Polat BİLİCİ


KUZU ÇOBANLIĞIM


Sene 1980. Kırşehir’deyiz.
Kırşehir’e bağlı iken, şimdi Boztepe İlçesi’ne bağlı olan Külhüyük Köyü’ndeyiz. Rahmetli babam sağdan soldan yüzelli kadar kuzu aldı. Beni de zoraki de olsa kuzu çobanlığına atadı.
Atadı derken maaş yok, sigorta yok hani. Karın tokluğuna çalışıyorum... Kuzular ayrı ayrı köylerden alındığı ve birbirlerine tam olarak alışamadıkları için guruplaşmalar oluyor. Kuzulardan da guruplaşma olur mu demeyin hani. İnsanlarda olur da kuzulardan olmaz mı? Sizlere şöyle tarif edeyim. Kuzular yayılırken önlerinde bulunan öncü, yani lider bir istikamete doğru yayılırken, diğer kuzularda onu takip ederler. Ancak aralarında fikir birliğine varıp lider seçene kadar. Bu süre bir hafta da olsa beni bayağı yordular. Yaylıma götürdüğün yetmiyormuş gibi, sürünün dağılmaması için sürekli bir araya gelmeleri için çaba sarf ediyorum. Bu bir hafta içerisindeki yorgunluğumu bir ben bilirim, bir de Allah. Allah’a şükür ki bir hafta sonra birbirlerine alıştılar da yüküm biraz da olsa hafifledi. Öğlenden sonra saat üç gibi çıkartıyorum kuzular. Öncelikle Kırşehir’de köyümüzün önünde bulunan çayırlığa bırakıyorum. Onlar yayılırken çayırlığa gelen diğer kuzu çobanlarıyla hoşbeş ediyoruz. Yaylıma neresi daha elverişli diye de fikir teatisinde bulunuyoruz. Sohbet, şakalaşmalar derken artık güneş batmaya yakınken birbirimizden ayrılıyor, her birimiz bir istikamete doğru kuzularımızı yayarak ayrılıyoruz. Belirli bir müddet sonra, bana azık olarak konulan torbayı açıp karnımı doyuruyorum.  Bu azık yiyecek, genellikle, peynir ve tereyağı karıştırılır, köy ekmeğinin içine konulur, eğer ki insafları varsa bir tanede kuru soğan koyarlardı, azzık torbasının içine Bâzen tereyağının içine doğranan ekmek kızarmaya yüz tutunca, üzerine yumurta kırarlar, yine aynı şekilde köy lavaşının içine koyarlardı. Ne yani birbuçuk döner veya Adana Kebap, acılı lahmacun koyacak değiller ya köy yerinde.:)) Karnını doyurduktan sonra, belirli bir müddet daha kuzuları güdersiniz. Kuzuların karnı doyduğu için artık yayılmak istemezler. Oldukları yere uzanıverirler. Nasıl olsa karınlarımız doydu. Biraz da dinlenme ve uyku zamanı… Yatmadan önce cebimizde bulunan ipi çıkartır, yiğit bir kuzunun ayağına bağlarız, diğer ucunu da bileğimize bağlar; uzanırız. Buradaki maksat kuzular giderse veya saldırıya uğrarsa, ipe bağlı kuzuda kalkıp yürüdüğü için seni de çeker. Böylece sen de uyanıverirsin. Bir türlü güvenlik sistemidir hani. Uzanırsın çölde sırt üstü, gökyüzüne bakarsın. Hava açıksa pırıl pırıl parlayan ay'a, saymakla bitiremeyeceğin yıldızlara, atmosferde yanan gök taşlarının seyrine doyamazsın adeta. Hey kurban olduğum Allah’ım. Neler yaratmışsın neler? Senin kudretine, akıl sır erer mi hiç diye düşünürken, uzandığın yerde uyuyakalırsın. İki saat kadar uyuduktan sonra, kuzular kendiliğinde kalkar yaylıma. O arada iple bağladığın kuzunun kalkıp yürümeye çalışmasıyla, sende uyanıverirsin. Bu defa istikamet çölden köye doğrudur. Köye doğru giderken diğer kuzu çobanlarıyla karşılaşıp hal hatır sorarken, çaktırmadan onun kuzularının karnına bakarsın. Kendi kuzularınla mukayese ederek, acaba kim iyi yaymış diyerek. Köye geldiğinde koyarsın kuzuları ağıla. Teştleri (su leğeni) suyla doldurup varırsın eve. Karnını doyurduktan sonra, uyku iyice bastırır, alırsın bir kepenek, direk evin arkasına, kuzey tarafına. Küfür küfür esen rüzgârın serinliğinde öyle bir uyku uyursun ki, Hilton oteli sizin olsun, damın arkası benim...