Emin SALMAN


  Arayış

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


Her yeni yılı umutlarla karşılamak isteriz. Bu ardında bıraktığımız yılın karanlıklarından, sıkıntılarından kurtulma isteğinin umudu olsa gerek. Aslında yaşamın sürekliliği içerisinde bir gün öncesiyle sonrası arasında çok önemli bir fark yoktur. Zaman kendi akışını kesintisiz sürdürür. O halde bir önceki günün karanlığından bir sonraki günün aydınlığına uyandığımızda sihirli bir el hiç bir şeyi değiştirmeyeceğine göre neden eski yıldan kurtulmayı isteriz. Bu psikolojik bir rahatlamanın ötesinde bir anlam taşımaz. Bir önceki gün bize ait olmayan yaşamlarımızın ertesi gün bizim olma ihtimali yine olmayacaktır. Ancak, insanın arayışları hep sürecektir. Yeniye, güzele, huzura, adalete, eşit bir yaşama olan arayış serüveni her biten yılla birlikte umutlarını bir sonraki güne taşıdığı gibi… Enkaza dönüştürülen yaşamımız da iyimser olmak içinde bir neden göremiyorum.
       Kötülükleri tükenen yıllarda aramaktansa kendi vicdanlarımızda aramaya yönelsek, yani birazcık kendimizi sorgulasak her yeni gün bir öncekinden daha aydınlık geleceğe taşıyabiliriz. Sorun; zamanda değil, zamanı acımasız ve dehşetle yaşatan insanlardadır. Elbette bunun ekonomik, siyasal, dinsel, düşünsel… Nedenleri vardır. Ama, bence temel nedeni katılıp katılmamak sizin bileceğiniz bir şeydir, var olan sistemin özel mülkiyet yapısındadır. Bütün kötülüklerin anasıdır. Gezegenimiz asırlardır kötülüklerden kurtulamıyor ve yeni kötülükler üretiyorsa; temelinde bu vardır. Diğer nedenler temel nedenin yansımalarıdır.

            Düşünsel bir sorgulamayla yaşamın akışına baktığımızda şaşkınlık yerini kaygıya bırakıyor. Zaman akıyor, hızla. Bizi sürüklediği ve götüreceği yerlerin belirsizliği içerisinde bir avuç güç sahibinin ve onların memuru politikacıların insafına terk edilen yaşamlarımız bize ait olmaktan çıkıyor. Etrafımızı kuşatan kurallar bizim dışımızda belirlenirken, gerekliliği beyinlerimize işleniyor. O kuralların bekçiliğini üstlenen güçler kendilerini ayrıcalıklı görmeye başlıyorlar. Silahlı ve paralı oldukları içinde yığınların itaat etmeleri isteniyor. Alıştırılan kitleler boyunlarını uzatırlar, ardından uysallaştıkları yaşamları için yaşamlarında oluşturulan değişikliklere alıştırılırlar. Umutları tükendiğinde ise artık yapacak bir şey kalkmamıştır. Anlatılan masalların inandırıcılığı bittiğinde yeni masallar zor olmasa gerek. İnsanlığın yaşamı masalları eskiterek, tüketilir.
          Demokrasiyi inşa ettiklerini ve sürdüreceklerini iddia edenlerin yönetimin en kilit noktalarına kendi yandaşlarını yerleştirirken bunun ulaşacağı sonucu sorgulamak gerekir. Kimin için demokrasi sorusu havada kalmışken, geleceğimizin takkiyeciler tarafından biçimlendirilmesi kaygı yaratıyor. Yapılan makyajlar görüntüyü kurtarmaya yöneliktir.
Sorunun can alıcı çözümü çok uzaklarda görünüyor.
         Ben demokrasiyi hangi cepheden baktığınızla değerlendirmemiz gerektiğine inanıyorum. Daha önceleri demokrasiyle ilgili düşüncelerimi satır aralarında sizlerle paylaşmıştım. Neo-Liberalizm için demokrasi; yapılan bütün haksızlıkların ve yaşatılan  bütün acıların üzerini örten  cilalı bir maskedir. Gerisi laf-ı güzardır, bence. Trajikomik oyunun aktörleri maskeli balonun görkemini yansıtırken, perdenin gerisindeki rezaletin gizlenmesidir amaç. Aktörler değiştikçe rolünü benimseyenlerin iştahı kabarıyor ve dünyalıklarını doldururken, seyircilere sadece kendinden geçerek huşu içerisinde şaklabanlıkları “yaşa”, “varol” sesleri arasıda hoyratça ve utanmazca yaltaklanarak alkışlamak düşüyor. Demokrasi rezaletinin ardına gizlenen soygun, talan, adaletsiz, eşitsiz yaşamımız; yapılan düzenlemelerle dizayn edilip uysalca uymamız sağlanır. Başkaldırılar her türlü araç “mübah” görülerek acımasızca bastırılır. Çünkü aktörler biz  “yığın”lardan daha akıllı oldukları için;”beka” mızı düşünerek kargaşadan kurtarma sorumluluğunu yerine getirirler. Amaç; geleceğimizi kurtarmaksa bunu en iyi “yönetici elit”in düşünmesi doğaldır. Demokrasi bu “elit”in hükümranlığının hoyratça aracıdır. Gözlerimizin içine bakarak söylenen yalanlar, dozajı yükseltilen tartışmalar var olan sistemi sürdürmeye yöneliktir özü itibarıyla.Statükoyu korumakla,statükonun bir başka versiyonunu sürdürmek arasındaki kavga bizim geleceğimizi belirlerken , biz “yığın”lar tiyatronun seyircileri olarak nemalanmadan payımıza düşeceklerin incecik hesaplarıyla uğraşırız, sefilce…