Özcan şimşek
13.11.2020 22:14:10
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü sayıgla ve özlemle anyıyorum. Ruhun şad olsun.


Vahit Doğan


“10 Kasım”

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


“Atatürk, bize, düşman bacaları altında değil, fabrika bacaları altında bir vatan bıraktı. (Mithat Cemal, 10 Kasım 1940) 
İnsan hayatı sonsuz değil, aklı eren herkes bunu bilir ve insanlar, yaşadığı müddetçe kendi ölüleri ile yaşarlar. Nasıl mı? Sağ olarak gördüğümüz akrabalarımız, arkadaşlarımız öldüklerinde hemen unutulmazlar ki; hayatımız boyunca adlarını yakınlık durumumuza göre anarız. Sanki hâlâ yaşıyormuşçasına. Çok eskilere gitmeye gerek yok: Neden mezarlar şehirlerin göbeğine, yerleşim yerlerine en yakın yerlere kurulmuştur? Ölülerimizle birlikte yaşadığımız için olabilir mi? 
Ölüm, ardında gözyaşları dökenler var ise ölümdür. 
Tarihe malolmuş şahsiyetler yüzlerce yıl geçse de ağlayanları, acı çekenleri, özleyenleri olmaz, ancak yaptıkları eserlerle, bıraktıkları insanlık mirası ile hep hatırlanırlar.
İşte Atatürk de tarihe malolmuş ve hiçbir zaman unutulmayacak şahsiyetlerden birisidir. Öldüğünde, 17 milyon nüfuslu bir millet ağlıyordu, aradan 82 yıl geçti, şimdi ise yine aynı millet, saygısını göstermek için Anıtkabir’e koşuyor ve insan seli her yıl daha da artıyor. 
**
“EN BÜYÜK MUCİZESİ” 
“Bugün, 10 İkinciteşrin 1941.
Atatürk’ü kaybedişimizin üzerinden üç yıl geçmiş oluyor.
Ve Türkiye,
Gelecek asırların derin enginlerine karşı açılmış granit bir kaya halinde,
Her vakitkinden daha sağlam, daha müttehid, daha kuvvetli,
Düşmanlarının bütün tahminlerini, temennilerini boşa çıkararak,
Şarkın tek büyük devleti gururile dimdik duruyor.
Atatürk’ün yoktan bir ordu yaratışı, bir imparatorluğun enkazı üzerinde yeni bir cumhuriyet kuruşu, bu devleti teşkil eden millete yeni bir ruh verişi, yükselme imkânlarını hazırlayışı,
Bütün dünya tasdik etti ki, bir mucizeydi, fakat Atatürk en büyük mucizesini hattâ Dumlupınar’da da değil, ölümünden sonra yaratmıştır. Bu, mucizelerinin en büyüğünün adına,
Şu granit Türkiye, şu yeni Türk nesli diyoruz.  
Ve biliyoruz ki, gördük ki, 
Hayat meş’alesi sonsuz daire içinde bir elden öbürüne geçmiştir, sonsuz nesiller arasında böyle devam edecektir.
(Ekrem Uşaklıgil, Son Posta Gazetesi) 

“MİLLİ MÜCADELE HATIRALARI”
SİVAS LİSESİNDE BİR GÜN
“Git, baba hakkı büyüktür. Fakat, ona söyle ki, vatan elden giderse evlâdın ne hükmü kalır!” (1919 yılı) 
Geçen yılın ağustosunda Erzincan köy eğitmeni yetiştirme kursundan dönüyordum. Sivas’a gelince lise binasını görmek için doğruca oraya inmiştim. Bu binada bir talebe olarak vaktiyle benim de hatıralarım vardı. Fakat düşünüyordum. Burada, bizden sonra okuyanlar ne kadar talihli idiler. Koca bir kurtuluş harbini ve yeni bir devletin kuruluşunu, bütün dünyanın gözlerini kamaştıracak bir başarı ile sona erdiren Atatürk, bu binada ne heyecanlı günler geçirmişti. Etrafında toplanan ilk talebelerinin dersanesi, büyük vatanperverlik ideolojisini neşre başladığı kürsü, içinde milletinin kurtuluş plânlarını hazırladığı odası, sade ve basit eşyası ile burada, olduğu gibi duruyordu. İnsan o günlere ve kendi içine dönerek koridorlarda sessiz dolaşırken, şanlı bir kurtuluş tarihinin ilk sayfalarını bizzat yaşatan ve teneffüs ettiren bir hava ve bir muhit içinde olduğunu hissediyor.
Yanım sıra yürüyen memur, tarihe malolan bu eşyanın her parçasını buraya kendi taşımış gibi bir bir göstererek heyecanla anlatıyor. Onun hayatı sanki burada başlamış, burada bitecekti. Hakkı vardı. Bundan tam on dokuz yıl evvel, bu binada, Atatürk’ün yanında ve hizmetinde bulunmuştu. Atatürk’ün burada uykusuz biten gecelerini, etrafına topladıklarının bile getirdikleri müşkülât düğümlerini çözmek için nasıl uğraştığını bizzat görmüş ve yaşamıştı. Atatürk’ün yazılarını saklıyacak kadar itimadını kazanmak, onun için ne büyük bir mükâfattı. Faka bu derece bağlılığından, ailesi ve babası endişe etmiye başlamıştı. Şehirde fena haberler dolaşıyordu. Nihayet bir gün, babası dayanamamış, gizlice onu görmiye gelmişti.
---Oğlum etme, eyleme, bırak evine gel, bugün yarın şehir basılacak ve buradakiler yakalanacak deniyor, Mustafa Kemal her şeyi göze almış. Sen kendini ve aileni düşün!  diye yalvarıyordu. Heyecanla sözünü keserek :
---Babanızın bu teklifine karşı ne yaptınız, diye sordum.
--- Babam, sözünü tutmam için birkaç defa daha gelip beni tazyike devam etti. Atatürk bu vaziyeti sezmiş olacak ki bir gün beni çağırdı ve sık sık yanıma gelenin kim olduğunu sordu:
--- Babam efendim, dedim.
---Peki, dedi.
Biraz sonra, beni, tekrar çağırmıştı. Elini omuzuma koyarak:
--- Hizmetinden memnunum; fakat baba hakkı büyüktür, git, dedi. Git, fakat babana söyle, ki vatan elden giderse evlâdın ne hükmü kalır!
Bu sözler bir hıçkırıkla düğümlenmişti; durmadan ağlıyordu. Bu ne mânalı, ne insani bir ağlayıştı! İri gözlerinin pınarından dökülen yaşlar, Atası için muhabbet ve sadakatle çarpan kalbinin en celî bir ifadesi, o günlerin içinde birbirine akan ıstırap, sevinç ve hasret duygularının tâ kendisiydi.
Sadece sevinmesi lâzım geleceğini hissettiren bir tonla:
--- Neden ağlıyorsunuz?, dedim.
Kendini toplamağa çalıştı ve başını kaldırarak:
--- Hiç… dedi. Babam bugünleri göremedi de ondan… 
(Ulus Gazetesi, H.R.)   
*** 
Saklı Kalan Şiirler köşemizin ilk misafiri Sabahattin Kudret Aksal. Şair, Mustafa Kemal’in İzmir’e girişini anlatıyor:
BİR RESİMDE ATATÜRK
İzmir’e girişini Atatürk’ün
Bir kahve duvarındaki resimde gördüm

Bir ılık güz öğlesinde
Şanlı hâki urbası üstünde

Koymuştu kılıcını içine kınının
Yürüyordu arasında sevgili halkının

Ayağında Anadoludan getirdiği toz
Bir inanç gözlerinde tükenmez

Alabildiğine insan kalabalığı ardı
Bir aydınlık geleceğe bakıyordu

Işıktı, sevinçti, türküydü
Görseydiniz o resimdeki Atatürk’ü
** 
İkinci şiirimiz, Suat Taşer’e ait.
Bugün yaşıyorsam
Güleryüzle emin
Tertemiz gökler altında
Dağlarım denizlerimle dost
Toprağımda dolaşıyorsam
Ümidli memnun ve rahat
Gecem gündüzüm hürse
Damarlarımda kanım
Tenler içinde canım
Korkusuz yürürse
Bulutlarımdan gözyaşı yerine
Rahmet dökülürse
Ekmeğim suyum tatlı
Toprağım da türküm de bereketli
Rüzgârlarım alabildiğine hürriyetli ise
Bacamda tütünüm tütüyor
Ölülerim huzur içinde yatıyor
Ağacım dal sürüyor boy atıyorsa
Görüyor biliyor inanıyorsam
Keyfimce gülüyor, keyfimce ağlıyorsam
Dün yokken bugün varsam
Sendendir
Sendendir Atatürk