizliğin yarattığı korkularla ürkekti.Kanadı kırık bir güvercin,yüreği yaralı bir ceylan gibiydi.Uçmayı unutan,sevilmeyi eskiten,okşanmaya hasret bir çocuktu.Ben onun  kollarında uyumaya can atarken,o saçlarını taradığım çocuğum olmaya sabırsızlanıyordu.Aklar düşen saçlarını kızıla boyamanın gülümsemesine çok yakışacağını söylediğimde gözlerindeki ışıltı beni sonsuz mutluluğa sürüklemişti.Yalnızlıklarımız bizi buluşturup yakınlaştırdı.Birbirine hasret çocuklardık.Çağlar öncesindeki yitiklerdik.Buluşmamızın,konuşmamızın nedenleriyle,nasıllarıyla gereksiz ayrıntılarıyla  ve sorularıyla yormayacağım.Sizin için anlamsız ve önemsiz.Ancak,ruhsal dinginliğimizi ,sürükleneceğimiz karamsarlık ve umutsuzlukları paylaşmamızın hiçbir sakıncası yoktur.  Zamanından önce yaşlanma korkusuyla solgun görünüyordu.Seval solmaya başlayan çiçek misali sulanmaya,okşanmaya,gönül alıcı sözlere ihtiyaç duyuyordu.Kur yapmaya çalışmıyordum,Her görüşümde çekiciliğinin artmış olmasının yarattığı paylaşmanın hafifleticiliğiyle birbirimize akıyorduk,düşlerimizde.Gerçeğe dönüşecek düşleri ertelemeyi söküp atmak için harcadığımız  emekler bağlılığımızı arttırıyordu.

          Aşkın düşmanıdır evlilik. Sorumlulukların etkisiyle denetimler artar. Özgürlüğümüz bizim olmaktan çıkar. Rutin davranışlara ,alışkanlıklara dönüşür bütün davranışlarımız. Özgürlüğümüzü yitirdiğimizden aldatmalar, aldanmalar, yalanlar yaşamımızın olağan davranışları olur. Bütün iç geçirmeler, serzenişler, kavgalar anlamsızlaşır. Ok yaydan fırlamış,biz kendimiz olmaktan çıkmışız. Geleceğimiz bize ait değildir, artık. Bütün çabamız tükenişin süresini uzatmak ve toplumsal değer yargıları masalının ardına sığınarak, rezaleti gizlemek için sevginin çıkarsızlığıyla evliliğin çıkar çatışmalarının karşılaşmasıdır  bütün mesele…

           Belki de gizemde gizli her şey. Kendimize açıklamakta zorlandığımız, ancak ortaya dökülmesinden sonra aleyhimize kullanılma tehlikesi beliren gizemlerin sonunda biter, aşk tutkusu. Bu tutkunun kaybetme endişesi, şüphesi ile süreklileştirilmesi, karşılıklı olmasına bağlıdır. Tavizlerin verilmeye ,göz yummaların başladığı yerde kopuşlar başlar.. Çünkü ,artık , karşılıklı kullanılacak kozlar sunulmuştur taraflara. Hep kollamaya başlar, açıklar ararız.

      Benim sana olan bağlılığımın tutkuya dönüşmesini istemiyorum.Çünkü ben yeni bir köleliğe hazır değilim ve ihtiyaçta duymuyorum. Eşit bir ilişki ve birliktelik  ,beraberliğimizi güzelleştirir, köklerinin derine inmesine olanak verir. Senin geçmişinde yaşadığın kötü hatıraların izlerini silmeyi vaat etmiyorum. Onları sen silecek ruhunun derinliklerinden söküp atacaksın.                                                                                                                                                   Seni göremeden gidiyorum. Üzgün,dalgın ve yorgun. Özlemini de beraberimde götürüyorum. Unutacağımı sanıyorsan yanılıyorsun. Asla… Gittiğim yerde seni düşünüp yazmaya çalışacağım. İçime düşürdüğün ateş korlanarak yanacak. Ancak, senin iyi olduğunu bilirsem çok mutlu olacağım. Gözlerindeki hüznü yüzündeki gülümsemeyi yanımda taşıyacağım. Heyecanım artarak sürecek, bunu biliyorsun zaten. Bakışlarını anımsadıkça, sen bir çocuksun diyen gülümsemen bana huzur verecek. Sesinden yoksun olmanın      acısını içime gömeceğim. O benim yaram olacak. Sesinle vereceğin ilhamın gücünü bir bilsen…Seni aramak istedikçe telefonun ekranına boşuna bakacağım.           Ölüm haberini ilk söylediğinde şaşkınlıktan, nasıl davranmam gerektiğini bilmediğimi itiraf etmek zorundayım.

        Boşluktayım, demiştin. Kafam karışık. Ne yapacağımı bilemiyorum. Her şey bitti. Gerçek bütün çıplaklığıyla karşımda. Beklenen ancak, hazır olmadığım acı sonla yüzleştim. Kırk yıllık yaşanmışlık, birliktelik nihayetlendi. Rahatlamam gerekirken, kölelik halkasından kurtulmama sevinmeliyken burukluk hissediyorum. Alışkanlıklardan kurtulmanın sükunetiyle yeni bir serüvene yelken açmaya hazır olamamanın ruhsal körelmesiyle ,karmaşık duygularımı düzene sokmam gerekir. Biliyorum, başaracak gücü kendimde buluyorum. Ancak iliklerime işleyen korkularımdan kurtulmalıyım.

          Gerçek nedir diye soruyorum kendime. Yaşanmışlık mı, yaşananlar mi, yaşanacaklar mı? Gerçeğin gerçek olduğundan kuşkuluyum. Zamanın sıra dışı yolculuğunda her şeyin anlamsız bir kurgu olması şüphesi taşıyorum. Aşk, yaşanan anın gerçekliğidir. Öncesi ve sonrası yoktur. Haber vermeden kapını çalarken, hoşça kal demeden terk eder seni. Tıpkı ölümün habersizce gelişi gibi. Ölüm belki de bizim tek gerçekliğimizdir. Bize ait olan o anı paylaşmamak ayrıcalığımızdır. Ortak olamaz hiç kimse o anımıza. Asıl gerçeğin sadece ölüm olduğuna inanmaya başlıyorum. Bütün hüzünlerin, kederlerin, acıların, coşkuların, sevinçlerin, gerçek dışı görüntüyü kurtarmaya yönelik eylemler olduğunu düşünmeye başlıyorum. Düşüncelerim arasındaki tutarsızlık ve bağlantısızlık beni yorsa da kararsızlık içerisinde debeleniyorum. Aşk iksirinin sarhoşluğuyla yolculuk etmeye çalıştığım  diyar, uğradığım mekan ve ziyaret ettiğim gönlünün sorunsuz olmaması da beni ürkütüyor. Sürekli bir arayış, bir serüven arayışı içerisinde olduğum yanılgısı içerisine düşmeni istemiyorum.

           Gerçek, ölümdür, diyor Seval. İçinde bulunduğum boşluk korku, ürküntü. Yorgun yüreğimin yeni bir yükü kaldırıp kaldıramayacağı endişesi. Yanlış anlama seninle değil, benimle ilgili diyor. Zamana bırakalım, olacakların önüne geçilmez.                                                                                                                    

Yüreğime ilmek ilmek işliyorum, yavaşça ve ağır ağır. Ruhumu esir alması için kendimi bırakıyorum. Teşvik ederken arada kışkırtmayı da ihmal etmiyorum. Hoşlandığını biliyorum. Ancak, beynini esir alan korku duvarını aşmakta zorlandığını söylediğinde anlayışla karşılıyorum. Kendini olacaklara bırakmanın korkusuyla, ürkmenin sıkıntısıyla kaçış yollarını az denemedi. Bakışlarındaki gizemi, yüzünden eksilmeyen gülümsemeyi her anımsadığımda bir coşku, bir sevinç dalgası bedenimi sararken, solgun yüzümün aydınlanmasına  ve küskün kalbimin çarpmasına engel olamıyorum.              Sessizlik her taraf. Veya sesler bana uzak ve yabancı, duymak istemiyorum. Sıkılıyorum, sıkıntımı nasıl atlatacağımı ve kiminle paylaşacağımı bilemiyorum. Yalnızlık girdabında boğuluyorum. Ruhum aç. Şefkatli bir söze, sıcak bir dokunuşa hasretim. Uzaklık, erişilmezlik ve çaresizlik beni yoruyor. Evin içerisinde, odalar arasında bilinçsizce ve amaçsızca dolaşıyorum. Kafamın karışıklığı duygularımın canlanmasını önlüyor. Zamana bırakıyorum kendimi şimdilik. Bütün tatlardan ve zevklerden uzaklaştığım  her saniyenin tüketişimi hızlandıracağını bilmeme rağmen elimden bir şeyin gelmemesi beni kaygılandırıyor. Telefonun ekranına bakıyorum. Ancak tuşlarına dokunmaya korkuyorum. Gelecek bir alo sesinin bütün fırtınaların dinmesinin başlangıcı olacağını düşünmeme rağmen tuşlara kaygıyla ve ürküntüyle bakıyorum. Güvenimi yitirdiğim, cesaretimi kaybettiğim yıllar öncesinin dinginliğine kavuşmak istiyorum. Yüreğimin sesine ahh bir kulak verebilsem.

         --Ölüm; boşluğa düşmek mi, özgürlüğe açılan kapı mı ayrımında değilim. Sona kendimi hazırlamamak, olacakları hafızamda canlandıramamak, kararan yüreğimi açamamak beni yıprattı. Varlığım; darbelerden, aşağılanmalardan, dışlanmalardan kurtulmasına sevinmeliyken beklenen günün ve kararın iç sıkıntısı beni huzursuz etti.

           Bitti. Uzatmaları oynadığım, kendimi kandırdığım, fırtınalar yüklü geçmiş sona erdi. Bitmesini istediğim, bitirmeye cesaret edemediğim acı ve hüznün ağır yükünün omuzlarımda  beni bitkin düşürdüğü anlar, olaylar, durumlar, bekleyişler, kabullenişler, feragatlar, tavizler her şey bitti. Kabuslarla yüklü RÜYA BİTTİ. Gerçek bütün acılığıyla, yalnızlığıyla karşımda… Ancak, ben gerçeğin neresindeyim? Artık akıl yürütmelerin, serzenişlerin bir anlamı da önemi de yok…